ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Şiir


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 20-05-2008, 00:49   #141
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Dec 2006
Yaş: 23
Mesajlar: 1,479
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

.............................. .................

"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-05-2008, 15:20   #142
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Dec 2006
Yaş: 23
Mesajlar: 1,479
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım


.............................. ..................

Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?……….

Peki o zaman... Senin istediğin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine İyi Bak."

"Kendine Iyi Bak" derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-05-2008, 17:05   #143
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: May 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 8,495
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

Bana bir güzün çıplaklığıyım de kardeşim
Sonra kaldır başını da göğe bak
Gökyüzü derin mi derin ulur
Uludukça yağmur kudurur
Vatan sessiz
Bağrımda bir şey var tüten
Bak, düşten kelebekler yaptım
Dokunabilir misin?
Kardeşim tut ellerimden
Bu akşam da kapalı gişe oynuyor hüzünlerim
Beni yaşayamadığın yerlere götür
Bir gül çal yüzüme yüzünden, türküleşelim.
Kimliğimde çift güvercin, biri senin olsun
Bana bir güzün çıplaklığıyım de kardeşim
Sen soracak olursan neyleyim
Bedenim dedemin eksik bayram sabahından kalma
Ve en masume masallarda öldüm
Ah nedir on beşimde
Aşk nedir aynı günün cenazesinde gördüm
Açlığı öten bir dudaktan öptüm sevdayı
İnsanca yaşamanın hüneri bu hayatta;
Gerçi bunu herkes düşünmedi kardeşim
Önce ödül koydular ortaya
Bir halkın belleğini silmek için haritan
Kardeşim kim nasıl yok olursa olsun,
Bir uçurtma hevesidir yaşamak
Giden nasılsa kaldıklarıyla gider
Gittiğin senin olsun
Sen bana bedeli kavuşmak olan nöbetleri anlat
Tanrı acısını fazla mı koymuş dünyanın
Gözlerimse çamurlu ah
Yüzünü özlüyorum çocukluğumun
Sis değil, tipi değil, dengesiz bir sınır,
Sancılı bir duvar bu
Ne çipil ki şu gökyüzü…
Hayat bilgisinde yazmıyordu
Sevmeden ölmenin korkusu
Sis içinde geçmiş bir ömrün
Nasıl takılır perdeleri bilir misin?
Yaram yarana yadigâr
Ama sen kal
Önünde çok hayal var koşmanın iz düşümünde
Vefa bir gül derdi ellerin ah aşk
Bütün kuralları örtüşmek için…
Örtüşmek umudun en güneşli mavisinde
Örtüşmek bir soluğun kalbe dönüştüğü yerde
Acımak yoktu aşkta, çıkar yoktu, kan hiç yoktu.
Kan yakıyorlar burada kardeşim kan
Tenime can gelir bir gülüşün olsa
Kimse kimsenin akrabası değil
Diye mezarlar var kimsesiz
Tanrı güle bir dil verseydi de konuşsaydın ah
Bir konuşsan çözülecek bütün bu zulüm
Susacak herkes
Külüne susamayacak komşu komşunun
Hiçbir kül tablası gereksiz yere boşalmayacak
Kaç gündür uykusuzum,
İçime uzanmış bakıyorsun bir duman,
Kardeşim
Hani o filiz -tin-
De saçlarından koparılan…

Üzülmenin sırası değil artık
Zaman sadece gitme zamanı.
Sen de git.
Çocukların olsun.
Savaşa gönderme onları
Çünkü sen çok savaştın
Aşktın
Arkadaşlığın en yürekli dalıydın
Yanıktı yüzünün öbür yarısı
Yarısı dünyanın yanıktı
Neyleyim
Hüznüme kına yaktım ellerinden...


Taner Cindoruk
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-05-2008, 16:31   #144
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: May 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 8,495
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

Elif


I hlamur ağacının altında hafîf bir rüzgâr
/ birimiz zikir hâlinde
/ birimiz seyir âleminde
salınıp duruyoruz aşkın medcezirinde
sonsuzluğun eşiğinde
bize eşlik eden bir şarkı:
‘çok geç kalmışız canım
vakit bu vakit değil
eski radyolar gibi
çatıya saklanmış aşk’

İ zbe yerlerin zulmet kokan hafakanları
gelip tahtını kurar ellerin boşluğunda
ömrü uzayan ölümler filizlenir Heybeli’de
ah! ne eyleyeyim ben, şimdi şiirler mensûr
şimdi kırgınsın bize, yangınsın içimizde
sâhiplenmedik seni
/ teyakkuzda ekâbir

D argınsın ey içime kümbetlenen azîze
vakit çok geçmiş değil soylu hânedan için
dâim ağlamaklıdır Leylâ, perçemi nemli
hiçbir diken, süs diye takılmamıştı güle
/ yine de yakışıyordu
büyük aşkın virandır akıttığı gözyaşı

G izem saklı surlarda, durur hâlâ ab-ı sevda
hâlâ sana sevdâlı ezelden güneş ve ay
ah! ne saâdet dünyâ gözüyle Hüdâî yol;
/ ateşe serinliği
/ suya dinginliği öğretiyordu

Ç izdiğim resm-i yârdır Gerdan’ından akseden
sâkî! bana bir bâde sun aşkın şarabından
/ kendinden geçsin bu dingin dudaklar
şâirin sesine ses katsın renkli Alfâbe’m
say ki unutmuşum kelâmı
/ unutmuşum kırılan her kalemi
/ beni de alfâbende bir elif say


Be

A dım adım elleri çıkar, öpmek içindir
Koca Sinan’ı
çizgi çizgi elleri değiyordu Hattat’ın
…öperek Bâb-ı Âli’yi
/ harfler secde ediyordu
S înelerde kaldırım yalnızlığında Hırka
Cihangir’deki hüzün kuşatırdı göğümü
ve bir anne duâsı kadar içten olurdu
Sadâbâd

K utlu bir şehzâdenin yangın suskunu dili
‘ya o beni alır, ya ben onu’ der Beyzâde’m
ensar niyetlenmişti de gelin olunan Fâtih
yüzgörümlüğü fetih
hem ne yakışıyordu sancağım Ulubatlı’ya
sancılı bir yağmurun dokunduğu intizâr
saçlarında günlerin yorgunluğunda duran
bir şehrâyin muştusu

B eyoğlu nâr, Üsküdar yâr, revnak Çamlıca’da
gülüşün kadar sıcak olurdu her münâcât
- Yûşâ Tepesinde duâ -
sonsuzluğa kayan aşk Sirkeci’de vedâya
dönüşüyordu

E vvel şaşkınlık, sonra savurduğun telâşım
görmeden denedimse de kâtil özlemlerini
diriltmemeyi
büyüdü şol sevdalar, kelimeler bendegân
bir tezyin, bir tezhip, bir nakıştır kalpte Vefâ
alıp götürür beni, okşar ruhumu neyzen


Te

S araylara kâh kumru, kâh güvercin konardı
leylak halkalar zarîf, zerrîn, nârin olurdu
nâzenin işlemeli, cumbalı evler virân
Ayasofya mahkûm
Topkapı serâzâd
tiran istilâsında yıkılmıştı pâyitaht
fayton kıvrımlarında uzayıp giden yollar
/ kuytudan kalabalığa
/ kesretten duldalığa
bendenin zebânı mı Hak, zebûnu mu beşerin
bir dirhem iz’ân ya Rab!

S ağ yanın şark, sol yanın garp; gece ile gündüz
Mihmandâr’da her adım maverâ sohbetleri
unutturup dünyayı öteyi ifşâsıdır
haberler uçuran her güvercin, şâhit olup
döker en mahrem sırrını Harem’in
… ve sırra kadem aşkını Hürrem’in

Ş âir susarsa eğer kim anlar ki dilinden
hiç bu kadar âşikar değildi ağlayan ney
ikindi yağmurunda ıslanır münbit heyben
ellerimle yıkarım, iki yakanı senin
/ okşasın parmak uçlarım
bana mısın demeden ışırsın sabah akşam
prülerin altına hoyratça düşen çocuk:
seni biz düşürdük

…….


Sin

K aç bin yıldır görünen cemâlin Yûsuf’a ayna
‘su uyur’ surlar nöbette gizemli nazarıyla
/ açılsan on asırlık bir buz dağı çözülür
/ açılsan çağ sökülür, yaprak yaprak çan sesi
dökülür

İ çini bir Fâtih’e açabilmiştin ancak
gece gündüz, elli üç gün / bilâ-fâsıla
sabrı öğretiyordun
kızıl renge boyanmayı suya, toprağa aşkı
hercaî hayâllerin son şaşkın bakışında
bir dev/in, hayâlinin ırağındaydı fetih
başladı mı, bitti mi suskunluğu şâirin
ve kana kana biter susuzluğu Fâtih’in

K ız Kulesi şaz, Eyüp niyâz, naz Emirgan’da
Yedi Tepe’nde işte en havadar Kanlıca
nefesler susturulmuş Prensler Adası’nda
koyu gölgesinde her Çınar’ın saklıdır keder
sükûnet lügatlerde, devinirken çığlıklar
/ el ele tutuşur nârâ ve nidâ

S es veriyorum suyun hayat kokan sesine
acılardan sevince, erinçlerden kedere
yırtınan gelgitlerde, dinginleş artık n’olur
hangi sırra gark olur tende süveydâ-yı kalp
arzuhâlimi mâzur görsün divân-ı hümâyûn
hece hece yitirdim, harflerde arıyorum
kaybettiğim izleri

S en gelirsen naz biter, sen gidersen haz biter
karşılıksız sevda yok, biter nihâyetinde
kâim olduğunu her dîl/de, görebilseydi
lâl olurdu Aslı… ve Şirin’de başka ahval
ve ezelden masalmış Leyla’yla Mecnun aşkı

…….



Nûn

E lvan elvan lezzetler resmeder ressâm
hayat yeniden başlar mehtaplı gecelerde
her vapur kalkışında eller askıda durur
biraz daha / yutkunur deniz
kalpler beraber gider, gidemese de beden
uzaktan uzağa bir akşam selâmı kalır
yummadan gözlerimi dinlemeliyim seni

Z ülfünü suya çalan tek dilberdir martılar
kimine göre hüzün, kimine göre efsûn
…umuttur beyaz sayfalardan taşıdıkları
kendi rengine benzer her şey
neden uçtuklarını su üstünde, sormayın
kaybettikleri bir şey mi var bulamadılar
haberler uçuruyor, havâdis alıyorlar
/ hülâsâ

H aydarpaşa Garı’nda ne çok anlamsız bakış
pususunda bekleyen inkisâr-ı hayâller
anbeân gelip çarpar mahzun bir yığın yüze
Hisar’lar kırgın, yılgın Beylerbeyi, utangaç
…yaz akşamlarında muzdarip Kadıköy
daha ‘küçüktüm, çocuk değildim... aşıktım’ ben
intiharlara şâhit olunca Boğaziçi
siliverir dalgalar… ve ölüm çığlıkları
yankılanır dilimde:
‘keşke toprak olsaydım’


Vav

B ir hattatın elinden çıkar gibi işveli
ölümsüz bir çiçeğin kokusu yayılmakta
eksiğim biliyorum, tamamlıyorsun dâim
sende ağlamıyorum karanlığa, leyl başka
nehâr oluyorsun bana / mâsivâ

M avi gözlü sevgili, ey rüyaların kızı
nereye baksam, senin ikliminden bir rüzgâr
sevginin gül kokusu, âhuzarı çiçeğin
şehadet ederim ki güneşin ışığı ve
dolunayı gecenin senden yanadır, inan.

B urçlarında hâlâ bir Akşemseddin duâsı
erbabına bıraktık; Itri başlar nağmeye
Haliç’te martılarla her sabah kahvaltı var
kim der Yalnız Servi’ler
her şey revândır sana, sen kalender süedâ
sen yine el değmemiş Meryem bakireliği
lâkin doğurgan billur belde
en güzîde kelâmın ıtır neşîdesiyle:
‘beldetün tayyibetün’
kutlu zafer müjdesi

S ıcak yürümeleri bir çınar serinletir
görürsün, bütün yollar birleşir Galata’da
orada bir Hezarfen alıp götürür sizi
gökyüzünden temâşâ mâziyi ve bugünü
/ sonra nesl-i âtiyi

…….


Lam-elif

K alabalığı teskîn eden sandallar yüzer
denizin orta yerinde
yüzlerinde yorgunluk, ellerinde bir umut
kaptanların, balıkçıkların
hangi tarafa baksam, senden kalan buhurdân
bir hıçkırık yayılır çılgınca dizelerden
kim tutar bir şâirin şuh yadsımalarını

M ahzundur Ayasofya, âteş-i aşkında gam
uzaktan uzağa bir ezan, bazen Bilâl’dir
kulaklarda tutunan ses
bazen Dâvût sesinde oturur her yüreğe
devr-i sâbıkta huşû, bize mi kaldı özlem

K aracaahamet; kutsal ma’bedi ölülerin
geceyi konuşturan şimdi kırık iskele
Nef’î’nin susturulan sesinde Sihâm-ı Kazâ
bana kaldı anlatmak aşkın derinliğini

K ıskanıyordu Bâbil küçülen her adımı
-Sahaf’larda, Mısır Çarşısı’nda-
yer ve gök arasında hummâlı yolculuklar
ne kelâm ki karşımda evrenin sonsuzluğu
gülüşünde bin bir renk, takılmak için durur
yığınla insan gürûhuna

Meydanda arz-ı endâm, şâiran artık susar
sana sınırlı, sende sınırsız rûz-i yeldâ
/ ismiyle müsemmâ Der/saâdet

I hlamur çiçek açar, sonra hafîf bir rüzgâr
/ birimiz salınmaktan
/ birimiz korkar yutkunmaktan
öylece duruyoruz aldırmadan zamana

İşte ‘okudum harf harf alfabem İstanbul’u’
‘doymadan tekrar tekrar
biz sevdiceğim yeniden’

S usunca şâir, susuz kalır buyurgan kadın
‘ben derim utanma iftihar et
sevmeyenler utansın
aşksızlığa mahkum edildiysek
bu dünya yansın’

...
..
.

Şehir Dergisi (Ekim 2006 - Nisan 2007 sayılarında7 bölüm halinde yayınlanmıştır.
Genç Birikim Dergisi 89. Sayı Ekim 2006


Zafer Şık
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-05-2008, 13:01   #145
karakan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

YOLCULUK

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.

Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.

Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;
Yangın varmış gibi yukarı katta,
Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk!

Başım, artık onu taşımak ne zor!
Başım, günden güne kayıtsız bana.
Dalında bir yaprak gibi dönüyor,
Acı rüzgarların çektiği yana...

NECİP FAZIL KISAKÜREK
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-05-2008, 14:11   #146
gnlyrgnhsn
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

Naat


Seccaden kumlardı...
.............................. ......
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mü'min, minber mü'min...
Taşardı kubbelerden Tekbir,
Dolardı kubbelere "Amin!"

Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!

Kapına gelenler, ya Muhammed,
Uzaktan, yakından-
Mü'min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi.

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu" lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resul,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, ya Muhammed;
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve birgün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime'nin kucağında
Abdullah'ın yetimi,
Amine'nin emaneti ağlardı!

Hatice'nin koncası,
Aişe'nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği,
Göklerin resulüydün...
Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah'a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke'de bunalırsan
Medine'ye göçerdin.

Biz dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed?
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
(Ebu Leheb öldü) diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlid'ine hayran kulaklarımız:
Ne adlar ezberledi, ey Nebi,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kabe'ne siyahlar
Yakışmamıştır, ya Muhammed,
Bugünkü kadar!

Haset, gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi!

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir...
Fethedemedik, ya Muhammed,
Senelerdir!

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yabanlar:
Semave'yi boşaltıp
Save'yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman'lar!

Gözleri perdeliyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebi
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar?

Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.

Şu Tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi...
Hakkı göremiyen
Gözlerdeydi!

Şu kutu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva-ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?-
Kuşlarını, bir sabah,
Medine'ye uçurdu mu?

Ey Abva'da yatan ölü
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene hala,
Çöller ses verir:
"Yaleyl!" susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebubekir;
Gidenlerin yüzbin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!

Ebubekir'de nur, Osman'da nurlar...
Kureyş uluları karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali'nin önünde kapılar açılır,
Ali'nin önünde eğilir surlar.
Bedir'de, Uhud'da, Hayber'de
Hak'kın yiğitleri, şehid olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh... kanadlıydı.

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Ya Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin Tekbir'ini;
Evliya, okusun Kur'an'lar!
Ve Kur'an'ı göznuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osmanlar!

Na'tini Gaalip yazsın,Mevlid'ini Süleyman'lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan'lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır!..
Hacdan döner gibi gel;
Mi'raç'tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanad, rüzgar kanad;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Ayetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i Habeşi sustuysa
Ezanlarını Davud okusun!

Konsun -yine- pervazlara
Güvercinler;
"hu hu"lara karışsın
Aminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha'lar, Yasin'ler!
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-05-2008, 15:36   #147
zeynep.13
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım



Sessizliğimi dinliyorum

Ve her sabahı tek bir geceye boğarak

Hüznümün hıçkırıklarında bularak ruhumun sıfatsızlığını

Gözlerim katrelerini serpiyor yere usulca...

Sözlerim lal;

Gözlerim hayaline karışıyor,

Dillerim dolaşıyor adına harf harf,

Ben takvim yapraklarından siliyorum güncemi...

Yarınlarımı kurarak saatli bombalara

Bir acemi intihar süsünde bularak kendimi

Adımı silmek istiyorum tüm ezberlerden,

Kayıp ilanlarında hiç bulunmamacasına aranmak istiyorum...

Aşkımın adına

bir fısıltı gürültüsünde

susmak istiyorum SADECE...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-05-2008, 16:10   #148
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Dec 2006
Yaş: 23
Mesajlar: 1,479
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

............

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde

.................

Kahraman Tazeoğlu
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-05-2008, 16:22   #149
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 982
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

O'nun sanatı

(Yok) bir (var)dır;
Geçit vermez;
Darmı dardır!

(yok) bir (yok)tur;
Akıl ermez.
Ne de çoktur!

(var) bir (yok)tur;
Yusyuvarlak
Dönen oktur.

(var) bir (var)dır;
O'na varmak...
Bu kadardır

Necip Fazıl KIsakürek
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-05-2008, 23:46   #150
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2008
Yaş: 20
Mesajlar: 68
Varsayılan Yanıt: Sevdiğimiz Şiir Ve Dörtlükleri Paylaşalım

şiirlerin hepside çooook güzel emeğinize sağlık

Düzenleyen: Elizan , 29-05-2008 - 23:58.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
dörtlük, şiir

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 22:44


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats