![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Emir Sultan Buharalı Seyyid ... Seyyid Muhammed Buhara'da doğar. Kendini bildi bileli ilim meclislerine koşar. Okur, okutur, öğrenir, öğretir, hasılı iyi yetişir. Babasının (Seyyid Emir Külâl hazretleri'nin) vefatı üzerine Medine'ye yerleşmeye niyetlenir. Artık Alemlerin Efendisine komşu olmalı ve ömrünün sonuna kadar kalmalıdır orada. Nitekim önce hacceder, sonra Münevver Belde'ye geçer. Ama bakın şu işe ki, o yıl görülmedik bir kalabalık vardır. Yine de misafirhanelerden birinde kıvrılıp uyuyacak kadar olsun bir yer bulur, döşeğini serer. Ancak binaya bakanlar alelacele gelir, başına dikilirler. 'Ama efendim' derler, 'orası Seyyidlere ayrıldı' Seyyid Muhammed güler. 'İyi ya' der, 'Ben de Seyyidim zaten.' Görevliler 'Hadi canım sen de' demezler belki, lâkin delil isterler. Seyyid Muhammed ellerini çaresizlikle açar, boynunu büker, 'Buraların yabancısıyım, söyleyin kim şahit olsun bana?' der. -Peki ama, biz nasıl inanalım sana? -Durun. Bir şahit buldum galiba. -Kimi? -Dedemi! Seyyid Muhammed 'Buyrun!' der, önlerine düşer. Mescid-i Nebi'ye gelirler. Genç Seyyid kabre döner, 'Esselamü âleyküm ya ceddi!' der. Kabirden çok tatlı bir ses duyulur 'Ve âleyküm selâm ya veledi!' |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| İSTİKAMET ANADOLU Seyyid Muhammed Medine'de yerleşmeye niyetlidir, ancak bir gece rüyasında Resulullah Efendimiz'le, Hazret-i Ali'yi görür. Ona, Anadolu'ya gitmesi emredilir. Üç nurdan kandili takip edecek, kandillerin söndüğü yerde yerleşecektir. Seyyid Muhammed uyandığında kandilleri karşısında bulur. Hemen o gün hazırlanır, çıkar yola. Seyahat haftalar sürer ve bir gün kandiller söner. Uludağ eteklerinde yemyeşil bir beldededir şimdi... Bursa'da! Yöre halkı onu keşfetmekte gecikmez. Etrafında halka olur sohbetine katılırlar. Hatta Sultan derler ona. Emir Sultan! O günlerde Yıldırım Bayezid Macarlar'la savaşmaktadır. İki tarafta güçlü, haliyle kayıplar büyüktür. Yaralılar öylesine çoktur ki çadırlardan taşar. Üstelik cerrah sıkıntıları vardır. Ancak, revirde o güne kadar tanımadıkları bir genç peydahlanır. Görünüşe bakılırsa son derece mahir bir hekimdir. Hatta günün birinde sultanın kolundaki yarayı sarar. Kesik derindir, ama tutkalla yapıştırılmışçasına iyileşir. İzi bile kalmaz. Yıldırım Bâyezid sargıyı çözerken hayretten dilini yutar. Zira bu hanımının nişanlıyken kendisine verdiği mendilin yarısıdır. Sırrı bilmek ister. Ama esrarengiz genç yoktur ortalıkta. Niğbolu müstahkem bir kaledir. Osmanlı ordusu büyük kayıplar vermesine rağmen tek taş sökemez. Görünen o ki, bu gidişle kaleye girmeleri ham hâyâldir. Ama Yıldırım kolay pes etmez. Büyük bir âzimle yürür surların üstüne. Tam ümidini yitirmek üzeredir ki, kale kapısı açılır. Osmanlı ordusunu âdeta içeri buyur eden genç kolundaki yarayı saran hekimin ta kendisidir. FATIMA SULTAN'IN RÜYASI Yıldırım o yıl Edirne'de konaklar. Ailesi Bursa'dadır. Bâyezid'in Hundi Fatıma adında hâya ve takva sahibi bir kerimesi vardır. Bu kızcağız bir gece rüyasında Efendimiz'i görür. Ondan Muhammed Buhari ile evlenmesi istenir. Ama kızcağız edebinden kimseye bir şey söyleyemez. Ertesi gün Server-i Kainat yine rüyasını şereflendirir ve 'Eğer' buyururlar, 'Ahirette şefaatime kavuşmak istiyorsan dinle beni!' Hundi Fatıma Sultan'ın talibi çoktur. Adı büyük paşalarla, namlı beyler sıradadır. Görünüşte Emir Sultan gibi fakir ve garip biri onlarla aşık atamaz. Ancak Hundi Sultan kararlıdır. Bedeli ne olursa olsun Emir Sultan'la evlenecektir. Ama sırrını kimselere açamaz. Hem Emir Sultan'ın Efendimizin emrinden haberi var mıdır acaba? Çok geçmez. Bir gün Emir Sultan dünür yollar saraya. Valide sultan dudak büker. Açıktan açığa 'olmaz!' demez; ama öyle demeye getirir. 'Söyleyin ona' der, 'kırk deve yükü altın getirsin, alsın kızımı!' Emir Sultan sakindir, 'Öyleyse!' der, 'göndersin develeri!' Mübarek, devecibaşını karanlıkta karşılar, onları hiç dolandırmadan Nilüfer çayına götürür. Su yatağındaki çakılları göstererek 'Doldurun!' der, 'Hatta kendi keselerinizi de.' Devecilerden bazıları 'bunda bir hikmet olmalı' der, bazısı güler geçer. Hele içlerinden biri 'n'olacak bunlar' deyip aldığı çakılları geri döker. Muhammed Buhari Hazretleri Valide Sultan'ın huzuruna çıkar. Heybeler ters yüz edilir. Zemini kıpkızıl altın kaplar. Valide sultan şaşırmanın ötesinde korkar. Şimdi diyecek tek sözü vardır: 'Nasıl istiyorsan öyle olsun!' |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| YILDIRIM'IN TEPKİSİ Nikah haberi Edirne'ye ulaştığında Yıldırım çok bozulur. 'Benim kızım, benden habersiz nasıl evlenir?' der ve kızını cezalandırmak üzere Süleyman Paşa'yı Bursa'ya yollar. Valide Sultan kızına ve damadına siper olur. Dahası büyük âlim Molla Fenari araya girer, askeri ikna eder. Hatta sarılır kaleme, padişaha bir mektup yazar. Yıldırım Bayezid'in Molla Fenari hazretlerine olan hürmetini bilen Süleyman paşa boyun büker, döner geri. Aradan aylar geçer. Bayezid Bursa'ya avdet eder. Halk yollara çıkar, sultanı karşılar. Yıldırım bir an kalabalığın içinde esrarengiz hekimi görür. Derhal atından iner. Ellerinden tutup sorar: 'Söyle yiğidim o maharet neydi öyle?' Emir Sultan hazretleri Feth suresinden bir ayet okur. 'Allah'ın kuvvet ve yardımı, biat edenlerin vefa ve sadakatlerinin üstündedir' Bayezid tekrar sorar: 'Ya mendilin öbür yarısı?' Emir Sultan cebinden çıkarıp uzatır. Sultan meraklıdır: -Adını bağışlar mısınız? -Muhammed! -Yanında Buharisi'de var mı? -Var! -Yoksa? -Elinizi öpebilir miyim baba. -Hayır. Öpülecek el seninki. Ve kucaklaşırlar. BURSA ULU CAMİİ Yıldırım Bayezıd Niğbolu zaferinde kazanılan gânimetlerle muhteşem bir mescid yaptırmak ister. Mimarlar bugün Ulucami'nin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi, bahçesi olanlara başka yerden muadil yer verilir. Hatta ceplerine birkaç kese altın sıkıştırılır gönülleri hoş edilir. Ancak yaşlı bir kadıncağız bir "Evim de evim" feryadı tutturur ki sormayın. Değerinin fevkinde ücretlere omuz silker, bütün tekliflere "olmaz" der. Önce vezirler, sonra bizzat Sultan, kadının ayağına gider, iknaya çalışırlar. Ama o direnir. Sultan Bayezid caminin yerini sevmiştir. Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Hatta divanı toplar, çözüm yolu arar. Kadılar "mal onun değil mi" derler, "satarsa satar, satmazsa satmaz!" Meclis çaresizlik içinde dağılırken Bayezid'in aklına damadı gelir. Emir Sultan'ı bulur meseleyi anlatır. Mübarek sadece tebessüm eder. "Acele etme!" der, "Bir gecede neler değişmez?" İhtiyar kadın o gece rüyasında mahşer meydanını görür. Annenin çocuğundan kaçtığı bir dehşet anıdır. Kalabalıkta korkunç bir azab endişesi vardır. O arada bir dalgalanma olur. İnsanlar âlemlere rahmet olarak yaratılan Efendimiz'in yanına koşarlar. Şefaate kavuşan kavuşana. Kadıncağız da niyetlenir, ama bırakın yürümeye, kıpırdamaya mecâli yoktur. Ayakları vücudunu taşıyamaz, ıstırapla yerleri tırmalar. Elinden kaçan büyük fırsat ciğerini dağlar. Feryad figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan'ı görür, "Herkes cennete gitti" der, "Ben bir başıma kaldım burada!" Mübarek o gönül ferahlatan tatlı sesiyle sorar, "Kurtulmak istiyor musun?" Kadın nefes nefese cevap verir: -Hiç istemez miyim? -Öyleyse Sultanımızı üzme! Ertesi gün kadın ayağı ile gelir, evini verir. Üstelik önüne konulan ücreti bağışlar camiye. |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ANKARA SAVAŞI Emir Sultan, Yıldırım'ın Timur Han'la savaşmasına razı değildir. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın bu kardeş kavgasına mani olamaz. Çekilir bir taraflara. Hatta bu kayıtsızlığa mana veremeyen Hundi hatun sorar: -Babamı yalnız mı bırakıyorsun? -Bak hatun! Ne bu savaşın bir manası var, ne de babanın kazanma şansı. Eğer elinden birşey geliyorsa hiç durma, geç olmadan çevir onu. -Niye öyle söylüyorsun. Babam mağlubiyet tatmamış bir sultandır. -Evet Timur da mağlubiyet tatmayan bir hakandır. Sen onun kaç devleti yıktığını biliyor musun? Üstelik ülkesi daha büyük, askeri daha fazla. Dahası Maveraünnehr illeri ilimde de, sanatta da çok önümüzde. -Sen babamın manevi zırhı değil misin? -Peki sen Timur'u koruyucusuz mu sanıyorsun. O, zamanın kutbundan dua aldı. Ancak Hace Hazretlerinin dahi böylesi bir savaşa rızası yok. -Ne yapmalıyız peki? -Baban aklını örten öfkenin farkına varmadıkça ne yapabiliriz ki? -Diyelim ki öfkesi galip geldi. -Zor günlere hazırlansanız iyi edersiniz. Ankara savaşında yaşanılan acı mağlubiyetin ardından Timuroğulları Bursa'yı muhasara altına alırlar. Şehir halkı zor durumdadır, hatta aç kalır. Ahali gelip Emir Sultan'ı bulur ve çok yalvarırlar. Mübarek bir kağıda birşeyler karalar, ordugâha yollar. O kağıtta ne yazılıdır bilemiyoruz, ancak hemen o gün çadırlar sökülür. Asya yollarına göç düzülür. EMİR SULTAN KİME GÖLGE? Ne hikmetse Anadolu halkı hep Emir Sultan Hazretleri ile Yıldırım Bayezid arasındaki menkıbeleri anlatır. Hâlbuki bu büyük veli Bâyezid'den ziyade Çelebi Mehmed'in yanındadır. Ankara savaşının ardından Anadolu çok karışır. Şehzedelerden Musa Çelebi, İsa Çelebi'nin üzerine yürüyüp Bursa'yı ele geçirir. Süleyman Çelebi ise Edirne'yi elinde tutar. Ancak bunlar devleti muhteşem günlerine döndürebilecek kıratta değildirler. Şehzade Mehmed iyi bir asker ve dirayetli bir liderdir. Ancak fitne çıkarmaktan çekinir. Çekilir köşesine işaret bekler. Allah dostları ne derse onu yapacak. İcabında kardeşlerinin emrinde çeri olacaktır. Bir gece rüyasında Murad-ı Hüdavendigar'ı görür, yanında Emir Sultan Hazretleri vardır. Dedesi önce bir kılıç verir, sonra yerinde duramayan kar renkli küheylanı gösterir "Haydi!" der, "Vazife sende!" Çelebi Mehmet hâlâ mütereddittir. Emir sultan bakışları ile cesaret verir ona. "Korkma!" der, "yanında biz varız!" İşte Çelebi Mehmed bu işaret üzerine yola çıkar ve tabiri caizse Osmanlı Devletini silbaştan kurar. Tarihçilere sorarsanız Çelebi Mehmed'in başardığı iş Osman Gazi'ninkinden aşağı değildir. Emir Sultan vefatından sonra da büyük hürmet görür. Meselâ Yavuz Selim, Mısır seferine çıkarken büyük velinin nurlu türbesini ziyaret eder, imdat diler. Kabirden çok net bir ses işitilir: -Ya Selim! Üdhulu Mısra İnşaallahü aminin. (Ey Selim. İnşallah Mısır'a emniyet içinde girersin!) ...Ve öyle de olur! |
| |
| | #5 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 26
Mesajlar: 798
| emırsultan camısının oldugu yerde 10 sene oturduk ılkokul dord dhıl tam camının karsısındakı emırbuharı ılkogretım okulunda okudum ama ne kadar kıymetını bıldık o tartısılır son aldıgım bılgılere gore camının etrafını sultan ahmet dekı gıbı genıs bı gorunume kavusturmak ıcın projeler vardı ınsallah gerceklesır |
| |
| | #6 | |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Alıntı:
çünkü ben hiç bi şey görmedim henüz.. ![]() | |
| |
| | #7 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Dec 2005 Yaş: 26
Mesajlar: 798
| bsb beledıyesı ve merkez ılcelerdekı beledıye baskanları gercekten bu ıslerı hakkı ıle yapıyolar eger yapılacak dendıyse bence yaparlar ne kadar bsb den bur alamasakda |
| |
| | #8 | |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Alıntı:
sadece şu anLık bi icraat yok dedim.. ben bu beLedieyi sevdim zaten.. Bursa onLarın yerinde girişimLeriyLe bayaa güzeLLeşti eLhamd.. büssürü yere köprüLü kavşakLar yapıLdı..trafik bayaa raatLadı.. Bursarayın 3.etabına başLandı.. 4.sü de başLıcakmış üniversiteye..ama....... bize yetişmez artık..... biz yine upuzun yoLLarda eziet çekçez.... nasib.. | |
| |
| | #9 |
| Er Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 6
| bu mübarek zat hakkında verdiğin bilgiler için Rabbim senden bin kat razı olsun osmanlı devletinin sürekli büyüyerek üç kıtaya hükmetmesinde böyle hakk dostu insanların payı büyük Allah onlardanda bin kat razı olsun Rabbim inşallh bizleride onlar gibi katında yükseltir gereklerini yerine getirmeyi nasib eder yazına çok memnun oldum devamını dilerim |
| |
| | #10 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 104
| EMİR SULTAN (K.S)HAYATI ve MENKIBELERİ HAYATI Bizim tarihimizde İslam’ın yayılması konusunda yaşayış ve sohbetleri ile, kılıçtan daha ziyade etkili olmuş, insanların gönülden İslam’a bağlanmasına, guruplar halinde İslam’a girmesine, çağ açıp çağ kapayan sultanların yetişmesine, tarihin akışının deiştirilmesine ve asırlarca insanlara Ruhaniyetleriyle yön verdiğine inanılan büyük insanlar ve veliler vardır. İşte bu büyük insanlardan birisi de Emir Sultan Hazretleridir. Gönüllere huzur veren İslam’ın yeryüzüne yayılması mücadelesinde Anadolu asker fatihleri yanında alp-erenler diye bilnen (Ahmet Yesevi, Yunus Emre gibi) tasavvuf erbabı alim ve arif kişilerin, mü’min ve mü’tekit sanatkarların da büyük rolü vardır. Bunlar Anadolu’nun iknci fatihi ve gerçek anlamda Anadolu’yu aydınlatanlardır. Nitekim, eski Kültür bakanlığı Müsteşarlarından Mehmet Önder Bey Anadolu’yu Aydınlatanlar adlı kitabında şöyle diyor: 1082 yılında Süleyman Şah Tarsusu fetheder-etmez Trablusşam Hükümdarı İbni Ammara bir mektup yazarak fethettiği şehre bir kadı ve bir hatip gönderilmesini ister. Birkaç gün sonra Tarsusa gelen kadı ve hatipe: Biz din-i İslam için bir cihad açtık. Buraları idare altına aldık. Sizler bu fethi tamamlayacak, biriniz halka adalet dağıtırken, diğeriniz gönülleri yıkayacak, imanla dolduracaksınız. Sizin göreviniz bizimkinden daha üstün ve daha kutsaldır. Diyerek bilgi, ilim ve irfanıyla Anadolu’yu aydınlatmalarını ister. Uzunca bir cümleyle özetlemek gerekirse, 1367’de Buhara’da doğup, 1429’da Bursa’da vefat eden Emir Sultan Hz.leri iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ilmini artırmak ve hac vazifesini yapmak için Mekke-Medine’ye gitmiş, Hz.Hüseyin'in neslinden, peygamber sülalesinden olduğu haber verilen yüce bir velidir. Yıldırım Bayezid'e damat olmuş, İslam'ın hükümlerini, O'na karşı söylemekten hiç çekinmemiş, idaresinde adaletli davranmasını ve İslam birliğini kurmayı öğütlemiş, Anadolu Türk Beylikleri arasındaki dostluk, kardeşlik, birlik ve beraberliği, sulh ve sükunu sağlamakla kendisini manen görevli hissetmiş ve bunun için çalışmlış, yanında yolunu izleyen müridleriyle birlikte bunları ziyaret edip düşüncesini anlatmış, birlikten kuvvet doğar demişti. Her ikisi de müslüman olan, Timur ile Yıdırm'ın savaşmaması, müslüman kanının dökülmemesi için çok gayret etmiş ama takdiri ilahi muvaffak olamamıştı.1402 Ankara Savaşı’nda Timur tarafından esir edilmiş, Timur'la görüşmüş, Timur O'nun ilmine, irfanına ve güzel ahlakına hayran olmuş Bursa'ya dönmesine izin vermişti. Yıldırım Bayezit, Çelebi Mehmet ve 2. Murat dönemlerinde yaşayan Emir Sultan Hz.leri, II. Murat zamanında da Osmanlı Sarayı’nda saygı görmüş, padişaha kılıç kuşatmş, 1422 İstanbul kuşatmasına beşyüz kadar müridiyle bizzat katılmış, ordunun manevi gücü ve desteği olmulştu. Anadolu'nun müslümanlaşmasında Emir Sultan, sözleri ve öğütleriyle Anadoluya aydınlık getiren, özü sözü doğru bir mürşidi olmuştu. Hergün yüzlerce insanın ziyaret ederek gönüllerini yıkayıp, ruhlanı serinlettikleri Emir Sultan'ın türbesi ve Camii eşi Hundi Hatun tarafından yapılmıştır. 1795'te zelzeleden zarar gördüğü için 3. Selim tarafından yeniden yaptırılan ve çevresi medrese, hamam, ,misafirhane gibi hayır müesseseleriyle donatılan türbede Emir Sultan Hz.leri ile birlikte hanımı Hundi Hatun, iki kızı ve oğlu Emir Ali bulundurmaktadır. Kaynaklada da İmralı Adası'nın adını Emir Ali'den aldığı yazılmaktadır. Rivayete göre Emir Ali Bursa'nın Timur tarafindan işgali sırasında, Timur'un adamlan tarafından kandırılarak İmralı adasına kaçrılmış, etrafına topladığı epeyce bir güruhla birlikte Osmanlı Devleti aleyhine çalıştırılmıştı. Oğlunun bu durumu kendisine haber verildiğinde Emir Sultan Hz.leri onun ölümü için dua etmiş ve Yadigarı Şemsi adlı kitapta verilen bilgiye göre ölümü o gece vuku bulmuştu. Cenazesi daha sonra annesi tarafından Bursa'ya getirilerek babasının yanına bu türbeye defnedilmişti. Devletin selameti için evladını feda edebilmek ne yüce duygu, ne büyük mürüvvet ya Rab!.. İşte büyük insan ve işte büyük insana yakışan hareket... YETİŞME TARZI Emir Sultan Hz.leri ilk tahsilini her şeyiyle müsüimanlığın yaşandığı aile ocağında görmüştür. O'nun ilk hocası yukarıda vasıflarını saymaya çalıştığımız Allah Rasulünü kendisine rehber edinmiş bulunan babası Emir Külal Hz.leridir. Emir Külal Hz.leri, daha küçük yaşta, yedi yaşında iken annesi vefat edip öksüz kalan oğlu Muhammed Şemseddin'in örnek bir insan olarak yetişmesi için elinden gelen gayreti gösteriyordu. O, oğlunu İslam Dininin özünde var olan ve tasavvufun esaslanndan sayılan, yüksek insan sevgisi ile yetiştirmeye çalışıyordu. İşin ilim ve ahlak yönünü ihmal ettneyen Emir Külal Hz.leri bunun yanında O'nun dünyalığıni da ihmal etmiyordu. O'nu namerde muhtaç, etmemek için elinden gelen gayreti sarfediyordu. Oğluna kendi mesleği olan çömlekçiliği öğretiyordu. Böylece dinimizin dünya-ahiret dengesini ihmal etmemiş oluyordu. "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalşırken hemen ölecekmiş gibi ahiretiniz için çalışın." hikmetini oğlu üzerinde gösteriyordu. Zira O, biliyordu ki, gerçek müslümanlar "Dünyada kalacağınız kadar dünya için, ahirette kalacağınız kadar ahiretiniz için çalışın." hadis-i peygamberini unutmayan ve hayatlanni buna göre ayarlayarak yaşayanlardır. Terazinin bir kefesini alabildiğine doldururken diğerini boş bırakmak, ayrılacağımız yeri alabildiğine tamir ederken mutlaka gideceğimiz yerimizi tahrif etmek akıllı ve hesabnı bilen kişilerin işi değildir. Emir Külal Hz.leri insanları seviyor ve onlara, hizmet etmekten haz duyuyordu. İnsanoğlu yaratılmışların en seçkinidir; sevilmeye, hizmet edilmeye, musamaha gösterilmeye layıktır inancına sahipti. Yine O biliyordu ki, insanoğlu titizlikle terbiye edilip, yetiştirilirse Cevher saçan hikmet sahibi birisi olur. İhmal edildiği zaman ise başıboş vahşi bir canavar haline gelir. Allah (cc) insanoğlunu her ortama uyabilme kaabiliyetinde yaratmıştır. Yaratılmışların en mükerremi, en mükemmeli, en iyisi olan insan, eğer eğitilmez, elinden tutulup doğru yol gösterilnez ise alçaklarm en alçağı durumuna düşebilecek yaratılıştadır. İşte bu ince sırrı çok iyi bilen Emir Külal Hz.leri, adeta oğlunun gelecekte yükleneceği önemli görevleri biliyor ve oğlunu ona göre yetiştiriyordu. İnsanları sevsin; darda, sıkıntıda kalanların yardımına koşsun, insanlara hizmet etmeyi bir ibadet sevgisi ile yapsın diye oğlunun terbiyesine büyük önem veriyordu. Seyyid Emir Külal Hz.leri keşif ehli birisiydi. Keşfi açık olan yüce ruhlu ve ince duygulu kişiler perdeler kalkınca Allah'ın izniyle geleceğe ait görülebilecek olanlan görürlerdi. AİLE TERBİYESİ Terbiye insani insan eden, insani Allah yanında da kulları yanında da sayılan, sevilen ve övülen bir kimse haıine getiren, insan ile hayvan arasında en büyük fark olan önemli bir sıfattır. Ahlak, karakter, seciye, huy, edep gibi eş anlamları da olan terbiye, ilk olarak aile ocağında alınır; okulda geliştirilir; toplumda meyvesini verme haline gelir. Diğer bir tabirle aile, okul ve toplum edebin, terbiyenin verildiği yerlerdir. Temel ailedir. 'Temelin sağlam olması halinde diğer tarafların ona uyacağı bilinen bir gerçektir. Sevgili Peygamberimiz babanın çocuklarına bırakabileceği en güzel hediye, en büyük, mirasın edep ve terbiye olduğunu haber vermişlerdir. Allah korkusu, peygamber sevgisi ve ahiret inancı olmadan terbiye diye öğretilen modern bazı görgü kurallarının da fayda sağlamayacağına işaret vermişlerdir. "Çocuklarınızı güzel terbiye edin." “Hiçbir baba evladına güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakmış olamaz." "Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın." Çocuklarınıza ve aile halkınıza hayır öğretin; onları edepli yetiştirin. "Kişi öldükten sonra geride biraktığı şeylerin en hayırlısı, kendisine dua eden hayırlı bir evlattır." "Çocuklarınzı şu üç haslet üzere terbiye ediniz; buyurarak dünya hayatının süsü, zineti, meyvesi, gülü sembolü olan Rabbımızın emanetlerini iyi yetiştirmemizi biz ümmetlerine bifldirmişlerdir. Hayatta örneği, önderi Hazreti peygamber olan , Şeyh Emir Külal Hz.leri oğlunu iyi yetiştiriyor, onu güzel terbiye ediyordu. O'na para-pul, makam-mevki, şan-şöhret sevgisi değil; Allah sevgisi, peygamber sevgisi ve O'nun ashabının sevgisini ögretiyordu. İyi veya kötü dünyada yapılan her şeyin karşılığını mutlaka görüleceği ahiret inancını öğretiyordu. Çünkü O, biliyordu ki, yetişen nesillerin bozulmalarının sebebi onları ihmal eden, onlara dinlerini, onun farz ve sünnetlerini öğretmeyen ve öğretmeyi ihmal eden babalardır. Emir Külal Hz.leri bu düşünceyi etrafına telkin ediyor ve kendisi de eksiksiz olarak oğlu üzerinde tatbikat ediyordu. İşte O'nun oğluna verdiği nasihatlardan bir örnek: Oğlum Peygamberi anandan ve babandan daha çok seveceksin. Soyunla öğünmeyeceksin. Ağzından hiç yalan çıkmayacak; her gününü son gününmüş gibi tamamlamaya çalışacaksın. İlim öğrenecek ve bunda asla üşenmeyeceksin. Ak sakallı yaşlı da olsan kılıç çekmeyi, düşmana karşı cihad etmeyi hiç elden bırakmayacaksın. Selamsız hiçbir topluluğa girmeyeceksin. Nikahsız kadınla oturmayacaksın. Hadisler sana yol gösterecek; Hazreti Kur'an ise senin rehberin olacak. Oğlum! hayat her şeyi ve her yanıyla senin için bir mekteptir. Hayra koş; kötülükten kaçın. Unutma ki en büyük silahın Hz. Allah'a ettiğin duan olacaktır." İşte görüldüğü gibi küçük Muhammed Şemseddin, geleceğin Emir Sultan'ı, bu öğütlerin ışığında, dinin inceliklerinin yaşandığı bir ailede, Emir Külal gibi muhterem bir babanın yanında terbiye gördü. Ayrıca Emir Sultan Hz.leri, babasının önde gelen müritlerinden Şeyh İsa ve benzeri zamanın ünlü mutasavvıflarının da sohbetlerinde bulunarak olgunlaşıyordu. İleride yıkılmaya yüz tutan genç Osmanlı devletinin ıslahında padişahlara, ülemaya ve ümeraya, ilim adamlarına verdiği nasihatları ile büyük rolü olacak Emir Sultan Hz.leri işte böyle yetişjyordu. Evladına vermek istediği terbiyeyi kişi önce kendisi yaşamalıdır. Yavrum şunu şöyle yap veya yapma diyen kişi şayet kendisi hayatında uygulamıyorsa bu terbiyesi etkili olmaz. Ayrıca "Ey insanlar! Niçin yapmadığınız (yaşayamadığınız) şeyi yapın diye söylüyorsunuz. Anlamındaki emri ilahiye de karşı gelmiş olunur. Şeyh Emir Külal Hz.leri gelecekte din ve millet için büyük hizmetleri vermesini istediği oğlunu gerçek bir mü’min olarak yetiştiriyordu. Küçük şemseddin, kendisi üzreinde unutulmaz ve tatlı hatıralar bırakan babasını ilgiyle izliyordu. Kendisini aç-susuz bırakmamak için toprak eleyen, çamur karan, çamuru işlenecek hale getirebilmek için, eliyle, ayağıyla yoğuran, sonra da çömlek yapmak için çarkını döndüren babayı görüyordu. Ve onu örnek alabilmek için dikkatle takip ediyordu. Babasının bütün bu işleri yaparken bir an bile Allah’ı zikretmeden, O’nu düşünmekte geri durmadığını, gafil olmadığını görüyordu. Kısaca O, daha çocuk yaşta iken kafa kafaya veren çömleklerle beraber, babası etrafında halka halka olup; İlimden, irfandan, hikmetten, saadetten bahseden dervişleri birlikte görüyordu. Dünya ile ahireti bir yürüten, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışırken hemen ölecekmiş gibi ahiret için hazırlık görmeyi ihmal etmeyen, madde ile manayı, birlikte yürüten manevi bir hatayı teneffüs ederek büyüyordu.Bu manevi baharda güller açacaktı, bülbüller ötecekti. Neden Şemseddin de bir bülbül olmasındı? İslam’ın gül bahçesinde şakımasındı? Demirci dükkanında bulunan is kokusu, misk satan attarın yanında bulunana misk kokusu siner derler. Küçük Muhammed Şemseddin misk kokusu ile yetişiyordu. Hakkın istediği şekilde dünya ahiret dengesini alarak, dünyada ahiret hayatını kazanmak, Allah'a kul olmak. O'nun rızasına uygun olarak yaşamanın huzur ve mutluluğun kaynağı olduğu şuuruna ermiş bulunarak yetişiyordu. Evet küçük Şemseddin geleceğin gönüller sultanı, Emir Sultan Hz.leri babasının irşadı ile zor olana talip olmuş,mayasındaki olgunlukla asil cevherini işletecek, süsleyecek olgunlukların elde edilmesine gayret etmiştir. Emir Sultan Hz.leri daha küçük yaşlarda iken Allah tarafından manevi yüceliklere eriştirilmiştir. Daha o yaşlarda iken yüce bir şahsiyet olacağına kesin gözüyle bakılır olmuştur. O, henüz yedi yaşlarında iken keramet ehli kişilerden birisi olan babası Emir Külal H.lerine, O’nu seven, kerametlerine birisi gelir. Suyu kesildiği için, suyunun kaynakları kuruduğu için bahçesindeki meyve ve sebzelerini sulayamadığını, bahçesinin kurumaya yüz yana yakıla anlatır. Ve suyunun tekrar akması, bu madur durumdan kurtulması için kendisine dua etmesini mahzun bir eda ile ister. Anlatılanları dinleyen Muhammed Şemseddin derhal abdest alır ve anlatılan bahçeye gider. Allah rızası için iki rekat namaz kıldıktan sonra çocuk kabinin saflığı, tazeliği, derinliği ve samiyetten doğan cüreti içinde cenabı Allah’a öyle bir yalvarır öyle bir yakarır ki, bu yalvarış neticesinde kaynağı kurumuş olan su tekrar akmaya başlar. Emir Külal Hz.leri bir müddet sonra bahçe sahibi ile birlikte bahçeye geldiğinde suyun akdığını görünce şaşırırlar. Sorup soruştururlar. Görenlerin tariflerinden küçük Şemseddin’in bahçeye eldiğini ve dua ettiğini anlarlar. Görüldüğü gibi Emir Sultan Hz.leri daha küçük yaşta iken kerametini göstermiştir. Doğumundan itibaren babası Emir Külal Hz.leri gibi sahih nikah ve helal lokmaya büyük önem veren, devrinin ilim ve terbiye usüllerini çok iyi bilen, aynı zamanda İslam'ın, ruhunu kavramış, gönülleri inşa etmekte mahir bir usta olan yüce bir zatın yanında yedi sene gibi bir zaman süresi az değildir. Emir Külal gibi ince ruhlu, İslam’ı benliğine sindirmi birinin yedi sene dikkatle kurmaya çalıştığı oğlunun gönlünde Allah’ın lütfu vedilemesiyle umulmayan bir zamanda böyle bir kerametin çıkmasına şaşırmamak gererekir. Böyle mahir bir usta elinde, Emir Sultan Hz.leri gibi kaabiliyetli birisine yedi senelik bir zaman az değildir. BABASININ VEFATI Emir Sultan Hz.lerinin küçük yaşta (yedi yaşında) anası ölmüş öksüz kalmıştı. Onsekiz yaşlarında iken de, kendisinin ilim, irfan kaynağı, hayatta maddi olarak tek dayanağı babası Seyyid Emir Külal Hz.lerini de kaybetmişti. Bebek yaşta öksüz kalan Emir Sultan Hz.leri şimdi de babasının vefatıyla yetim kalmıştı. Bir süre babasının yakın dostları ve özellikle Seyyid İsa’nın yanında kalmış, O'nun ve arkadaşlarının sohbetlerine, derslerine devam etmiştir. Zahiren yalnız kalan Muhammed Şemseddin’i, Buhara’nın arifleri, alimleri, şeyhleri ve baba dostları yalnız bırakmıyorlardı. Kendi sohbet halkalarında O'na da yer veriyorlar; yetişip daha da olgunlaşması için gerekli titizliği gösteriyor; kendilerine tevdi edilen bu kıymetli emaneti babasının arzusu doğrultusunda yetiştirmeye çalışıyorlardı. Bu arada Muhammed Şemseddin’in baba mesleği çömlekçiliğe devam ettiğini, babasından gördüğü dünya ahiret dengesini ihmal etmediğini de görmekteyiz. HAC YOLCULUĞU Küçük yaşta bazı kerametlerinin halk arasında yayılmasından ve kendisinden bahsedilmesinden rahatsız olan Emir Sultan Hz.leri hac vazifesini yerine getirmek için Hicaz’a gitmek üzere Buhara’dan ayrılmaya karar veriyor. Maksadı, insanların şöhret nevinden sözlerinden kurtulmak ve belki de fırsatını bulursa Medine’ye mücavir olarakyerleşmektir. Büyük zatlar, yaptıklarını sırf Allah rıası için yaparlar Şöhretten, reklamdan nefret ederler. O da böyle yapıyor. Evliyadan olduğu halk arasında yaygınlaşmıştı. Gördüğü rüyada da Mekke-Medine’ye gitmesi söylenmişti. Bunun üzerine Emir Sultan Hz.leri, “tebdili mekanda ferahlık varır. Hikmetli sözüne uydu. Bir takım manevi işlerin de rehberliğinde hac kervanıyla yola düştü. Ahbabı yaranı ve baba dostlarıyla helallaşıp, vedalaşmayı ihmal etmedi. Kendisini uğurlayanlar arasında Seyyid İsa da vardı. Sade bir şekilde yapılan bu uğurlama merasiminde O’nun Emir Sultan Hz.lerine gerekli nasihat ve hayır dualarını esirgemediğini de görüoruz. Dualarla hac kervanına katılan Emir Sultan Hz.leri Merv, Nişabur, Isfahan, Bağdat ve Basra üzerinden geçip, çölleri aşarak Mekke-Medine’ye ulaşır. Kabe-i Muazzama'yı ziyaret edip, Hac vazifesini, yaptıktan sonra tekrar Medine’ye döner. Niyeti oraya yerleşmek, geriye dönmemektir. Dedesi Allah resulü Hz. Muhamed (S.A.V.)’in Ravza-i Mutahhara’sı, tertemiz kabri etrafında, O’nun manevi huzurunda, O’ndan feyz alarak huzurlu bir hayat yaşamaktır. Bu maksatla orada ikamet etmeğe başlar. Hac kervanı ile geriye dönmez. Günler geçmekte, yirmi yaşlarındaki Peygamber aşığı genç, dinamik ve mütevazi Emir Sultan Hazretleri, yeni dostlar edinmekte, huzurlu ve cennet hayatı gibi tatlı bir hayat yaşamaktadır. Alimlerle, ariflerle Allah dostu, Resulullah aşığı muhterem kişilerle sohbet etmekte, onların sohbetlerine katılıp ilim ve irfanını o manevi havayı teneffüs ederek, aileden almış olduğu sağlam İslami terbiye ve edep doğrultusunda her gün daha da ilerlemekte idi. Gerçek Hak erleri, Allah’ın veli kulları kendilerini gizlerler. Sırlarının bilinmesini istemezler. Kendilerini tanıtmazlar. Sırları halk arasında yayılınca bulundukları yerden yerlere giden nice veliler vardır. Emir Sultan Hazretleri de Medine de gördüğü bir rüya üzerine Anadolu ya geldi ve Bursa’ya yerleşti. EMİR SULTAN HAZRETLERİ BURSADA Günlerce süren bu uğurlu kafilenin yolculuğu Bursa'da sona eriyordu. Sene 1389. Devrin padişahı Yıldırım Bayezid, Alimleri, din adamlarını. seven, onlara hürmet gösteren Yıldırım Bayezid. Daha sonraları, Emir Sultan Hz. lerine kaympeder olacak olan Yıldırım Bayezid. Kafile, Bursa’nın doğu kısmında o günkü adıyla, Gökdere vadisinde bir savmaya yerleştirilir. Buhara’dan Mekke-Medine'ye, oradanda yüklenmiş olduğu manevi bir görevle, günlerce süren yolculuktan sonra Bursa'ya yerleşen Emir Sultan Hz.leri, gözden ırak bir hayat yaşamayı bir müddet denemiştir. Ancak Bursa'nın müslüman halkı bu cevheri keşfedip çıkarmayı başarmıştır. Allah (cc) Hazretleri bir kulunu sever ve sevdirimek isterse, insanların kalbine onun sevgisini yerleştirir. Kişi gerçek anlamda Allah (cc)'i sever ve ona gönülden bağlanırsa, Allah (cc) da o kulunu sever ve kullarına da sevdirir. İşte gerçek anlamda Allah'ı sevip 0'na kul olan Emir Sultan Hz.lerini kısa sürede herkes tanımış ve sevmişti. Bu, öyle bir sevgi ki; eskilerin tabiriyle ivazsiz, garazsiz sırf Allah rızasi olan bir sevgi. Avam havas, fakir-zengin, devlet adami esnaf, talebe, hoca herkes O'nda sevgi ve muhabbetle bahsediyor; O'nun hizmetinde bulunmayı zevkli bir, görev kabul ediyorlardi. Hatta sonraları Osmanlı devletinin ilk şeyhül islamı Mola Fenari’nin de dikkatini çekmiştir, bu genç gönüller Sultanı’nın durumu. Molla Fenari o zaman Bursa kadısıdır. Sadreddin Konyevi’nin ana tarafından akrabasıdır. Alim ve faziletli birisidir. Kısaca O, Molla Fenari dahil, alim-fazıl, devlet ricali dahil herkesin kendisinden sitayişle bahsettiği bir kimse haline gelmiştir. Evet O, Bursa’nın ufkuna bir güneş gibi doğmuştu. O, Bursa’ya gelince manevi kandiller, ışıklar sönmüştü; ama O, Bursa’nın bir ışığı, nuru, güneşi olmuştu. Halk gruplar halinde O’nun ziyaretine gidiyordu. Sohbetlerinden istifade ediyor ve tanımayanlara tanıtmakta birbirleriyle adeta yarış ediyorlardı. Bu manevi feyz çeşmesinden her müslümanın kana kana içmesi için yarışıyorlardı. Hülasa Seyyid Muhammed Şemseddin Buhari Bursa ve yakınlarında kısa sürede tanınıyor ve gönüllerde Emir Sultan olarak taht kuruyordu. |
| |
| Konu Araçları | |
| |