ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Şiir


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 19-09-2005, 21:46   #1
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Dursun Ali Erzincanlı'ın seslendirdiği şiirler

40 Yaşındasın

( D.Ali Erzincanlı )

Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah azze ve celle

Ya rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte
Bir yaşındasın,
Beni sa'd yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar
Bir damla yağmur indirmiyor
Kıtlık hüküm sürüyor beni sa'd yurdunda
Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık...
Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında...
Hz.halime kucağına alıyor seni
Yeryüzünde bir gölgelik...seni güneşten korumak için
Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli...
Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
Büyüyor, büyüyor...
Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni...

Altı yaşındasın
Medine-i münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve ümmü eymen
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, ebva'da öksüzlük karşılıyor seni
Mekke'ye annesiz giriyorsun
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
Ebu talip bir başka seviyor

Ya rasulallah
Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı ebva'ya
Kaç gece anne diye hıçkırdın
Efendim!
Senin yerine de anne dedik annemize
Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil
Şefkat yayıyor kokun
Güven veriyor sesin
Sen muhammed-ül emin' sin

Otuz üç yaşındasın
Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın
Hadi gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin
Hadi gel bekletme yar
Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin...
Hadi gel ey yâr!
Nurdağına davet var

İşte
Kırk yaşındasın
Hira nur dağındasın
Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan " ah! " sın
Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen nebiyullahsın
Sen habibullahsın
Sen rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım
Niye işkence yaptılarki sana
Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
Himayesiz kaldın diye mi
Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
" amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin " diyişin
Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına pislikler saçılıyor
Başlar feda o mübarek başına
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor mekke sokaklarından sana doğru
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı Âla
" bu koşan kimdir " diye bir soru dolaşıyor boşlukta
Bu koşan kim?
Ve cevap veriyor biri:
Muhammed' in kızı fatımatüz-zehra
Velilerin anası...
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
Sana yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi sen, ağlaması sen
" ağlama kızım " diyişin geliyor aklımıza
Niye çıkardılar ki yurdundan seni
Himayesiz kaldın diye mi
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
Seni yetim bulup barındıranı
Seni alemlere rahmet kılanı
Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
"seni bizim elimizden kim kurtaracak" diyorlardı
Sen,
Sen " allah! " diyordun
Allah azze ve celle
Semayı haşyet kaplıyordu
Sen " allah! " diyordun
Arş-ı Âla titriyordu
Bedir' de " allah! " diyordun
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
Yüz yirmi beş bin sahabi :
" anam babam sana feda olsun " diyordu

Ya rasulallah
Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun
Neccar oğulları'nın küçük kızları seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
" beni seviyor musunuz " diye sormuştun onlara
" seni çok seviyoruz ya habiballah " demişlerdi
Sen de:
" allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum" demiştin
Bu gün yaşayan gençler var
Neccar oğulları'nın kızları diğil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
Senden başka kimseleri yok
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın
Refik-i Âla duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
Kenarları beyazdı
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
Ve mübarek ellerini dizine vurarak :
" görüyor musunuz ne kadar güzel " demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti :
" anam babam sana feda olsun ya rasulallah, onu bana ver "
Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen " hayır " demediğini bile bile
" peki " dedin o zata
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine yine diktiler
Ama giyinmek nasip olmadı
Haberler uçurmuştun ebu hureyre' nin diliyle :
" benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler "
Ve hz. enes ile paylaşmıştın özlemini
" beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim"

Sultanım!
Ey medine minberinde " ümmeti, ümmeti " diye hüznü giyen sevgili
Ey mekke mihrabında alemler hesabına " allah! " diyen sevgili
Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik
Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
Duyduk, itaat ettik

Ya rasulallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın...


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-09-2005, 21:48   #2
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı

Faran Dağlarında Açan Sevgili

( D.Ali Erzincanlı )

Selam sana nazlı Nebi
Selam sana gözbebeği
Mevla'nın kudretiyle selam.

Selam sana nur-i dilara
Selam sana Hakk habibi
Rahman'ın kudretiyle selam.

Selam sana Andelib_i Zişan
Selam sana Muhammedi
Cebrail'in yüreğiyle selam
İbrahimce selam sana
Rahimce selam sana
Gafurca selam.

Selam sana ey yetimler padişahı
Selam sana Ahmedi nefesli yar
Eyyupça selam sana
Selam sana ya Habiballah
Selam sana ya Nebiallah
Selam sana ya Resulallah.

Ya Resulallah
Sen, sevmek için istenen
Can, dudakta istenen
Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
En güzel çiçeğisin.

Cemre gibi düştün kainatın kışına
Bahar, senin elinde doğdu
Senin elinle indi toprağa
Öyle bir sevildin ki
Candan aziz bilerek
Uğruna can verildi
Ama bu, ölüm değildi
Adını bir kez anan
Bir kez gönülden anan
Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
Şimdi biz de seni anıyoruz
Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni
Ey Faran Dağları'nda açan sevgili

Fecre
On geceye
Her şeyin çiftine ve tekine
Akşamın alacakaranlığına
Kararıp bürüdüğü zaman geceye
Açılıp aydınlattığı zaman
Gündüze and olsun ki
Sen olunca sitem yok
Serzeniş yok
Eyvah yok
Alemlere ambersin
O'ndan başka ilah yok
Sen, en son peygambersin.

Beni ilk öksüz oluşun vurdu
Yetim kalışın yaraladı önce
Elden ele dolaşmıştın
Herkesin gözbebeğiydin

Ama mahzun
Ama kederli
Bir yanın arşa kadar azamet
Bir yanın ürkek

Mekke akşamları yanar
Verdiğin her nefeste
Ve gökten inen bir sesle
Allah korumasına alır.

Senin derdin Allah'tı
Hüznün kederin Allah
Senin dostun Allah'tı
Sana en yakın Allah.

Biz seni göremedik ya Resulallah
Uhud Dağı'nı seyrettik
Okçular tepesinden bir sabah
Bir Medine sabahında
Uhud'u seyrettik
Seni göremedik
Ebu Ubeyde bin Cerrah sanki ordaydı
Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
Seni öyle seviyordu ki
Tenine bir dikenin batması bile
O kalbi durdururdu.

Biz seni göremedik ya Resulallah
Uhud'u gördük bir sabah
Malik bin Sinan olamadık
Mübarek kanının, kanına karıştığı
Malik bin Sinan sanki oradaydı
Ve inemedik okçular tepesinden
Sanki sen inin demeden inersek
Uhud tekrar cehenneme dönerdi.

Ey Faran Dağları'nda açan sevgili
Güneşe ve onun ışığına
Ardından gelmekte olan aya
Onu ortaya koyan gündüze
Onu bürüyen geceye
Göğe ve onu meydana koyana
Yere ve onu yayana and olsun ki
Sen olunca sitem yok
Serzeniş yok
Eyvah yok
Alemlere ambersin
O'ndan başka ilah yok
Sen, en son peygambersin

Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
Mesafelerden usandım ya Resulallah
Sana sesleniyorum

Alemlere rahmetsin
Seslenince yanımdasın
Burdasın
Günahkarım

Ama sen günahkarların umudusun
Temizle beni ya Resulallah!
Temizle beni ya Resulallah!
Temizle beni ya Resulallah!

Mescid-i Nebevi'de gördüm
Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
"Benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
Buyurmuşsun
İçimde her şey üşür
Rüzgar üşür
Yağmur üşür
Dua üşür
Melekler üşür
Isıtırsan bir sen ısıtırsın
Medine'ye akan nur gibi ak kalbime
Ey ban u cihan
Yorgunum
Güçsüzüm
Çaresizim
Sen çaresizlerin yardımcısısın

Yüreğimi koşturdum
Sana doğru
Çatlarcasına koşturdum
Kimseye hakkım yok
Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
Ben bir davalıyım
Tükendim ya Resulallah
Hicretimi kabul et ya Resulallah!
Hicretimi kabul et ya Resulallah!
Hicretimi kabul et...


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-09-2005, 18:32   #3
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı

SEN YOKTUN

Sen yoktun Efendim..

Hz Adem deydi nurun

Önce cenneti

Sonra yeryüzünü şereflendirdin

Adem nuruna affadildi

Arafat bu affa şahitti

Sen yoktun

Nuhun gemisindeydi nurun...

Dalgalar yeryüzünü boğarken

Toprağın bağrındaki su

Gökyüzüyle buluşurken

Ve bu bir ilahi azap derken,

Allah nurunu taşıdı bin bir sebeple

Tufan nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun

Hz. İsmail in alnındydı Nurun

İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

"Rabbimiz" dedi

"Onlara kendi içlerinden senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara , Onları temizleyecek bir elçi gönder,

Amin dedi on sekizbin alem

Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi İsmail

Hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı.

Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

Hz. İsa Ahmet diye muştuladı seni

Alemlerin efendisi diye sana seslendi

Artık ben sizinle çok söyleşmem dedi havarilerine

Çünkü bu alemin reisi geliyor..

Bekleyin Ahmet geliyor

Kainata Rahmet geliyor

Havarilerin yüzünü okşayan ölüleri dirilten bir nefes oldun

ama Sen yoktun..

Sen yoktun

Hz. Abdullah ın alnındaydı Nurun

Başı eğik gecerdi mazlum

Kuteyl göklerde seni sorardı

Faraka seni arardı semada

Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler ölüme..

Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler..

Sen yokken sultanım canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.

Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi..

En son çocuk atılırken çukura annesinin suretinde bir melek tuttu onu ve tebessüm ederek. Hira Nur dağını gösterdi

Melekler süslüyordu Hirayı

Efendisine hazırlanıyordu Cebel i Nur

Efendisine hazırlanıyordu Mekke

Alem efendisine hazırlanıyordu..

Kainatın gözü Hz. Amine deydi

Toprak yalvarıyordu Rabbine gel diye

Mazlumlar gözleri semada ağlıyordu..

Ve bir geşişin vardı Ya RESULALLAH

Bir inişin vardı yeryüzüne

Önünde cebrail , ardında yalın kılıç melekler..

Bir inişin vardı yeryüzüne

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belkide..

Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini , Her şey sus pus olmuştu

Hadi diyordu yıldızlar , Hadi diyordu ay , Kainat bir isim duymak istiyordu..

Ve bir ses yükseldi Amine nin evinden..

MUHAMMED

Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini

MUHAMMED

Melekler öptü onun ellerini

MUHAMMED

Seni yaratan ALLAH a kurbanız ey dürrü yekta..

Sana o adı veren Rahmana kurbanız.

Artık sen vardın susuz topraklara Rahmet indi seninle

Anenden sonra Anne Halime sevindi seninle

Yağmuramı ihtiyaç var kaldır şehadet parmağını yağmurları salsın ALLAH..

Sonra tut ağacın yaprağını köklerini çıkartıp yanında yürütsün ALLAH..

Yeterki sen iste , sen iste ya RESULALLAH

Deki ben kimim dağlar taşlar dile gelsin

Dilsiz çocuklar ellerinden tutp "ente Resullah" desin

Sen vardın

Bedir kardı ,Uhud dardı , Hendek yardı

Yiğitlerin vardı ölmek için yarışan yiğitlerin..

Hele bir Enes in vardı Ya Resulallah

Uhudda öldüğünü duyunca arkadaşlarına " niye burada oturuyorsunuz " diye sormuştu

Onlarda " Allahın Resulu öldürülmüş " deyince " peki o öldükten spnra yaşayıpta ne yapacaksınız kalkın ve onun gibi ölün " demişti.

Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü hemde ne şehit ey Nebi vücüdü yaralardan tanınmaz haldeydi. Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu.

Mus'ab bin umeyr in vardı senin Uhud da sancağını taşıyan öyle bir aşkla sana bağlıydıki . Allah o gün meleklerini Mus'ab ın suretinde indirdi.

Ebu hureyre n vardı senin acıkınca mescidin önünde durur sen anlardı " ya ebahir... gel " derdin

Ve sen gittin bir gidişle gittin ki ardından hüznün kaldı hasretin kaldı göklerde.

Bilal ezan okuyamaz oldu ne zamn teşebbüs etse " Muhammed Resulullah " demeye dizleri üstüne çöker kendinden geçerdi

Sonra günler ay aylar yıl oldu ve asırlar oldu sensizliğe açtık gözlerimizi ama sen bırakmassın bizi

Sen varsın ey Şehitlerin sultanı.. Bir şehit bile ölmezken sana nasıl yok deriz..

Ebu Talib Şama giderken devesinin önüne geçip " beni burda kime bırakıp gidiyorsun " demiştin " ne anam var ne babam " Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden

Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resulallah

Bırakma bizi ki Allah " sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz " buyuruyor.

Bırakma bizi, hayatı seninle öğretti Rahman , Kulluğu seninle tanıdık . Dua yı senden öğrendik SEVGİLİ.

Hz. Ömer umre için senden izin istediyince " kardeşim " dedin ona " kardeşim duanda banada yer ayırırmısın " Bizler ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.

Ey Rabbimiz Resulunu anışımızdan haberdar et O na binler salat binler selam. Habibine Makam ı Mahmud u ver. O na vesileyi lutfet O nu Refiki ala ya yükselt.

Bizide affet O nun hatırına Affet

Zatının hatırına Affet

Neolur AFFET bizi

BİZİ AFFET...

Dursun Ali Erzincanlı


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-09-2005, 18:49   #4
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı

Sen Gidince Efendim


Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

Sevgili!
Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..

Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...

Sana en fazla muhtacız...

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2005, 21:12   #5
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı


AŞKINA
Sana aşık olanların,
Sana aşkla yananların sevdası var içimde!
Her birinin gözlerinde bir Mekke,yüreğinde bir Medine yaşıyor,
Sana hasret duyanların,yalnız seni ananların özlemi var içimde!
Gözlerinde senden kalma bir hayal,sözlerinde muhabbetin yaşıyor,

Sana köle olanların ,gül çehrene dalanların sevdası var içimde!
Her birinin gözlerinde bir Ayişe, yüreğinde Fatımalar yaşıyor.
Taşlar yağsa üstlerine ey Nebi Taifteki şefkatin var,
Kovulsalar yurtlarından Medineye hicretin var,
Terkedilse bir köşede dost olarak ümmetin var!
Sıddık gibi sadıkların,Ömer misali adillerin,Osman yüzlü Ali sözlü yiğitlerin var!
Hem Kuranın sünnetin var!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2005, 21:16   #6
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı


ASUDE BİR ŞAFAK

Hatıranın cihanı bir daha velveleye verişiyle seni düşünüyor, daha binlercesine muntazır gözler olarak lütfunu diliyor ve dileniyoruz. Ey ak alınlı, açık yüzlü, serverler serveri!.. Bilsen, gündüzlerin bulandığı, gecelerin karardığı şu günlerde, âleme âb-ı hayat getiren mücessem hikmet ağzının bârına ne kadar muhtacız. Eğer canı dudağına gelmişlere bir nazar ediversen, rengi solmuşlara, yolda kalmışlara da hayat olacak bakışın, semamızda hayta kuşları uçuracak...

Ey, adına, güneşin keremine mercan dizilen serfirâz! Devran kurulduğu günden beri senin bir bestecin ve şu dönüp duran küçük yuvarlak, edeple sana ninni söyliyen ve her nâmesinde bin bülbül ahı gizli bir dayen ...Mülk denen muamma senin dilin, melekût o sadeften içre gönlündür. Dilini aç, yeniden inciler saçılsın, kapındaki dilencilere mutluluk gelsin...

Şu bizim gecenin kıvırcık saçlarını sen tara, gönlümüzde âsûde bir şafak şem'ası yak ve krallara taç giydiren o elinle ikiye ayırdığın Ay'ın Hilâl olmuş bir parçasını taç diye başımıza koy, bu yoksullara sultanlık bağışla!..

Yaşlı dudaklar gülüşünle gülecek, ayağını bastığın yerde ümitten tomurcuklar bitecek, yüzbinlerce Mehmet'in ve Muhammed'in beklediği şu anda "sulh" adlı atını "ihtilâf" tepesine sür.. Adını taşıyan mübarek sancağı, kanlarımızın ve irinlerimizin kaynaştığı noktaya saplayıver!..

Asırlardır yerin göbeği Kâbe'de bir kemer gibi, Sen'in adın, kıskıvrak sarmış o beldeyi... Ya Türk'ün dağılan sarığını ne zaman saracak, adların incisi ismini "Sorguç" diye o başa ne zaman takacaksın. İnan ki, bu Rum ülkesinin yiğitleri, bir "Ah!" ile mercanın içini boyamış soylu bir geçmişten akıp gelmektedir. Mesih'in müjdelediği "Faraklit" ve Hazret-i Ahmet'in müjdelediği Hazret-i Mesih, bu bilmece Rum ülkesinde hâlledilecekse; şu okyanusları taşıyan hamile bulutlara bakıp biz de ağlayalım... İnsanlığın yeniden var olacağı ve Rahmet'in yeniden cihanı saracağı o güne...

Sen firûze kubbeler üzerinde elden ele gezen bir gül olduğun hâlde, şanına sezâ hürmeti gösteremedik. Sen de bu asrın bilmemişlerine, görmemişlerine kırılma. Huzurunda dahi bu mahcûbiyeti hissetmiş, geldiğime sıkıldıkça sıkılmıştım. "Ama sultana sultanlık, fakire fakirlik yaraşır". Kurtuluş sabahı senin zülfünün teline takılmıştır... Ufkumuzun karardığı şu günlerde gönlümüze doğ, Sultan olduğunu bir daha içimize duyuruver. Çünki Sen eskilerin; Arab'ın Acem'in mahı isen, hizmetine âmâde Türk'ün şâhısın... Bayraktara bayrağı ver ve tüllenen şafaklarda ona varacağı ufukları göster!..

Aklın ve kâlbin izdivacını bir kere daha yenile. O düğüne bütün Şarkı ve Garbı çağır! Sistemler, sündüsler kuşanıp "Biz kuluz!" diye gelsinler. Al yanaklı Süheyl yıldızına öyle bir şarkı söylet ki, gecenin kadehi karanlığa dökülsün...

Bir ağlayana karşılık binlerce mahzun gülsün ve ilmin etekleri mücevherlerle dolsun. İlimler senin dilin, dilin ise, gizli hazinenin tercümanı kâlbine tercüman olsun...

Ey Medine varlığına bir peçe Ravzâ!.. Elmacık kemiklerini, güneşe fer veren gözlerine perde yapan nikaplı güzel! Sen bir yere, bir zamana, mahsus olamazsın. Her yerde, her zaman, herkesin gönlünde tek varlık incisi Sen'sin. Öyle ise, İslâm âlemi senden ibaret ve bizler de zerreler ve hücreler hâlinde küllî bir vücud olarak bir çok yönle senden ibaretiz. Artık varlığına gül; güller açılıp âlem bir hoş olsun.Gamzende çiçekler açtıkça açsın ve sâbâ rüzgârı uğradığı her yerde o kokuyu sürünsün gezsin...

Getirdiğin ışığın yeniden yok'u yok etmesini, feleğe varlık dersini öğretmesini senden diliyor ve dileniyoruz. Ola ki, biz de şu dönen dolaplar içinde varlığımızı hisseder ve bu hissi senin meclisinde fedaya koyuluruz...

Köyüne uğramadığımızı yüzümüze vurma. Eğer sıkılmasaydık; kusurlarımızın ağırlığını omuzlarımızda duymasaydık ve şu kayıtlardan ve bentlerden kurtulsaydık, bir "Ah!" ile huzurunu velveleye verip, gelmişe-geçmişe yeni bir aşk erkânı öğretirdik. Sen'in köyünün bir avuç çakılı cihanlara bedeldir. Toprağını göze sürme yapma, bin sultanlıktan yeğdir; ama bilmem ki vaslını yâd edip, kemiklerimize kadar sızladığımız şu bir kaç bâki dakikaya denk gelir mi? Bütün bu saadetler, Sen'in bütün bir kemiyet ve keyfiyet ölçüsü içinde duyulman; şerha şerha olmuş sinelerde yüz çeşit yaralar bırakıp geçmene hangi saadet mukabil gelebilir?

Hem Hakk kelâmı ve Hakk nizamının iç içe girişinde seni buluyor ve seni duyuyoruz. Öyleyse müsaade buyur, duygularımızda seni bir mücerret olarak ebediyyen muhafaza edelim. Zaten bize gösterdiğin güzel sanatlar anlayışı da bundan ibaret değil miydi? Kaldı ki, verâlardan emip biriktirdiğin deryaların, ancak katresinin kaldığı şu asrın sahillerinde dahi, binlerce, yüzbinlerce gündüzün şafağı çakmakta. Ve her an, milyonlarca karanlık boğulmakta... Şafaklar, senin kapında kemer bağlamış kullar... Güneşler, bezmine girmek için sıra bekleyen bendeler. Öyle görüyor ve mânevî şahsiyetine karşı binlerce şükran ve minnetle kul olduğumuzu itiraf ediyoruz.

Bütün kusurlarımıza rağmen, diktiğin işaretlerin dibinde, tavafta, sâ'yde, Arafat'da, Müzdelife'de ve Minâ'da ve sonra günahlardan arınmışlara karışarak, yeşil parmağı ile mübarek ruhuna işaret eden temiz kubbenin altında el-etek açanlarla hayalen huzuruna geliyor ve sıkıla sıkıla içimizde keşfedilmemiş dertleri yine sana açıyoruz. Sevmeyen gönüllerimizi, ehramlaşan benliğimizi, Cehennem gibi öfkemizi, af etmeyi unuttuğumuzu, içimize yabancı kalışımızı, başkalarının hatalarında boğulup varlığımızı aşamayışımızı, merkeziyetci ve inhisarcı fikrimizi, nihayet büyük iddiaların hodbin inatçıları olarak, bütün gizli şeylerimizi "Yevme tübles-Serâir"in kameri, şefkat cemâline arzediyor, tatlı dillerin arkasındaki dikenli gönüllerden bîzar olduğumuzu şikâyette bulunuyoruz...

"Emrolunduğu şeylerin onda birini yaparsa, kurtulur" diye ferman ettiği bir yığın mücrim olarak, vaadini kalkan yaparak, büyük ümidlerle kavuşma yerine mahrem olmak için çırpınıyoruz.

Emanetini başa taç edemedik. Ama o kor ateşi yere de bırakmadık. İşte o gariplere, müjdeyi, çöl yolcusuna su yetiştirir gibi sen getirdiğin için yere baktıran binbir hacâletin altında soluklarımızın her zerresi, ümidden helezonlar çizerek sana geliyoruz.

Ey şanı yüce Nebî! Atının yularını şu günahkâr ellere ver! Senin seyisin ve nöbetdârın olarak, şu bâkir ülkenin bütün bağ ve bostanını sana gezdirelim. Nefesin âb-ı hayat olsun bu çöle... Gökten yıldızları indirip atının ayaklarının altına serelim. Yok eğer istersen saç ve sakalımızla geçtiğin yerleri süpürüp varlığımızı yoluna kaldırım taşları gibi dikelim... Yeter ki, nefislere hayat veren nefesini omuzlarımızda duyalım...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2005, 21:23   #7
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı



ŞEMÂİL



Ne uzun ne kısa kararında boy

Soyu İbrahim’den ne asil bir soy

Saçları hoş siyah dalgalı bir koy

Kemâlini giydir beni benden soy

Âlemlere rahmet yüzünü göster

Bu kul varlığından soyunmak ister



Güneş pervânesi o güzel yüzün

Nurundan ışığı vardır gündüzün

Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün

Tecelli ediyor yüzünde özün

Hasretim, yanarım, yüzünü göster

Kölen bu devletle avunmak ister



Simsiyah gözlerin âhû misâli

Dâim Hakk’a bakar her an visâlin

Beyazı ölçüsü gözde kemâlin

Kaşların sûreti gökde hilâlin,

Râzıyım rûyada yüzünü göster

Âşık maşukuna can sunmak ister



Bir tutam sakalın birkaçı beyaz

Mübarek vücudun serin kış ve yaz

Cânımı yoluna kurban etsem az

Dostlar defterine köleni de yaz

Açıver kapını yüzünü göster

Gönül hasretinden yakınmak ister



Duyular mükemmel, dişleri inci

Kokusuna tutkun, yaşlısı genci

Yürürken koşmadan olur birinci

Kapına gelmiş bir garip dilenci

Açıver ne olur yüzünü göster

Garip ayağına kapanmak ister



Yukarıdan aşağı heybetle iniş

Yürüyüşünde var hep bu görünüş

Âdetin baktığın tarafa dönüş

Bize nasip olsun hayırlı bir düş

Kerem et ne olur yüzünü göster

Kim böyle bir düşten uyanmak ister



Seni ilk görenler korku çekermiş

Sonra ülfet eder hemen severmiş

Benzerini asla görmedim dermiş

Erenler yolunda giderek ermiş

Benzeri bulunmaz yüzünü göster

Gönüller nurunla yıkanmak ister



Zâtının nûrundan vermiş sana can

Hilkate ruhunla başlamış Rahman

Yûsuf’ta yok sende olan hüsnü an

Ahlâkındır Senin, mûcize Kur’an,

Alemlere Rahmet, cemâlin göster

Kölen rahmetine sığınmak ister



Ümmetin üstüne titreyen sensin

Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin

Kulunu Allah’a sevdiren sensin

Gecemi gündüze çeviren sensin

Ey Hakk’ın şâhidi yüzünü göster

Kul şehâdetinle tanınmak ister



Hakk’ın halilisin, habibi sensin

Gönüllerin eşsiz tabibi sensin

En güzel hutbenin hâtibi sensin

Ümmetin en büyük nasibi sensin

Aşkımın Leylası yüzünü göster

Gönül seni gözden sakınmak ister



En güzel, en üstün ahlak senindir

Cömertlikte kemâl el-hâk senindir

Şefaatte en son durak senindir

Miraç senin, Refref, Burak senindir

Sen gördün, bize de cemâlin göster

Pervâne şem’ine hep yanmak ister




  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2005, 21:28   #8
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı

GÖNÜL HUN OLDU
Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resûlallâh
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resûlallâh
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resûlallâh
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh

Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen, dilersen reh-nümâsın sen
Habîb-i Kibriyâsın sen, Muhammed Mustafâ’sın sen
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh

Gül açmaz, çağlayan akmaz, İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh

Erir cânlar o gül-bûy-ı revân-bahşın hevâsından
Güneş titrer, yanar dîdârının, bak, ihtirâsından
Perîşân bir niyâz inler hayâtın müntehâsından
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh

Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh


Ne devletdir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek
Nasîb olmaz mı Sultânım haremgâhında cân vermek
Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh

Boynu büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu âteşden döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlüm murâd eylerse taltîf eyle Kıtmîr’i
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Resûlallâh
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 23-09-2005, 21:39   #9
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı

Gönlümün Gülü


Seni seven her ruh uludur Yâ Resûlallâh!

Gözü–gönlü her an doludur Yâ Resûlallâh!

Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh,

Kapının ayrılmaz kuludur Yâ Resûlallâh!

Bekler mi başka iltifat bezmine erenler,

Haremgâhın senin uludur Yâ Resûlallâh!

Uçup uçup da şem’ine pervâne dönenler,

Ruhların onlar bir koludur Yâ Resûlallâh!

Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar,

İklimin kuşların yoludur Yâ Resûlallâh!

Her zaman huzurunda Senin buruktur başlar,

Gözleri de buğu buğudur Yâ Resûlallâh!

Seni görmek mü’minlerin en büyük rüyâsı,

Seni görense Hak nurudur Yâ Resûlallâh!

Vuslatın, bu garip kıtmirin tatlı hülyâsı,

O hülyâ gönlümün gülüdür Yâ Resûlallâh!

M.Fethullah Gülen


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-09-2005, 16:33   #10
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Dursun Ali Erzincanlı



kerbela

HİCRETİN DÖRDÜNCÜ YILI…

BİRER YIL ARAYLA… MEDİNEDE İKİ DOĞUM… İKİ BAYRAM…İKİ AY PARÇASI…

YERYÜZÜNÜN EN HAYIRLI DEDESİNİN GÖZBEBEKLERİ DOĞUYOR…

FATIMA TÜZZEHRANIN KÖRPECİK FİDANLARI… ALİYİ MÜRTEZANIN EŞSİZ KAHRAMANLARI DOĞUYOR…

CENNET GENÇLİĞİNİN İKİ SEYYİDİ… EHLİBEYTİN İLK NAZLI ÇİÇEKLERİ…

İKİ AY PARÇASI MERHABA DİYOR O İNCECİK SESİYLE…

İSİMLERİNİ RAHMAN KOYUYOR CEBRAİL NEFESİYLE…



SİZ ONLARA ALLAH’IN İKİ LUTFU DEYİN… BİRİNİN ADI HASAN… DİĞERİNİN HÜSEYİN…

ZAMAN SAADETLİ GÜNLERİ YAPRAK YAPRAK OKURKEN…

ONLAR PEYGAMBER DİZİNDE BÜYÜDÜLER…

VE ZATEN ONLAR SEMADA BÜYÜKTÜLER…



BİR GÜN PEYGAMBERLERİN İNCİSİ OTURUYORLAR…

HASAN İLE HÜSEYİN BİRBİRLERİNİ YAKALAMA OYUNUNDA…

BUYURDULAR; HA GAYRET HASAN GÖREYİM SENİ… YAKALA HÜSEYİNİ…

HZ.ALİ YARESULALLAH DİYOR; HÜSEYİNDEN TARAF OLMANIZ GEREKMEZ
Mİ… HÜSEYİN DAHA KÜÇÜK…

RESULULLAH BUYURUYORLAR; BAKSANA CEBRAİLDE HÜSEYİNİ TUTUYOR… HA GAYRET HÜSEYİN GÖREYİM SENİ DİYOR…

YİNE BİR GÜN EFENDİMİZ ASHABIYLA YÜRÜYORLAR… HZ. HÜSEYİN ARKADAŞLARIYLA OYNUYOR… PEYGAMBERİMİZ ELLERİNİ AÇIYOR… HZ. HÜSEYİN BİR ORAYA BİR BURAYA KAÇIYOR… VE GÜLEREK YAKALIYOR ONU NEBİLER SELVERİ…

ÖPÜYOR… KOKLUYOR… ÖPÜYOR…

SONRA ZAMANA VE MEKANA SESLENİYOR; HÜSEYİN BENDENDİR… BENDE HÜSEYİNDENİM… ALLAH’I SEVEN… HÜSEYİNİ SEVER… HÜSEYİN… TORUNLARDAN BİR TORUNDUR…



VE BİR GÜN CEBRAİL BİR HABERLE GELİYOR…

HÜSEYİN FIRAT KIYISINDA ŞEHİD EDİLECEKTİR…
ORASI ÜZÜNTÜLÜ… TASALI… MİHNETLİ… VE BELALI BİR YERDİR…

KER Bİ BELADIR…

ORASI KERBELADIR…

HİCRETİN ALTMIŞBİRİNCİ YILI, AYLARDAN MUHARREM…

KAN RENGİNDE FIRAT…VE DUDAKLAR SUSUZ…YÜREKLER SUSUZ…

KERBELADA BİR OĞUL VAR… YOLUNA OĞULLAR FEDA…

BİR TORUN KERBELADA… DEDESİNDEN ELLİ YIL UZAKTA…

ONUN GİBİ BEMBEYAZ GİYİMLİ… BEMBEYAZ YÜZLÜ…

ATININ ÜZERİNDEN SESLENİYOR… MERHAMETTEN YOKSUN OLANLARA…

BEN PEYGAMBERİNİZ A.S. KIZININ OĞLU DEĞİL MİYİM!!!

BEN HZ.MUHAMMED MUSTAFA’NIN TORUNU DEĞİL MİYİM!!!

ŞEHİTLER SEYYİDİ HAMZA BABAMIN AMCASI DEĞİL Mİ!!!

ÇİFT KANATLI ŞEHİT CAFER BENİM AMCAM DEĞİL Mİ!!!



KERBELADA BİR OĞUL VAR… ÇEVRESİNDE YEMİNLER EDİLİYOR ŞEHADETE…

VE BİR… BİR… TOPRAĞA DÜŞÜYOR YİĞİTLER…

EHLİ-BEYTİN İLK SOLAN ÇİÇEĞİ ALİYÜL EKBERDİ…

SONRA SIRA SIRA SOLDU CİVANLAR…

AVN BİN ABDULLAH BİN CAFER…

MUHAMMED BİN ABDULLAH BİN CAFER…

ABDURRAHMAN BİN AKİL… CAFER BİN AKİL…

İŞTE BAKIN BİRİ DAHA YÜRÜYOR ÖLÜME… HZ. HASANIN OĞLU KASIM… ONUNDA YÜZÜ AY PARÇASI… ELİNDE KILIC… ÜZERİNDE GÖMLEK VE PELERİN… AYAK SANDALLARINDAN BİRİSİNİN BAĞI KOPMUŞ… BAŞINA BİR KILIC İNİYOR… VE AMCA DİYEREK… YÜZ ÜSTÜ DÜŞÜYOR KERBELAYA…



KERBELADA BİR OĞUL VAR!!! BİR ŞAHİN VAR!!!

KUCAĞINDA ÜÇ YAŞINDA BİR SEYYİD… ADI ABDULLAH… VE BİR OK ABDULLAHI BOĞAZINDAN VURUYOR!!!

HZ.HÜSEYİN KANLA DOLAN AVUÇLARINI YERE BOŞALTIYOR…

YARAB!!! DİYOR… BİZE GÖKLERDEN YARDIM ETMİYECEKSEN HAKKIMIZDA ONDAN… DAHA HAYIRLISINI İHSAN ET!!!

HİCRETİN ALTMIŞBİRİNCİ YILI MUHARREM AYININ ONU...

BİR ŞEHİD VAR KERBELADA…

TAM OTÜZÜÇ MIZRAK YARASI!!! OTUZDÖRT KILIC YARASI!!!

EY MUHAMMEDİM NERDESİN NERDE!!! HÜSEYİNİN BAŞI BİR YERDE… GÖVDESİ BİR YERDE…

BU HZ.ZEYNEBİN FERYADIDIR DEDESİNE… EY MUHAMMEDİM… EY MUHAMMEDİM…

SANA GÖKLERDEKİ MELEKLER SALATU SELAM GETİRİYORLAR…

HÜSEYİNSE ŞU OTSUZ BOZKIRDA… ÇÖLDE… TOZLARA TOPRAKLARA… KANLARA BULANMIŞ… AZALARI KESİLMİŞ YATIYOR…

EY MUHAMMEDİM…SENİN KIZLARIN ESİR EDİLMİŞ… ZÜRRİYETİN HEP ÖLDÜRÜLMÜŞ… SABAH YELLERİ ONLARIN ÜZERİNE TOZ TOPRAK SAVURUYOR…



ABDULLAH BİN ABBAS… O GÜN MEDİNEDE RESULULLAH A.S. GÖRÜR RÜYADA… YANINDA İÇİ KAN DOLU CAM BİR BARDAK…

VE ŞÖYLE BUYURUR; BENDEN SONRA ÜMMETİMİN YAPTIĞI ŞEYİ BİLİYORMUSUN!!! HÜSEYİNİ ŞEHİD ETTİLER!!! BU ONUN VE ASHABININ KANLARIDIR… BUNU ALLAH’A SUNACAĞIM!!!



YARESULALLAH… BİZ ASIRLAR SONRA GELDİK…EĞER OLSAYDIK O GÜN KERBELADA…ALLAH’A KASEM OLSUN Kİ!!! ASHABININ SENİ KORUDUĞU GİBİ… KORURDUK EHLİ-BEYTİNİ… YADA O UĞURDA VERİRDİK CANIMIZI!!!

BU SÖZÜMÜZÜN BİR İSPATI OLARAK… BUGÜN BİZ SENİN KAPINDAYIZ… TAŞIDIĞIMIZ EHLİ-BEYT İSİMLERİ… KİMİMİZ ALİ… KİMİMİZ FATIMA…KİMİMİZ HASAN VE HÜSEYİN… VE İFTİHARLA SENİN İSMİNİ TAŞIYOR ÇOĞUMUZ…

ALLAH… RUHUMUZU SENİN KAPINDA… EHLİ-BEYTİNE LAYIK OLDUĞUMUZ BİR ANDA ALSIN… ALİYİ AZHARLA… ZEYNEL ABİDİNLE… HER ASIRDA HÜSEYİNİ ÇİÇEKLER AÇARKEN… YANAKLARINDA PEYGAMBER BUSESİ… VE HER BİRİ SENDEN BİR KOKU TAŞIRKEN ÇAĞLARA…

ALLAH… BİZİ ONLARDAN AYIRMASIN!!!

BİZİ SENDEN… VE RIZASINDAN AYIRMASIN!!!

BİZİ SENDEN… VE RIZASINDAN AYIRMASIN!!!


DURSUN ALİ ERZİNCANLI
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 22:55


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats