![]() |
| | #141 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Dec 2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1,479
| .............................. ................. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar… |
| |
| | #142 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Dec 2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1,479
| .............................. .................. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?………. Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak." "Kendine Iyi Bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler. |
| |
| | #143 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,495
| Bana bir güzün çıplaklığıyım de kardeşim Sonra kaldır başını da göğe bak Gökyüzü derin mi derin ulur Uludukça yağmur kudurur Vatan sessiz Bağrımda bir şey var tüten Bak, düşten kelebekler yaptım Dokunabilir misin? Kardeşim tut ellerimden Bu akşam da kapalı gişe oynuyor hüzünlerim Beni yaşayamadığın yerlere götür Bir gül çal yüzüme yüzünden, türküleşelim. Kimliğimde çift güvercin, biri senin olsun Bana bir güzün çıplaklığıyım de kardeşim Sen soracak olursan neyleyim Bedenim dedemin eksik bayram sabahından kalma Ve en masume masallarda öldüm Ah nedir on beşimde Aşk nedir aynı günün cenazesinde gördüm Açlığı öten bir dudaktan öptüm sevdayı İnsanca yaşamanın hüneri bu hayatta; Gerçi bunu herkes düşünmedi kardeşim Önce ödül koydular ortaya Bir halkın belleğini silmek için haritan Kardeşim kim nasıl yok olursa olsun, Bir uçurtma hevesidir yaşamak Giden nasılsa kaldıklarıyla gider Gittiğin senin olsun Sen bana bedeli kavuşmak olan nöbetleri anlat Tanrı acısını fazla mı koymuş dünyanın Gözlerimse çamurlu ah Yüzünü özlüyorum çocukluğumun Sis değil, tipi değil, dengesiz bir sınır, Sancılı bir duvar bu Ne çipil ki şu gökyüzü… Hayat bilgisinde yazmıyordu Sevmeden ölmenin korkusu Sis içinde geçmiş bir ömrün Nasıl takılır perdeleri bilir misin? Yaram yarana yadigâr Ama sen kal Önünde çok hayal var koşmanın iz düşümünde Vefa bir gül derdi ellerin ah aşk Bütün kuralları örtüşmek için… Örtüşmek umudun en güneşli mavisinde Örtüşmek bir soluğun kalbe dönüştüğü yerde Acımak yoktu aşkta, çıkar yoktu, kan hiç yoktu. Kan yakıyorlar burada kardeşim kan Tenime can gelir bir gülüşün olsa Kimse kimsenin akrabası değil Diye mezarlar var kimsesiz Tanrı güle bir dil verseydi de konuşsaydın ah Bir konuşsan çözülecek bütün bu zulüm Susacak herkes Külüne susamayacak komşu komşunun Hiçbir kül tablası gereksiz yere boşalmayacak Kaç gündür uykusuzum, İçime uzanmış bakıyorsun bir duman, Kardeşim Hani o filiz -tin- De saçlarından koparılan… Üzülmenin sırası değil artık Zaman sadece gitme zamanı. Sen de git. Çocukların olsun. Savaşa gönderme onları Çünkü sen çok savaştın Aşktın Arkadaşlığın en yürekli dalıydın Yanıktı yüzünün öbür yarısı Yarısı dünyanın yanıktı Neyleyim Hüznüme kına yaktım ellerinden... Taner Cindoruk |
| |
| | #144 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,495
| Elif I hlamur ağacının altında hafîf bir rüzgâr / birimiz zikir hâlinde / birimiz seyir âleminde salınıp duruyoruz aşkın medcezirinde sonsuzluğun eşiğinde bize eşlik eden bir şarkı: ‘çok geç kalmışız canım vakit bu vakit değil eski radyolar gibi çatıya saklanmış aşk’ İ zbe yerlerin zulmet kokan hafakanları gelip tahtını kurar ellerin boşluğunda ömrü uzayan ölümler filizlenir Heybeli’de ah! ne eyleyeyim ben, şimdi şiirler mensûr şimdi kırgınsın bize, yangınsın içimizde sâhiplenmedik seni / teyakkuzda ekâbir D argınsın ey içime kümbetlenen azîze vakit çok geçmiş değil soylu hânedan için dâim ağlamaklıdır Leylâ, perçemi nemli hiçbir diken, süs diye takılmamıştı güle / yine de yakışıyordu büyük aşkın virandır akıttığı gözyaşı G izem saklı surlarda, durur hâlâ ab-ı sevda hâlâ sana sevdâlı ezelden güneş ve ay ah! ne saâdet dünyâ gözüyle Hüdâî yol; / ateşe serinliği / suya dinginliği öğretiyordu Ç izdiğim resm-i yârdır Gerdan’ından akseden sâkî! bana bir bâde sun aşkın şarabından / kendinden geçsin bu dingin dudaklar şâirin sesine ses katsın renkli Alfâbe’m say ki unutmuşum kelâmı / unutmuşum kırılan her kalemi / beni de alfâbende bir elif say Be A dım adım elleri çıkar, öpmek içindir Koca Sinan’ı çizgi çizgi elleri değiyordu Hattat’ın …öperek Bâb-ı Âli’yi / harfler secde ediyordu S înelerde kaldırım yalnızlığında Hırka Cihangir’deki hüzün kuşatırdı göğümü ve bir anne duâsı kadar içten olurdu Sadâbâd K utlu bir şehzâdenin yangın suskunu dili ‘ya o beni alır, ya ben onu’ der Beyzâde’m ensar niyetlenmişti de gelin olunan Fâtih yüzgörümlüğü fetih hem ne yakışıyordu sancağım Ulubatlı’ya sancılı bir yağmurun dokunduğu intizâr saçlarında günlerin yorgunluğunda duran bir şehrâyin muştusu B eyoğlu nâr, Üsküdar yâr, revnak Çamlıca’da gülüşün kadar sıcak olurdu her münâcât - Yûşâ Tepesinde duâ - sonsuzluğa kayan aşk Sirkeci’de vedâya dönüşüyordu E vvel şaşkınlık, sonra savurduğun telâşım görmeden denedimse de kâtil özlemlerini diriltmemeyi büyüdü şol sevdalar, kelimeler bendegân bir tezyin, bir tezhip, bir nakıştır kalpte Vefâ alıp götürür beni, okşar ruhumu neyzen Te S araylara kâh kumru, kâh güvercin konardı leylak halkalar zarîf, zerrîn, nârin olurdu nâzenin işlemeli, cumbalı evler virân Ayasofya mahkûm Topkapı serâzâd tiran istilâsında yıkılmıştı pâyitaht fayton kıvrımlarında uzayıp giden yollar / kuytudan kalabalığa / kesretten duldalığa bendenin zebânı mı Hak, zebûnu mu beşerin bir dirhem iz’ân ya Rab! S ağ yanın şark, sol yanın garp; gece ile gündüz Mihmandâr’da her adım maverâ sohbetleri unutturup dünyayı öteyi ifşâsıdır haberler uçuran her güvercin, şâhit olup döker en mahrem sırrını Harem’in … ve sırra kadem aşkını Hürrem’in Ş âir susarsa eğer kim anlar ki dilinden hiç bu kadar âşikar değildi ağlayan ney ikindi yağmurunda ıslanır münbit heyben ellerimle yıkarım, iki yakanı senin / okşasın parmak uçlarım bana mısın demeden ışırsın sabah akşam köprülerin altına hoyratça düşen çocuk: seni biz düşürdük ……. Sin K aç bin yıldır görünen cemâlin Yûsuf’a ayna ‘su uyur’ surlar nöbette gizemli nazarıyla / açılsan on asırlık bir buz dağı çözülür / açılsan çağ sökülür, yaprak yaprak çan sesi dökülür İ çini bir Fâtih’e açabilmiştin ancak gece gündüz, elli üç gün / bilâ-fâsıla sabrı öğretiyordun kızıl renge boyanmayı suya, toprağa aşkı hercaî hayâllerin son şaşkın bakışında bir dev/in, hayâlinin ırağındaydı fetih başladı mı, bitti mi suskunluğu şâirin ve kana kana biter susuzluğu Fâtih’in K ız Kulesi şaz, Eyüp niyâz, naz Emirgan’da Yedi Tepe’nde işte en havadar Kanlıca nefesler susturulmuş Prensler Adası’nda koyu gölgesinde her Çınar’ın saklıdır keder sükûnet lügatlerde, devinirken çığlıklar / el ele tutuşur nârâ ve nidâ S es veriyorum suyun hayat kokan sesine acılardan sevince, erinçlerden kedere yırtınan gelgitlerde, dinginleş artık n’olur hangi sırra gark olur tende süveydâ-yı kalp arzuhâlimi mâzur görsün divân-ı hümâyûn hece hece yitirdim, harflerde arıyorum kaybettiğim izleri S en gelirsen naz biter, sen gidersen haz biter karşılıksız sevda yok, biter nihâyetinde kâim olduğunu her dîl/de, görebilseydi lâl olurdu Aslı… ve Şirin’de başka ahval ve ezelden masalmış Leyla’yla Mecnun aşkı ……. Nûn E lvan elvan lezzetler resmeder ressâm hayat yeniden başlar mehtaplı gecelerde her vapur kalkışında eller askıda durur biraz daha / yutkunur deniz kalpler beraber gider, gidemese de beden uzaktan uzağa bir akşam selâmı kalır yummadan gözlerimi dinlemeliyim seni Z ülfünü suya çalan tek dilberdir martılar kimine göre hüzün, kimine göre efsûn …umuttur beyaz sayfalardan taşıdıkları kendi rengine benzer her şey neden uçtuklarını su üstünde, sormayın kaybettikleri bir şey mi var bulamadılar haberler uçuruyor, havâdis alıyorlar / hülâsâ H aydarpaşa Garı’nda ne çok anlamsız bakış pususunda bekleyen inkisâr-ı hayâller anbeân gelip çarpar mahzun bir yığın yüze Hisar’lar kırgın, yılgın Beylerbeyi, utangaç …yaz akşamlarında muzdarip Kadıköy daha ‘küçüktüm, çocuk değildim... aşıktım’ ben intiharlara şâhit olunca Boğaziçi siliverir dalgalar… ve ölüm çığlıkları yankılanır dilimde: ‘keşke toprak olsaydım’ Vav B ir hattatın elinden çıkar gibi işveli ölümsüz bir çiçeğin kokusu yayılmakta eksiğim biliyorum, tamamlıyorsun dâim sende ağlamıyorum karanlığa, leyl başka nehâr oluyorsun bana / mâsivâ M avi gözlü sevgili, ey rüyaların kızı nereye baksam, senin ikliminden bir rüzgâr sevginin gül kokusu, âhuzarı çiçeğin şehadet ederim ki güneşin ışığı ve dolunayı gecenin senden yanadır, inan. B urçlarında hâlâ bir Akşemseddin duâsı erbabına bıraktık; Itri başlar nağmeye Haliç’te martılarla her sabah kahvaltı var kim der Yalnız Servi’ler her şey revândır sana, sen kalender süedâ sen yine el değmemiş Meryem bakireliği lâkin doğurgan billur belde en güzîde kelâmın ıtır neşîdesiyle: ‘beldetün tayyibetün’ kutlu zafer müjdesi S ıcak yürümeleri bir çınar serinletir görürsün, bütün yollar birleşir Galata’da orada bir Hezarfen alıp götürür sizi gökyüzünden temâşâ mâziyi ve bugünü / sonra nesl-i âtiyi ……. Lam-elif K alabalığı teskîn eden sandallar yüzer denizin orta yerinde yüzlerinde yorgunluk, ellerinde bir umut kaptanların, balıkçıkların hangi tarafa baksam, senden kalan buhurdân bir hıçkırık yayılır çılgınca dizelerden kim tutar bir şâirin şuh yadsımalarını M ahzundur Ayasofya, âteş-i aşkında gam uzaktan uzağa bir ezan, bazen Bilâl’dir kulaklarda tutunan ses bazen Dâvût sesinde oturur her yüreğe devr-i sâbıkta huşû, bize mi kaldı özlem K aracaahamet; kutsal ma’bedi ölülerin geceyi konuşturan şimdi kırık iskele Nef’î’nin susturulan sesinde Sihâm-ı Kazâ bana kaldı anlatmak aşkın derinliğini K ıskanıyordu Bâbil küçülen her adımı -Sahaf’larda, Mısır Çarşısı’nda- yer ve gök arasında hummâlı yolculuklar ne kelâm ki karşımda evrenin sonsuzluğu gülüşünde bin bir renk, takılmak için durur yığınla insan gürûhuna Meydanda arz-ı endâm, şâiran artık susar sana sınırlı, sende sınırsız rûz-i yeldâ / ismiyle müsemmâ Der/saâdet I hlamur çiçek açar, sonra hafîf bir rüzgâr / birimiz salınmaktan / birimiz korkar yutkunmaktan öylece duruyoruz aldırmadan zamana İşte ‘okudum harf harf alfabem İstanbul’u’ ‘doymadan tekrar tekrar biz sevdiceğim yeniden’ S usunca şâir, susuz kalır buyurgan kadın ‘ben derim utanma iftihar et sevmeyenler utansın aşksızlığa mahkum edildiysek bu dünya yansın’ ... .. . Şehir Dergisi (Ekim 2006 - Nisan 2007 sayılarında7 bölüm halinde yayınlanmıştır. Genç Birikim Dergisi 89. Sayı Ekim 2006 Zafer Şık |
| |
| | #145 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| YOLCULUK Yolculuk, her zaman düşündüm onu; İçimde bu azgın davet ne demek? Oraya, nerdeyse güneşin sonu, Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek. Altımdan kaydırdı bir el minderi; Herkes yatağında, ben ayaktayım. Bir gece, rüyada gördüğüm yeri, Gözlerim yumulu, aramaktayım. Beni çağırmakta yabancı dostlar; Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız. Eski evde, şimdi bir başka ev var: Avlusu karanlık, suları tadsız. Her akşam, aynı yer, aynı saatte, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk! Başım, artık onu taşımak ne zor! Başım, günden güne kayıtsız bana. Dalında bir yaprak gibi dönüyor, Acı rüzgarların çektiği yana... NECİP FAZIL KISAKÜREK |
| |
| | #146 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Naat Seccaden kumlardı... .............................. ...... Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı! Mescit mü'min, minber mü'min... Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere "Amin!" Ve mübarek geceler, dualarımız, Geri gelmeyen dualardı... Geceler ki pırıl pırıl, Kandillerin yanardı! Kapına gelenler, ya Muhammed, Uzaktan, yakından- Mü'min döndüler kapından! Besmele, ekmeğimizin bereketiydi; İki dünyada aziz ümmet, Muhammed ümmetiydi. Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu" lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi... Ey yetimler yetimi, Ey garipler garibi; Düşkünlerin kanadıydın, Yoksulların sahibi... Nerde kaldın ey Resul, Nerde kaldın ey Nebi? Günler, ne günlerdi, ya Muhammed; Çağlar ne çağlardı; Daha dünyaya gelmeden Müminlerin vardı... Ve birgün, ki gaflet Çöller kadardı, Halime'nin kucağında Abdullah'ın yetimi, Amine'nin emaneti ağlardı! Hatice'nin koncası, Aişe'nin gülüydün. Ümmetinin gözbebeği, Göklerin resulüydün... Elçi geldin, elçiler gönderdin... Ruhunu Allah'a, Elini ümmetine verdin. Beşiğin, yurdun, yuvan Mekke'de bunalırsan Medine'ye göçerdin. Biz dünyadan nereye Göçelim ya Muhammed? Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü) diyorlar: Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor! Neler duydu şu dünyada Mevlid'ine hayran kulaklarımız: Ne adlar ezberledi, ey Nebi, Adına alışkın dudaklarımız! Artık, yolunu bilmiyor; Artık, yolunu unuttu Ayaklarımız! Kabe'ne siyahlar Yakışmamıştır, ya Muhammed, Bugünkü kadar! Haset, gururla savaşta; Gurur, Kafdağı’nda derebeyi... Onu da yaralarlar kanadından, Gelse bir şefkat meleği... İyiliğin türbesine Türbedar oldu iyi! Vicdanlar sakat Çıkmadan yarına. İyilikler getir, güzellikler getir Adem oğullarına! Şu gördüğün duvarlar ki Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir... Fethedemedik, ya Muhammed, Senelerdir! Ne doğruluk, ne doğru; Ne iyilik, ne iyi... Bahçende en güzel dal, Unuttu yemiş vermeyi... Günahın kursağında Haramların peteği! Bayram yaptı yabanlar: Semave'yi boşaltıp Save'yi dolduranlar... Atını hendeklerden -bir atlayışta- Aşırdı aşıranlar... Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman'lar! Gözleri perdeliyen toprak, Yüzlere serptiğin topraktı... Yere dökülmeyecekti, ey Nebi Yabanların gözünde kalacaktı! Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! Ne oldu, ey bulut, Gölgelediğin başlar? Hatırında mı, ey yol, Bir aziz yolcuyla Aşarak dağlar taşlar, Kafile kafile, kervan kervan Şimale giden yoldaşlar? Uçsuz bucaksız çöllerde, Yine, izler gelenlerin, Yollar gideceklerindir. Şu Tekbir getiren mağara, Örümceklerin değil; Peygamberlerindir, meleklerindir... Örümcek ne havada, Ne suda, ne yerdeydi... Hakkı göremiyen Gözlerdeydi! Şu kutu, cinlerin mi; Perilerin yurdu mu? Şu yuva-ki bilinmez, Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?- Kuşlarını, bir sabah, Medine'ye uçurdu mu? Ey Abva'da yatan ölü Bahçende açtı dünyanın En güzel gülü; Hatıran, uyusun çöllerin Ilık kumlarıyla örtülü! Dinleyene hala, Çöller ses verir: "Yaleyl!" susar, Uğultular gelir. Mersiye okur Uhud, Kaside söyler Bedir. Sen de, bir hac günü, Başta Muhammed, yanında Ebubekir; Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü Destan yap, ey şehir! Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar... Kureyş uluları karşılarında Meydan okuyan bir Ömer bulurlar; Ali'nin önünde kapılar açılır, Ali'nin önünde eğilir surlar. Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de Hak'kın yiğitleri, şehid olurlar... Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı; Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı. Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! Vicdanlar, sakat çıkmadan, Ya Muhammed, yarına; İyiliklerle gel, güzelliklerle gel Adem oğullarına! Yüreklerden taşsın Yine imanlar! Itri, bestelesin Tekbir'ini; Evliya, okusun Kur'an'lar! Ve Kur'an'ı göznuruyla çoğaltsın Kayışzade Osmanlar! Na'tini Gaalip yazsın,Mevlid'ini Süleyman'lar! Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle Geri gelsin Sinan'lar! Çarpılsın, hakikat niyetine Cenaze namazı kıldıranlar! Gel, ey Muhammed, bahardır... Dudaklar ardında saklı Aminlerimiz vardır!.. Hacdan döner gibi gel; Mi'raç'tan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Bulutlar kanad, rüzgar kanad; Hızır kanad, Cibril kanad; Nisan kanad, bahar kanad; Ayetlerini ezber bilen Yapraklar kanad... Açılsın göklerin kapıları, Açılsın perdeler, kat kat! Çöllere dökülsün yıldızlar; Dizilsin yollarına Yetimler, günahsızlar! Çöl gecelerinden, yanık Türküler yapan kızlar Sancağını saçlarıyla dokusun; Bilal-i Habeşi sustuysa Ezanlarını Davud okusun! Konsun -yine- pervazlara Güvercinler; "hu hu"lara karışsın Aminler... Mübarek akşamdır; Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler! |
| |
| | #147 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Sessizliğimi dinliyorum Ve her sabahı tek bir geceye boğarak Hüznümün hıçkırıklarında bularak ruhumun sıfatsızlığını Gözlerim katrelerini serpiyor yere usulca... Sözlerim lal; Gözlerim hayaline karışıyor, Dillerim dolaşıyor adına harf harf, Ben takvim yapraklarından siliyorum güncemi... Yarınlarımı kurarak saatli bombalara Bir acemi intihar süsünde bularak kendimi Adımı silmek istiyorum tüm ezberlerden, Kayıp ilanlarında hiç bulunmamacasına aranmak istiyorum... Aşkımın adına bir fısıltı gürültüsünde susmak istiyorum SADECE... |
| |
| | #148 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Dec 2006 Yaş: 23
Mesajlar: 1,479
| ............ En fazla içimde ölürsün Karla karışık yağarsın yara Bereme Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde Sana borcum olsun Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde ................. Kahraman Tazeoğlu |
| |
| | #149 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 982
| O'nun sanatı (Yok) bir (var)dır; Geçit vermez; Darmı dardır! (yok) bir (yok)tur; Akıl ermez. Ne de çoktur! (var) bir (yok)tur; Yusyuvarlak Dönen oktur. (var) bir (var)dır; O'na varmak... Bu kadardır Necip Fazıl KIsakürek |
| |
| | #150 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 20
Mesajlar: 68
| şiirlerin hepside çooook güzel emeğinize sağlık Düzenleyen: Elizan , 29-05-2008 - 23:58. |
| |
| Etiketler |
| dörtlük, şiir |
| Konu Araçları | |
| |