![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| 40 Yaşındasın ( D.Ali Erzincanlı ) Rahmetini umarak Günahkar bir dille; Allah azze ve celle Ya rasulallah, Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden, Kalbimizden seyrediyoruz seni. İşte Bir yaşındasın, Beni sa'd yurdundasın Sana süt anne olmadı kadınlar Bu yüzden dargın bulutlar Bir damla yağmur indirmiyor Kıtlık hüküm sürüyor beni sa'd yurdunda Minicik bir bulut var gökyüzünde Sana aşık... Ayrılmıyor başucundan Ve insanlar yağmur duasında... Hz.halime kucağına alıyor seni Yeryüzünde bir gölgelik...seni güneşten korumak için Oysa minicik bulut gökyüzünde Sana meftun, sana kilitli... Ve dua eden rahibin kucağındasın Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da Ama sen unutmuyorsun Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun O minicik bulut ilişiyor bakışlarına Büyüyor, büyüyor... Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini Çoğusu bilmiyor seni... Altı yaşındasın Medine-i münevvere yolundasın Yanında aziz annen ve ümmü eymen Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında Sonra yolda, ebva'da öksüzlük karşılıyor seni Mekke'ye annesiz giriyorsun Abdulmuttalip bir başka seviyor seni Ebu talip bir başka seviyor Ya rasulallah Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında Onlar anne deyince sen yere mi bakardın Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı ebva'ya Kaç gece anne diye hıçkırdın Efendim! Senin yerine de anne dedik annemize Senin yerine de baba dedik Yirmi beş yaşındasın Ve bambaşkasın Kimse sana denk değil Şefkat yayıyor kokun Güven veriyor sesin Sen muhammed-ül emin' sin Otuz üç yaşındasın Dalga dalga rahmet var Otuz beş yaşındasın Hadi gel bekletme yar İniltiler çalıyor kapısını göklerin Hadi gel bekletme yar Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin... Hadi gel ey yâr! Nurdağına davet var İşte Kırk yaşındasın Hira nur dağındasın Cibril iniyor göklerden Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan " ah! " sın Karanlık gecelerimize sabahsın Sen nebiyullahsın Sen habibullahsın Sen rasulullahsın Niye incittilerki seni sultanım Niye işkence yaptılarki sana Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar Himayesiz kaldın diye mi Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne " amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin " diyişin Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza Başına pislikler saçılıyor Başlar feda o mübarek başına Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar Biri koşuyor mekke sokaklarından sana doğru Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı Âla " bu koşan kimdir " diye bir soru dolaşıyor boşlukta Bu koşan kim? Ve cevap veriyor biri: Muhammed' in kızı fatımatüz-zehra Velilerin anası... Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın Sana yeryüzünde en çok benzeyen Gülmesi sen, ağlaması sen " ağlama kızım " diyişin geliyor aklımıza Niye çıkardılar ki yurdundan seni Himayesiz kaldın diye mi Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni Seni yetim bulup barındıranı Seni alemlere rahmet kılanı Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun "seni bizim elimizden kim kurtaracak" diyorlardı Sen, Sen " allah! " diyordun Allah azze ve celle Semayı haşyet kaplıyordu Sen " allah! " diyordun Arş-ı Âla titriyordu Bedir' de " allah! " diyordun Üç bin melek iniyordu alaca atlarda Yüz yirmi beş bin sahabi : " anam babam sana feda olsun " diyordu Ya rasulallah Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun Neccar oğulları'nın küçük kızları seni görünce Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi " beni seviyor musunuz " diye sormuştun onlara " seni çok seviyoruz ya habiballah " demişlerdi Sen de: " allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum" demiştin Bu gün yaşayan gençler var Neccar oğulları'nın kızları diğil belki Ama seni onlar da çok seviyor Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar Senden başka kimseleri yok Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun Altmış üç yaşındasın Refik-i Âla duasındasın Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu Kenarları beyazdı Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın Ve mübarek ellerini dizine vurarak : " görüyor musunuz ne kadar güzel " demiştin Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti : " anam babam sana feda olsun ya rasulallah, onu bana ver " Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile İstendiğinde katiyyen " hayır " demediğini bile bile " peki " dedin o zata Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı Aynı cübbeden yine yine diktiler Ama giyinmek nasip olmadı Haberler uçurmuştun ebu hureyre' nin diliyle : " benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler " Ve hz. enes ile paylaşmıştın özlemini " beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim" Sultanım! Ey medine minberinde " ümmeti, ümmeti " diye hüznü giyen sevgili Ey mekke mihrabında alemler hesabına " allah! " diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna Duyduk, itaat ettik Ya rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın Ve hâlâ ümmetinin başındasın... |
| |
| | #2 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| Faran Dağlarında Açan Sevgili ( D.Ali Erzincanlı ) Selam sana nazlı Nebi Selam sana gözbebeği Mevla'nın kudretiyle selam. Selam sana nur-i dilara Selam sana Hakk habibi Rahman'ın kudretiyle selam. Selam sana Andelib_i Zişan Selam sana Muhammedi Cebrail'in yüreğiyle selam İbrahimce selam sana Rahimce selam sana Gafurca selam. Selam sana ey yetimler padişahı Selam sana Ahmedi nefesli yar Eyyupça selam sana Selam sana ya Habiballah Selam sana ya Nebiallah Selam sana ya Resulallah. Ya Resulallah Sen, sevmek için istenen Can, dudakta istenen Sevda ikliminin en güzel mevsiminin En güzel çiçeğisin. Cemre gibi düştün kainatın kışına Bahar, senin elinde doğdu Senin elinle indi toprağa Öyle bir sevildin ki Candan aziz bilerek Uğruna can verildi Ama bu, ölüm değildi Adını bir kez anan Bir kez gönülden anan Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi Şimdi biz de seni anıyoruz Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni Ey Faran Dağları'nda açan sevgili Fecre On geceye Her şeyin çiftine ve tekine Akşamın alacakaranlığına Kararıp bürüdüğü zaman geceye Açılıp aydınlattığı zaman Gündüze and olsun ki Sen olunca sitem yok Serzeniş yok Eyvah yok Alemlere ambersin O'ndan başka ilah yok Sen, en son peygambersin. Beni ilk öksüz oluşun vurdu Yetim kalışın yaraladı önce Elden ele dolaşmıştın Herkesin gözbebeğiydin Ama mahzun Ama kederli Bir yanın arşa kadar azamet Bir yanın ürkek Mekke akşamları yanar Verdiğin her nefeste Ve gökten inen bir sesle Allah korumasına alır. Senin derdin Allah'tı Hüznün kederin Allah Senin dostun Allah'tı Sana en yakın Allah. Biz seni göremedik ya Resulallah Uhud Dağı'nı seyrettik Okçular tepesinden bir sabah Bir Medine sabahında Uhud'u seyrettik Seni göremedik Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi Seni öyle seviyordu ki Tenine bir dikenin batması bile O kalbi durdururdu. Biz seni göremedik ya Resulallah Uhud'u gördük bir sabah Malik bin Sinan olamadık Mübarek kanının, kanına karıştığı Malik bin Sinan sanki oradaydı Ve inemedik okçular tepesinden Sanki sen inin demeden inersek Uhud tekrar cehenneme dönerdi. Ey Faran Dağları'nda açan sevgili Güneşe ve onun ışığına Ardından gelmekte olan aya Onu ortaya koyan gündüze Onu bürüyen geceye Göğe ve onu meydana koyana Yere ve onu yayana and olsun ki Sen olunca sitem yok Serzeniş yok Eyvah yok Alemlere ambersin O'ndan başka ilah yok Sen, en son peygambersin Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim Mesafelerden usandım ya Resulallah Sana sesleniyorum Alemlere rahmetsin Seslenince yanımdasın Burdasın Günahkarım Ama sen günahkarların umudusun Temizle beni ya Resulallah! Temizle beni ya Resulallah! Temizle beni ya Resulallah! Mescid-i Nebevi'de gördüm Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar: "Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için." Buyurmuşsun İçimde her şey üşür Rüzgar üşür Yağmur üşür Dua üşür Melekler üşür Isıtırsan bir sen ısıtırsın Medine'ye akan nur gibi ak kalbime Ey ban u cihan Yorgunum Güçsüzüm Çaresizim Sen çaresizlerin yardımcısısın Yüreğimi koşturdum Sana doğru Çatlarcasına koşturdum Kimseye hakkım yok Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem Ben bir davalıyım Tükendim ya Resulallah Hicretimi kabul et ya Resulallah! Hicretimi kabul et ya Resulallah! Hicretimi kabul et... |
| |
| | #3 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| SEN YOKTUN Sen yoktun Efendim.. Hz Adem deydi nurun Önce cenneti Sonra yeryüzünü şereflendirdin Adem nuruna affadildi Arafat bu affa şahitti Sen yoktun Nuhun gemisindeydi nurun... Dalgalar yeryüzünü boğarken Toprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı bin bir sebeple Tufan nurunu selamladı edeple... Sen yoktun Hz. İsmail in alnındydı Nurun İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden "Rabbimiz" dedi "Onlara kendi içlerinden senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara , Onları temizleyecek bir elçi gönder, Amin dedi on sekizbin alem Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi İsmail Hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı. Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında. Hz. İsa Ahmet diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi Artık ben sizinle çok söyleşmem dedi havarilerine Çünkü bu alemin reisi geliyor.. Bekleyin Ahmet geliyor Kainata Rahmet geliyor Havarilerin yüzünü okşayan ölüleri dirilten bir nefes oldun ama Sen yoktun.. Sen yoktun Hz. Abdullah ın alnındaydı Nurun Başı eğik gecerdi mazlum Kuteyl göklerde seni sorardı Faraka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme.. Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.. Sen yokken sultanım canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek. Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.. En son çocuk atılırken çukura annesinin suretinde bir melek tuttu onu ve tebessüm ederek. Hira Nur dağını gösterdi Melekler süslüyordu Hirayı Efendisine hazırlanıyordu Cebel i Nur Efendisine hazırlanıyordu Mekke Alem efendisine hazırlanıyordu.. Kainatın gözü Hz. Amine deydi Toprak yalvarıyordu Rabbine gel diye Mazlumlar gözleri semada ağlıyordu.. Ve bir geşişin vardı Ya RESULALLAH Bir inişin vardı yeryüzüne Önünde cebrail , ardında yalın kılıç melekler.. Bir inişin vardı yeryüzüne Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belkide.. Öksüzler annelerine sarıldı doya doya. Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini , Her şey sus pus olmuştu Hadi diyordu yıldızlar , Hadi diyordu ay , Kainat bir isim duymak istiyordu.. Ve bir ses yükseldi Amine nin evinden.. MUHAMMED Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini MUHAMMED Melekler öptü onun ellerini MUHAMMED Seni yaratan ALLAH a kurbanız ey dürrü yekta.. Sana o adı veren Rahmana kurbanız. Artık sen vardın susuz topraklara Rahmet indi seninle Anenden sonra Anne Halime sevindi seninle Yağmuramı ihtiyaç var kaldır şehadet parmağını yağmurları salsın ALLAH.. Sonra tut ağacın yaprağını köklerini çıkartıp yanında yürütsün ALLAH.. Yeterki sen iste , sen iste ya RESULALLAH Deki ben kimim dağlar taşlar dile gelsin Dilsiz çocuklar ellerinden tutp "ente Resullah" desin Sen vardın Bedir kardı ,Uhud dardı , Hendek yardı Yiğitlerin vardı ölmek için yarışan yiğitlerin.. Hele bir Enes in vardı Ya Resulallah Uhudda öldüğünü duyunca arkadaşlarına " niye burada oturuyorsunuz " diye sormuştu Onlarda " Allahın Resulu öldürülmüş " deyince " peki o öldükten spnra yaşayıpta ne yapacaksınız kalkın ve onun gibi ölün " demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü hemde ne şehit ey Nebi vücüdü yaralardan tanınmaz haldeydi. Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu. Mus'ab bin umeyr in vardı senin Uhud da sancağını taşıyan öyle bir aşkla sana bağlıydıki . Allah o gün meleklerini Mus'ab ın suretinde indirdi. Ebu hureyre n vardı senin acıkınca mescidin önünde durur sen anlardı " ya ebahir... gel " derdin Ve sen gittin bir gidişle gittin ki ardından hüznün kaldı hasretin kaldı göklerde. Bilal ezan okuyamaz oldu ne zamn teşebbüs etse " Muhammed Resulullah " demeye dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi Sonra günler ay aylar yıl oldu ve asırlar oldu sensizliğe açtık gözlerimizi ama sen bırakmassın bizi Sen varsın ey Şehitlerin sultanı.. Bir şehit bile ölmezken sana nasıl yok deriz.. Ebu Talib Şama giderken devesinin önüne geçip " beni burda kime bırakıp gidiyorsun " demiştin " ne anam var ne babam " Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resulallah Bırakma bizi ki Allah " sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz " buyuruyor. Bırakma bizi, hayatı seninle öğretti Rahman , Kulluğu seninle tanıdık . Dua yı senden öğrendik SEVGİLİ. Hz. Ömer umre için senden izin istediyince " kardeşim " dedin ona " kardeşim duanda banada yer ayırırmısın " Bizler ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için. Ey Rabbimiz Resulunu anışımızdan haberdar et O na binler salat binler selam. Habibine Makam ı Mahmud u ver. O na vesileyi lutfet O nu Refiki ala ya yükselt. Bizide affet O nun hatırına Affet Zatının hatırına Affet Neolur AFFET bizi BİZİ AFFET... Dursun Ali Erzincanlı |
| |
| | #4 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| Sen Gidince Efendim Sevgili! Sen gitmiştin... Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi. Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda... Sen gitmiştin... Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi. Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda. Sevgili! Nasıl iltica edelim sana ; huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!. Ve duyurabilsin mi sesini!?. Efendim, duyar misin sesimizi?.. Sevgili! Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde hilal. Biz bir bakışının dilencisi, biz dolunay tutkunları, biz bayramı gözleyen oruçlar. Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz. Sen imrenme, biz ayıplanma. Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar. Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı. Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz, kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa. Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim, düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver. İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?.. Sevgili! Sen gitmiştin... Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da. Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı. Sen gitmiştin... Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara; ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi. Sen gitmiştin... Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda. Hasretinden akıllar yitirildi efendim, gönüller gölgelere düştü. Kucak kucağa güneşlerimiz söndü, dudak dudağa denizlerimiz kurudu ve sen gitmiştin efendim. Sen gitmiştin... Seninle birlikte her şeylerimiz gitti. Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra; kanlarımız sahralar doldurdu. Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi, kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına... Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim, hiç kâr elde edemedik. Aldandık, hep aldandık. Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik. Dillerimiz dilim dilim edildi efendim. Bize sevmeyi unutturdular ilkin; sonra sevginin ne olduğunu... Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık. Vurgunlar yedik pes pese efendim... Ve sen gitmiştin. Sevgili! Sen gitmiştin... Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın. Hayırları söyleyip gitmiştin, biz ser işler olduk. Uzun uzun emellere kapıldık, kapılanıp kaldık umutların kapısında. Yolunda yürümekten üzerimize düşen, baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim. Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen; böğrümüzde kaldı ellerimiz. Hanım idik halayık olduk; bay idik köle edildik. Sen gitmiştin... Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler. Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar, dönüşlerinin ahengini kırdılar. Bölük bölük kadınlarımız, grup grup erlerimiz, demet demet çocuklarımız, kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini. Ve sen gitmiştin efendim... Sevgili! Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği prizmada. Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna; aşkın o aynanın cilası idi hani. Güzelliğin olmasa efendim, aşkı hiç bilmeyecekti cihan; aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı. Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim... Ve sen gitmiştin... Sevgili! Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!.. Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin. Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın. Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş, "Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin. Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü; Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine. Artık düşmanlarımız dostlar arasında; dostumuz düşman içinde. Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda. Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk... Sana muhtacız!.. Sana en fazla muhtacız. En fazla sana muhtacız. Uyandır bizi uykumuzdan... Gel ey sevgili! Bir gelişle gel, bir gülüşle gel. Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden... Sana muhtacız... Sana en fazla muhtacız... |
| |
| | #5 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| AŞKINA Sana aşık olanların, Sana aşkla yananların sevdası var içimde! Her birinin gözlerinde bir Mekke,yüreğinde bir Medine yaşıyor, Sana hasret duyanların,yalnız seni ananların özlemi var içimde! Gözlerinde senden kalma bir hayal,sözlerinde muhabbetin yaşıyor, Sana köle olanların ,gül çehrene dalanların sevdası var içimde! Her birinin gözlerinde bir Ayişe, yüreğinde Fatımalar yaşıyor. Taşlar yağsa üstlerine ey Nebi Taifteki şefkatin var, Kovulsalar yurtlarından Medineye hicretin var, Terkedilse bir köşede dost olarak ümmetin var! Sıddık gibi sadıkların,Ömer misali adillerin,Osman yüzlü Ali sözlü yiğitlerin var! Hem Kuranın sünnetin var! |
| |
| | #6 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| ASUDE BİR ŞAFAK Hatıranın cihanı bir daha velveleye verişiyle seni düşünüyor, daha binlercesine muntazır gözler olarak lütfunu diliyor ve dileniyoruz. Ey ak alınlı, açık yüzlü, serverler serveri!.. Bilsen, gündüzlerin bulandığı, gecelerin karardığı şu günlerde, âleme âb-ı hayat getiren mücessem hikmet ağzının bârına ne kadar muhtacız. Eğer canı dudağına gelmişlere bir nazar ediversen, rengi solmuşlara, yolda kalmışlara da hayat olacak bakışın, semamızda hayta kuşları uçuracak... Ey, adına, güneşin keremine mercan dizilen serfirâz! Devran kurulduğu günden beri senin bir bestecin ve şu dönüp duran küçük yuvarlak, edeple sana ninni söyliyen ve her nâmesinde bin bülbül ahı gizli bir dayen ...Mülk denen muamma senin dilin, melekût o sadeften içre gönlündür. Dilini aç, yeniden inciler saçılsın, kapındaki dilencilere mutluluk gelsin... Şu bizim gecenin kıvırcık saçlarını sen tara, gönlümüzde âsûde bir şafak şem'ası yak ve krallara taç giydiren o elinle ikiye ayırdığın Ay'ın Hilâl olmuş bir parçasını taç diye başımıza koy, bu yoksullara sultanlık bağışla!.. Yaşlı dudaklar gülüşünle gülecek, ayağını bastığın yerde ümitten tomurcuklar bitecek, yüzbinlerce Mehmet'in ve Muhammed'in beklediği şu anda "sulh" adlı atını "ihtilâf" tepesine sür.. Adını taşıyan mübarek sancağı, kanlarımızın ve irinlerimizin kaynaştığı noktaya saplayıver!.. Asırlardır yerin göbeği Kâbe'de bir kemer gibi, Sen'in adın, kıskıvrak sarmış o beldeyi... Ya Türk'ün dağılan sarığını ne zaman saracak, adların incisi ismini "Sorguç" diye o başa ne zaman takacaksın. İnan ki, bu Rum ülkesinin yiğitleri, bir "Ah!" ile mercanın içini boyamış soylu bir geçmişten akıp gelmektedir. Mesih'in müjdelediği "Faraklit" ve Hazret-i Ahmet'in müjdelediği Hazret-i Mesih, bu bilmece Rum ülkesinde hâlledilecekse; şu okyanusları taşıyan hamile bulutlara bakıp biz de ağlayalım... İnsanlığın yeniden var olacağı ve Rahmet'in yeniden cihanı saracağı o güne... Sen firûze kubbeler üzerinde elden ele gezen bir gül olduğun hâlde, şanına sezâ hürmeti gösteremedik. Sen de bu asrın bilmemişlerine, görmemişlerine kırılma. Huzurunda dahi bu mahcûbiyeti hissetmiş, geldiğime sıkıldıkça sıkılmıştım. "Ama sultana sultanlık, fakire fakirlik yaraşır". Kurtuluş sabahı senin zülfünün teline takılmıştır... Ufkumuzun karardığı şu günlerde gönlümüze doğ, Sultan olduğunu bir daha içimize duyuruver. Çünki Sen eskilerin; Arab'ın Acem'in mahı isen, hizmetine âmâde Türk'ün şâhısın... Bayraktara bayrağı ver ve tüllenen şafaklarda ona varacağı ufukları göster!.. Aklın ve kâlbin izdivacını bir kere daha yenile. O düğüne bütün Şarkı ve Garbı çağır! Sistemler, sündüsler kuşanıp "Biz kuluz!" diye gelsinler. Al yanaklı Süheyl yıldızına öyle bir şarkı söylet ki, gecenin kadehi karanlığa dökülsün... Bir ağlayana karşılık binlerce mahzun gülsün ve ilmin etekleri mücevherlerle dolsun. İlimler senin dilin, dilin ise, gizli hazinenin tercümanı kâlbine tercüman olsun... Ey Medine varlığına bir peçe Ravzâ!.. Elmacık kemiklerini, güneşe fer veren gözlerine perde yapan nikaplı güzel! Sen bir yere, bir zamana, mahsus olamazsın. Her yerde, her zaman, herkesin gönlünde tek varlık incisi Sen'sin. Öyle ise, İslâm âlemi senden ibaret ve bizler de zerreler ve hücreler hâlinde küllî bir vücud olarak bir çok yönle senden ibaretiz. Artık varlığına gül; güller açılıp âlem bir hoş olsun.Gamzende çiçekler açtıkça açsın ve sâbâ rüzgârı uğradığı her yerde o kokuyu sürünsün gezsin... Getirdiğin ışığın yeniden yok'u yok etmesini, feleğe varlık dersini öğretmesini senden diliyor ve dileniyoruz. Ola ki, biz de şu dönen dolaplar içinde varlığımızı hisseder ve bu hissi senin meclisinde fedaya koyuluruz... Köyüne uğramadığımızı yüzümüze vurma. Eğer sıkılmasaydık; kusurlarımızın ağırlığını omuzlarımızda duymasaydık ve şu kayıtlardan ve bentlerden kurtulsaydık, bir "Ah!" ile huzurunu velveleye verip, gelmişe-geçmişe yeni bir aşk erkânı öğretirdik. Sen'in köyünün bir avuç çakılı cihanlara bedeldir. Toprağını göze sürme yapma, bin sultanlıktan yeğdir; ama bilmem ki vaslını yâd edip, kemiklerimize kadar sızladığımız şu bir kaç bâki dakikaya denk gelir mi? Bütün bu saadetler, Sen'in bütün bir kemiyet ve keyfiyet ölçüsü içinde duyulman; şerha şerha olmuş sinelerde yüz çeşit yaralar bırakıp geçmene hangi saadet mukabil gelebilir? Hem Hakk kelâmı ve Hakk nizamının iç içe girişinde seni buluyor ve seni duyuyoruz. Öyleyse müsaade buyur, duygularımızda seni bir mücerret olarak ebediyyen muhafaza edelim. Zaten bize gösterdiğin güzel sanatlar anlayışı da bundan ibaret değil miydi? Kaldı ki, verâlardan emip biriktirdiğin deryaların, ancak katresinin kaldığı şu asrın sahillerinde dahi, binlerce, yüzbinlerce gündüzün şafağı çakmakta. Ve her an, milyonlarca karanlık boğulmakta... Şafaklar, senin kapında kemer bağlamış kullar... Güneşler, bezmine girmek için sıra bekleyen bendeler. Öyle görüyor ve mânevî şahsiyetine karşı binlerce şükran ve minnetle kul olduğumuzu itiraf ediyoruz. Bütün kusurlarımıza rağmen, diktiğin işaretlerin dibinde, tavafta, sâ'yde, Arafat'da, Müzdelife'de ve Minâ'da ve sonra günahlardan arınmışlara karışarak, yeşil parmağı ile mübarek ruhuna işaret eden temiz kubbenin altında el-etek açanlarla hayalen huzuruna geliyor ve sıkıla sıkıla içimizde keşfedilmemiş dertleri yine sana açıyoruz. Sevmeyen gönüllerimizi, ehramlaşan benliğimizi, Cehennem gibi öfkemizi, af etmeyi unuttuğumuzu, içimize yabancı kalışımızı, başkalarının hatalarında boğulup varlığımızı aşamayışımızı, merkeziyetci ve inhisarcı fikrimizi, nihayet büyük iddiaların hodbin inatçıları olarak, bütün gizli şeylerimizi "Yevme tübles-Serâir"in kameri, şefkat cemâline arzediyor, tatlı dillerin arkasındaki dikenli gönüllerden bîzar olduğumuzu şikâyette bulunuyoruz... "Emrolunduğu şeylerin onda birini yaparsa, kurtulur" diye ferman ettiği bir yığın mücrim olarak, vaadini kalkan yaparak, büyük ümidlerle kavuşma yerine mahrem olmak için çırpınıyoruz. Emanetini başa taç edemedik. Ama o kor ateşi yere de bırakmadık. İşte o gariplere, müjdeyi, çöl yolcusuna su yetiştirir gibi sen getirdiğin için yere baktıran binbir hacâletin altında soluklarımızın her zerresi, ümidden helezonlar çizerek sana geliyoruz. Ey şanı yüce Nebî! Atının yularını şu günahkâr ellere ver! Senin seyisin ve nöbetdârın olarak, şu bâkir ülkenin bütün bağ ve bostanını sana gezdirelim. Nefesin âb-ı hayat olsun bu çöle... Gökten yıldızları indirip atının ayaklarının altına serelim. Yok eğer istersen saç ve sakalımızla geçtiğin yerleri süpürüp varlığımızı yoluna kaldırım taşları gibi dikelim... Yeter ki, nefislere hayat veren nefesini omuzlarımızda duyalım... |
| |
| | #7 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| ŞEMÂİL Ne uzun ne kısa kararında boy Soyu İbrahim’den ne asil bir soy Saçları hoş siyah dalgalı bir koy Kemâlini giydir beni benden soy Âlemlere rahmet yüzünü göster Bu kul varlığından soyunmak ister Güneş pervânesi o güzel yüzün Nurundan ışığı vardır gündüzün Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün Tecelli ediyor yüzünde özün Hasretim, yanarım, yüzünü göster Kölen bu devletle avunmak ister Simsiyah gözlerin âhû misâli Dâim Hakk’a bakar her an visâlin Beyazı ölçüsü gözde kemâlin Kaşların sûreti gökde hilâlin, Râzıyım rûyada yüzünü göster Âşık maşukuna can sunmak ister Bir tutam sakalın birkaçı beyaz Mübarek vücudun serin kış ve yaz Cânımı yoluna kurban etsem az Dostlar defterine köleni de yaz Açıver kapını yüzünü göster Gönül hasretinden yakınmak ister Duyular mükemmel, dişleri inci Kokusuna tutkun, yaşlısı genci Yürürken koşmadan olur birinci Kapına gelmiş bir garip dilenci Açıver ne olur yüzünü göster Garip ayağına kapanmak ister Yukarıdan aşağı heybetle iniş Yürüyüşünde var hep bu görünüş Âdetin baktığın tarafa dönüş Bize nasip olsun hayırlı bir düş Kerem et ne olur yüzünü göster Kim böyle bir düşten uyanmak ister Seni ilk görenler korku çekermiş Sonra ülfet eder hemen severmiş Benzerini asla görmedim dermiş Erenler yolunda giderek ermiş Benzeri bulunmaz yüzünü göster Gönüller nurunla yıkanmak ister Zâtının nûrundan vermiş sana can Hilkate ruhunla başlamış Rahman Yûsuf’ta yok sende olan hüsnü an Ahlâkındır Senin, mûcize Kur’an, Alemlere Rahmet, cemâlin göster Kölen rahmetine sığınmak ister Ümmetin üstüne titreyen sensin Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin Kulunu Allah’a sevdiren sensin Gecemi gündüze çeviren sensin Ey Hakk’ın şâhidi yüzünü göster Kul şehâdetinle tanınmak ister Hakk’ın halilisin, habibi sensin Gönüllerin eşsiz tabibi sensin En güzel hutbenin hâtibi sensin Ümmetin en büyük nasibi sensin Aşkımın Leylası yüzünü göster Gönül seni gözden sakınmak ister En güzel, en üstün ahlak senindir Cömertlikte kemâl el-hâk senindir Şefaatte en son durak senindir Miraç senin, Refref, Burak senindir Sen gördün, bize de cemâlin göster Pervâne şem’ine hep yanmak ister |
| |
| | #8 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| GÖNÜL HUN OLDU Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallâh Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resûlallâh Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen Muazzam bir sehâsın sen, dilersen reh-nümâsın sen Habîb-i Kibriyâsın sen, Muhammed Mustafâ’sın sen Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh Gül açmaz, çağlayan akmaz, İlâhî nûrun olmazsa Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh Erir cânlar o gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh Ne devletdir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek Nasîb olmaz mı Sultânım haremgâhında cân vermek Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh Boynu büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri Lebim kavruldu âteşden döner pâyinde tezkîri Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle Kıtmîr’i Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh |
| |
| | #9 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| Gönlümün Gülü Seni seven her ruh uludur Yâ Resûlallâh! Gözü–gönlü her an doludur Yâ Resûlallâh! Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh, Kapının ayrılmaz kuludur Yâ Resûlallâh! Bekler mi başka iltifat bezmine erenler, Haremgâhın senin uludur Yâ Resûlallâh! Uçup uçup da şem’ine pervâne dönenler, Ruhların onlar bir koludur Yâ Resûlallâh! Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar, İklimin kuşların yoludur Yâ Resûlallâh! Her zaman huzurunda Senin buruktur başlar, Gözleri de buğu buğudur Yâ Resûlallâh! Seni görmek mü’minlerin en büyük rüyâsı, Seni görense Hak nurudur Yâ Resûlallâh! Vuslatın, bu garip kıtmirin tatlı hülyâsı, O hülyâ gönlümün gülüdür Yâ Resûlallâh! M.Fethullah Gülen |
| |
| | #10 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| kerbela HİCRETİN DÖRDÜNCÜ YILI… BİRER YIL ARAYLA… MEDİNEDE İKİ DOĞUM… İKİ BAYRAM…İKİ AY PARÇASI… YERYÜZÜNÜN EN HAYIRLI DEDESİNİN GÖZBEBEKLERİ DOĞUYOR… FATIMA TÜZZEHRANIN KÖRPECİK FİDANLARI… ALİYİ MÜRTEZANIN EŞSİZ KAHRAMANLARI DOĞUYOR… CENNET GENÇLİĞİNİN İKİ SEYYİDİ… EHLİBEYTİN İLK NAZLI ÇİÇEKLERİ… İKİ AY PARÇASI MERHABA DİYOR O İNCECİK SESİYLE… İSİMLERİNİ RAHMAN KOYUYOR CEBRAİL NEFESİYLE… SİZ ONLARA ALLAH’IN İKİ LUTFU DEYİN… BİRİNİN ADI HASAN… DİĞERİNİN HÜSEYİN… ZAMAN SAADETLİ GÜNLERİ YAPRAK YAPRAK OKURKEN… ONLAR PEYGAMBER DİZİNDE BÜYÜDÜLER… VE ZATEN ONLAR SEMADA BÜYÜKTÜLER… BİR GÜN PEYGAMBERLERİN İNCİSİ OTURUYORLAR… HASAN İLE HÜSEYİN BİRBİRLERİNİ YAKALAMA OYUNUNDA… BUYURDULAR; HA GAYRET HASAN GÖREYİM SENİ… YAKALA HÜSEYİNİ… HZ.ALİ YARESULALLAH DİYOR; HÜSEYİNDEN TARAF OLMANIZ GEREKMEZ Mİ… HÜSEYİN DAHA KÜÇÜK… RESULULLAH BUYURUYORLAR; BAKSANA CEBRAİLDE HÜSEYİNİ TUTUYOR… HA GAYRET HÜSEYİN GÖREYİM SENİ DİYOR… YİNE BİR GÜN EFENDİMİZ ASHABIYLA YÜRÜYORLAR… HZ. HÜSEYİN ARKADAŞLARIYLA OYNUYOR… PEYGAMBERİMİZ ELLERİNİ AÇIYOR… HZ. HÜSEYİN BİR ORAYA BİR BURAYA KAÇIYOR… VE GÜLEREK YAKALIYOR ONU NEBİLER SELVERİ… ÖPÜYOR… KOKLUYOR… ÖPÜYOR… SONRA ZAMANA VE MEKANA SESLENİYOR; HÜSEYİN BENDENDİR… BENDE HÜSEYİNDENİM… ALLAH’I SEVEN… HÜSEYİNİ SEVER… HÜSEYİN… TORUNLARDAN BİR TORUNDUR… VE BİR GÜN CEBRAİL BİR HABERLE GELİYOR… HÜSEYİN FIRAT KIYISINDA ŞEHİD EDİLECEKTİR… ORASI ÜZÜNTÜLÜ… TASALI… MİHNETLİ… VE BELALI BİR YERDİR… KER Bİ BELADIR… ORASI KERBELADIR… HİCRETİN ALTMIŞBİRİNCİ YILI, AYLARDAN MUHARREM… KAN RENGİNDE FIRAT…VE DUDAKLAR SUSUZ…YÜREKLER SUSUZ… KERBELADA BİR OĞUL VAR… YOLUNA OĞULLAR FEDA… BİR TORUN KERBELADA… DEDESİNDEN ELLİ YIL UZAKTA… ONUN GİBİ BEMBEYAZ GİYİMLİ… BEMBEYAZ YÜZLÜ… ATININ ÜZERİNDEN SESLENİYOR… MERHAMETTEN YOKSUN OLANLARA… BEN PEYGAMBERİNİZ A.S. KIZININ OĞLU DEĞİL MİYİM!!! BEN HZ.MUHAMMED MUSTAFA’NIN TORUNU DEĞİL MİYİM!!! ŞEHİTLER SEYYİDİ HAMZA BABAMIN AMCASI DEĞİL Mİ!!! ÇİFT KANATLI ŞEHİT CAFER BENİM AMCAM DEĞİL Mİ!!! KERBELADA BİR OĞUL VAR… ÇEVRESİNDE YEMİNLER EDİLİYOR ŞEHADETE… VE BİR… BİR… TOPRAĞA DÜŞÜYOR YİĞİTLER… EHLİ-BEYTİN İLK SOLAN ÇİÇEĞİ ALİYÜL EKBERDİ… SONRA SIRA SIRA SOLDU CİVANLAR… AVN BİN ABDULLAH BİN CAFER… MUHAMMED BİN ABDULLAH BİN CAFER… ABDURRAHMAN BİN AKİL… CAFER BİN AKİL… İŞTE BAKIN BİRİ DAHA YÜRÜYOR ÖLÜME… HZ. HASANIN OĞLU KASIM… ONUNDA YÜZÜ AY PARÇASI… ELİNDE KILIC… ÜZERİNDE GÖMLEK VE PELERİN… AYAK SANDALLARINDAN BİRİSİNİN BAĞI KOPMUŞ… BAŞINA BİR KILIC İNİYOR… VE AMCA DİYEREK… YÜZ ÜSTÜ DÜŞÜYOR KERBELAYA… KERBELADA BİR OĞUL VAR!!! BİR ŞAHİN VAR!!! KUCAĞINDA ÜÇ YAŞINDA BİR SEYYİD… ADI ABDULLAH… VE BİR OK ABDULLAHI BOĞAZINDAN VURUYOR!!! HZ.HÜSEYİN KANLA DOLAN AVUÇLARINI YERE BOŞALTIYOR… YARAB!!! DİYOR… BİZE GÖKLERDEN YARDIM ETMİYECEKSEN HAKKIMIZDA ONDAN… DAHA HAYIRLISINI İHSAN ET!!! HİCRETİN ALTMIŞBİRİNCİ YILI MUHARREM AYININ ONU... BİR ŞEHİD VAR KERBELADA… TAM OTÜZÜÇ MIZRAK YARASI!!! OTUZDÖRT KILIC YARASI!!! EY MUHAMMEDİM NERDESİN NERDE!!! HÜSEYİNİN BAŞI BİR YERDE… GÖVDESİ BİR YERDE… BU HZ.ZEYNEBİN FERYADIDIR DEDESİNE… EY MUHAMMEDİM… EY MUHAMMEDİM… SANA GÖKLERDEKİ MELEKLER SALATU SELAM GETİRİYORLAR… HÜSEYİNSE ŞU OTSUZ BOZKIRDA… ÇÖLDE… TOZLARA TOPRAKLARA… KANLARA BULANMIŞ… AZALARI KESİLMİŞ YATIYOR… EY MUHAMMEDİM…SENİN KIZLARIN ESİR EDİLMİŞ… ZÜRRİYETİN HEP ÖLDÜRÜLMÜŞ… SABAH YELLERİ ONLARIN ÜZERİNE TOZ TOPRAK SAVURUYOR… ABDULLAH BİN ABBAS… O GÜN MEDİNEDE RESULULLAH A.S. GÖRÜR RÜYADA… YANINDA İÇİ KAN DOLU CAM BİR BARDAK… VE ŞÖYLE BUYURUR; BENDEN SONRA ÜMMETİMİN YAPTIĞI ŞEYİ BİLİYORMUSUN!!! HÜSEYİNİ ŞEHİD ETTİLER!!! BU ONUN VE ASHABININ KANLARIDIR… BUNU ALLAH’A SUNACAĞIM!!! YARESULALLAH… BİZ ASIRLAR SONRA GELDİK…EĞER OLSAYDIK O GÜN KERBELADA…ALLAH’A KASEM OLSUN Kİ!!! ASHABININ SENİ KORUDUĞU GİBİ… KORURDUK EHLİ-BEYTİNİ… YADA O UĞURDA VERİRDİK CANIMIZI!!! BU SÖZÜMÜZÜN BİR İSPATI OLARAK… BUGÜN BİZ SENİN KAPINDAYIZ… TAŞIDIĞIMIZ EHLİ-BEYT İSİMLERİ… KİMİMİZ ALİ… KİMİMİZ FATIMA…KİMİMİZ HASAN VE HÜSEYİN… VE İFTİHARLA SENİN İSMİNİ TAŞIYOR ÇOĞUMUZ… ALLAH… RUHUMUZU SENİN KAPINDA… EHLİ-BEYTİNE LAYIK OLDUĞUMUZ BİR ANDA ALSIN… ALİYİ AZHARLA… ZEYNEL ABİDİNLE… HER ASIRDA HÜSEYİNİ ÇİÇEKLER AÇARKEN… YANAKLARINDA PEYGAMBER BUSESİ… VE HER BİRİ SENDEN BİR KOKU TAŞIRKEN ÇAĞLARA… ALLAH… BİZİ ONLARDAN AYIRMASIN!!! BİZİ SENDEN… VE RIZASINDAN AYIRMASIN!!! BİZİ SENDEN… VE RIZASINDAN AYIRMASIN!!! DURSUN ALİ ERZİNCANLI |
| |
| Konu Araçları | |
| |