![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 22
Mesajlar: 205
| Dün, yaşıtım bir arkadaşla konuşuyorduk. İyi bir okur, gündeş edebiyatımızı şüphe yok ki benden daha iyi izliyor. Yeni yazarları savundu, yeni şairleri. (Ben kimseyi yermemiştim.) Sonra söz, nedense, Cahit Sıtkı Tarancı'ya geldi. Arkadaşım, "Kim okuyor bugün Cahit Sıtkı'yı?" diye sordu. "O şiirler"in eskidiğini söyledi. Canım sıkıldı, fakat belli etmemeye çalıştım. "Bizi yetiştiren şairlerden biri değil mi?" diye sordum. Tuhaf bir el hareketiyle yanıtladı, geç git gibisinden. O zaman içe kapandım ve bendeki Cahit Sıtkı'yla yaşamaya koyuldum. Bu ismi ilk kez bir radyo programında işittiğimi açık seçik hatırlıyorum. Kaç yaşımdaydım? Ya ilkokula gidiyordum, ya yeni bitirmiştim ilkokulu. Spiker, Cahit Sıtkı'nın babasına yazdığı bir mektubu okuyordu. Şairliğin meslekten sayılamayacağına, oğlunun şairliğine kaygılı babaya; oğul, içindeki sesi ve derin arzuyu durduramadığını, şiir yazmadan yaşayamayacağını söylüyordu. Bu yalın sözlerden çok etkilenmiştim. Hatta hayallere kapılmıştım, ülkü edinmiştim: Günün birinde ben de mutlaka şair olacaktım, içimdeki sesi durduramadığım için şiirler yazacaktım... Sonra, muhakkak ki, "Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder" dizesiyle karşılaşmış olacağım. Cahit Sıtkı hayatıma, tıpkı şiirleri gibi, durgun, sessiz, usul usul girdi. Gün eksilmedikçe hiçbir şeyden yakınmayan bu şiirde daima hazin bir yalnızlık hissedilir. Aslında, aylak olmak isteyen kişinin şiiri. Ne var ki, aylaklığı, Anadolu Ajansı çevirmenliğinden Toprak Mahsulleri Ofisi çalışanlığına, bir dizi, takım elbiseli, kravatlı, hatta belki de siyah kolluklu iş yıkıp geçer. Baudelaire hayranlığı, yaşamdan şiire, kalabalık noktalar, noktalı virgüller, virgüller, ünlemler ordusuyla git git çöküntüye uğrar. Belki birçoğumuzda olduğunca. Yine de şaşırtıcı bir sentez söz konusudur: Aylak gezenin düşünce, isyan ve duyguda bilenmişliğine, bireyin kıstırılmışlığı, o soğuk ve resmi toplumun birörnek insanları karışır. Şiir, hülyasında isyankâr, yaşayışında -istenildiği, buyrulduğu biçimde- derli toplu bir çaresizin sözleriyle örülmektedir artık. Bütün bir hayata daha 1936'da şu acı dizeyle yaklaşılmıştır: "Alıştığımız bir şeydi yaşamak." Bence alabildiğine etkileyici bir dize. Yaşamak istediklerim, düşlediklerim yerine yaşamak zorunda kaldıklarımla yüz yüze geldikçe, Cahit Sıtkı'nın dizesini yineleyip dururum bugün de... Romanlarda, hikâyelerde, kendi kıstırılmış insanlarıma, Tarancı'dan dizeler hatırlatmak ihtiyacı, öyle sanıyorum ki, demin vurgulamaya çalıştığım sancılı ikilem dolayısıyla belirdi. Örnekse, eskilerde, Her Gece Bodrum'da, Emine ya da Cem, durup dururken Cahit Sıtkı'nın herhangi bir imgesiyle donanmışlardı. Ben de öyle yaşadım Ömrümde Sükût şairini. Ziya Osman Saba'ya yazılmış, bütün bir poetikayı dile getiren Ziya'ya Mektuplar'ı sık sık karıştırdım ve asıl Cahit Sıtkı'yı bu güzel eserde buldum. Eser diyorum; çünkü zaman içinde yazılmış mektuplar, Cahit Sıtkı'nın otobiyografik romanı gibi de okunabilir. Ben hep öyle okudum galiba. Mektuplar, hele Ziya Osman Saba'nın baştaki "Cahit'le Günlerimiz" yazısı, Tarancı'nın bir türlü gönlünce yazamadığı o, aylak gezen, aylak düşünen, özgürlüğünü bir mücadele gibi değil, doğrudan doğruya var olmanın temel sebebi sayan 'flaneur' türküsünü açıkça ifade ediyor. Kıstırılmışlığın pençesinde bir türkü. Bu türküye, tek tek dizelerde rastlamak olası. Sürgit iç huzursuzluğu, sürgit ölüm ve -Ziya Osman'ınkinden o kadar farklı- ölüm özlemi. Dizeler söylüyor: Biten günün sonunda hem bayram, şenlik başlar, hem yalnızlık. "Yolculuk sanırsın / Issız deniz gibi." Sonsuz gitmek isteği: "Robenson, halden bilir Robenson, / Adan hâlâ batmadıysa eğer, / Alıp götürsen beni oraya, / Deniz yolu kapanmadan evvel!" Gitmek istiyordu Cahit Sıtkı, diyebilirdim yaşıtım arkadaşa. Ünlem işaretlerinden, üç noktalardan kaçıp kurtulmak, ıssız adada, ıssız denizde. Ama hep vazgeçirtiliyordu aylaklıktan. Hakkı verilememiş özgürlük bir boğunç olup çıkıyordu. Bir köşeye çekilip kabullenmek kalmış geriye, uslu uslu, tıpkı hepimiz gibi. En sevdiğim dizesini Son Yaz Akşamı kitabıma saklamışım: "Aşk, dostluk!.. Hepsi dökülür yapraklar!" Bir mektubunda diyor ki: "Valery'nin bahsettiği o gülüşler, o bakışlar, o hançerede kalan çığlıklar..." Cahit Sıtkı şiirinin göçüp gittiğine hiçbir zaman inanmadım. Öyle söyleyenleri yıllardır dinlerim. Sonra kopuk kopuk dizeler, ince bir şiir, insanın öncesiz sonrasız duyuşlarıyla örülü... Hayatında şiire açılamamış kişilere okuyun Cahit Sıtkı'yı, şiiri sevmediklerini iddia edenlere okuyun, etkilendiklerini göreceksiniz. Azımsanacak başarı değil. Toplumdaki kıstırılmışlık, bireyin kıstırılmışlığı, bir de böyle okuyalım Cahit Sıtkı'yı. Yarın böyle okunacak, yarın da okunacak... yazıyı kaleme alan SELİM İLERİ ZAMAN'dan alınmıştır |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| "Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder" etmediğini belki kendi ispat etmiştir(herşeyi en iyi bilen ALLAH dır) .. neyse tanımam etmem ama güzel bir yazıydı |
| |
| Konu Araçları | |
| |