![]() |
| | #11 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2,046
| mektubatı okumak, anlamaya çalışmak ve derinlerine dalmak bana huzur veriyor arapça kısmından okumakta derslerimi tekrar oluyo paylaşımın çk güzel abi. Düzenleyen: ElifNUR , 11-02-2008 - 23:21. |
| |
| | #12 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,207
| 4 MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayinin faziletleri. b) Hakikat-i Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyani.. Ona ve âline salât, selâm ve saygilar.. c) Kutbiyet makami, ferdiyet mertebesi.. *** NOT : IMAM-I RABBANI Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük seyhi Bakibillah'a yazmistir. *** Hizmette olanlarin en küçügünden bir arzuhaldir. (Yani: Mektup..) Süre hayli uzadi. Bu kapida hizmet edenlerin hallerine muttali olamadim: Ne feyizlenme, ne de güzel mektuplasma yolundan.. *** Simdilik, mübarek ramazan ayinin gelmesini bekliyorum. Bu ayin, Kur'an-i Mecid'le tam bir münasebeti var. Hem de zata bagli kemalati ve onun zuhurati sayilan islerin tümünü özünde toplamak sureti ile.. Kaldi ki o, asalet dairesine dahildir. Öyleki: Asla, onun üzerine gölge düsmemistir. KABILÎYET-I ULÂ, onun uzayan gölgesidir. Bu manada gelen âyet-i kerime meâlen söyledir: ? «Ramazan ayi öyle bir aydir ki; Kur'an, o ay içinde indirildi.» (2/185) Isbu âyet-i kerime, sözün dogruluguna delildir. Anlatilan mana ile baglilik kurulunca; isbu ramazan ayinin, cümle hayirlari ve bereketleri özünde topladigi anlasilir. Bütün sene boyunca gelen cümle hayirlar ve bereketler; bu ayin, bereketleri denizinden bir damladir. Ama, kime olursa olsun; hangi yönden gelirse gelsin.. Bu ayin kadri o kadar yücedir ki: Sonu yoktur. Bu ay içinde olan birlik ve beraberlik, yil boyu sürecek birlik ve beraberlige sebeptir. Ayni sekilde, bu ay içindeki ayrilik, yil boyu sürecek ayriliga sebeb olur. Saadetler olsun o kimseye ki: Ramazan ayi, kendisinden razi olarak ayrilir. Yaziklar olsun o kimseye ki: Ramazan ayi, kendisine dargin gider. Dolayisi ile, bereketleri elde etmeye bir vasita sayarak. Ramazan ayi ile, Kur'an-i Kerim hatmini biraraya getiren kimse için ümid edilir ki: Onun bereketlerinden mahrum kalmaya; hayirlara kavusmasina engel olmaya.. Bu aya mahsus olan bereketler, baskalarina benzemez. Bu ayin gecelerindeki hayirlar da, baskalari ile kiyaslanamaz. Aksamlan, iftarda acele etmenin; sahurlardaysa, agir davranmanin hikmeti ve sirri bu olsa gerek. Böyle olur ki: Gecenin ve gündüzün tüm cüzlerindeki imtiyaza ermek hâsil ola.. Yukarida: ? KABILIYET-I ULÂ.. Seklinde bir cümle anlatildi. Iste, Hakikat-i Muhammediye, bundan ibarettir. Bu Hakikat-i Muhammediye'nin zuhur yerine salât selâm ve saygilar.. Isbu KABILIYET-I ULÂ, zatî kabiliyet degildir. Anlatilan Hakikat-i Muhammediye; tüm sifatlari özünde topladigi için, bazilari: ? Kabiliyet-i Zat.. Olarak hükmetmistir. Halbuki kabiliyet-i zat, ilmî itibar içindir. Hem de zat ve sifatlara dayali tüm kemalât ile ilgilidir. Bu dahi, Kur'an-i Mecid'in ele, dile getirdigidir. Sani yüce olsun. Kabiliyet-i sifata gelince., bu: Sifatlar vatani ile münasebettir; zatla silat, beyninde bir bosluktur. Bu dahi, sair peygamberlerin hakikatleridir. Resulüllah efendimize ve sair peygamberlere salât ve selâm.. Anlatilan bu kabiliyet, içine giren itibarlarin mülâhazasi ile, müteaddid hakikatler halinde meydana gelir. Hakikat-i Muhammediye sayilan kabiliyet'e gelince; her nekadar onda zilliyet var ise de, sifatlarin rengi onda belli olmaz. Hiç bir sekilde, zatla aralarinda hail yoktur. Muhammedî mesrebe dahil olan cemaatin hakikatlerine gelince: îlmî itibara göre, zat kabiliyetlidirler. Ama anlatilan bazi kemalâtla ilgili olaraktan.. Bu meyanda Kabiliyet-i Muhammediye; zatla bu müteaddid kabiliyetler arasinda bir araliktir. Bazilarinin, yukarida anlatildigi üzere buna: ? Kabiliyet-i Zattir. Demeleri, su manadaki sebebe dayanir: Onun, (kabiliyet-i zatin) sifatlar âleminde bir adimlik yen vardir. Bu sifatlar âleminin son yükselisi ise., o kabiliyete kadardir. Ulastiklari bu makamdaysa.. Resulüllah S.A. efendimize baglandiklarinda süphe yoktur. Kabiliyet-i ittisaf için, hiç. bir sekilde yükselme yoktur. Bu mananin bir icabi olarak, bazilari zarurî olarak su hükmü verdiler: ? Hakikat-i Muhammediye daima haildir. Halbuki. Hakikat-i Muhammediye. kendi zuhur yerindedir; ki; Zatta mücerret bir itibardir. Bundan ötürü de, gözden kaybolmasi mümkündür: hatta olmustur. Kabiliyet-i ittisaf her ne kadar itibari ise de, sifatlarin rengini ve vasfini almistir, amma berzahiyet yoluyla.. Sifatlar hariçte vardir; ama ziyadeden bir varlikla.. Böyle olunca, yükselmeleri imkân dairesi disindadir. Isbu mana icabi olarak, anlatilan hailin daimî varligina hükmedilmistir. Asaletle zilliyet arasini birlestiren bu tür bilgilerin benzerleri çok gelmistir; pek çogu da tarafimdan yapraklara yazilmistir. *** Kutbiyet makami: Zilliyet makami ilimleri inceliklerinin menseidir. Ferdiyet mertebesi: Asil daire maarifinin varidatina vasitadir. Zil ve asil (asil varlik ve gölgesi) arasindaki imtiyaz: Anlatilan iki devlet, biraraya gelmedikçe olmaz. Anlatilan mana icabi olarak; mesayih, KABILIYET-I ULÂ'nin ziyadeligine kail degildirler. Isbu kabiliyette: ? Zat babinda taayyün-ü evvel.. Denir. Sundan ki: Bu kabiliyetin müsahedesini zatî tecelli sanmislardir. Ama gerçek, benim tahkikimdir; is, izah ettigim gibidir. Gerçegi meydana çikaran Allah sübhandir. Bu yola hidayet eden odur. ** Yazmakla memur oldugum risalenin bitmesini, su ana kadar basaramadim. Oldugu gibi, müsvedde duruyor. Bu duraklamadaki ilâhî hikmeti anlayamadim. Bu manada, cür'etin ziyadesi edebe uzaktir. *** |
| |
| | #13 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 4,984
| Alıntı:
.............................. .........vah bizim cür etlerimize.. | |
| |
| | #14 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,207
| BİRDE ŞEYTANİ CÜRET LE CÜR ETLENEN. zavallı akıl yoksunlarına ne demeli.. ![]() |
| |
| | #15 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,207
| 5 MEVZUU : Hace Bürhan'in Muhammed Bakibillah'a gönderilmesi ve bazi hallerinin beyani. Ki o: Ihlâs sahiplerinden biri idi. *** NOT : IMAM-I RABBANI Hz. bu mektubu büyük seyhi Muhamnied Bakibillah'a yazmistir. *** Hizmette olanlarin en küçügünden bir arzuhaldir. (Mektuptur.) Hacegân tarikati beyaninda bir risale yazdim. Allah-ü Taâlâ, onlarin sirlarinin kudsiyetini artirsin. O yazdiklarimi, yüce katiniza yolluyorum. Dilek: Teberrüken görüsünüzü almaktir. Ne var ki o risale, müsvedde halindedir; temize çekmek için firsat bulamadim. Sebebi: HACE (HACE: Alim. seyh. seyyid, aga ve muallim manalarina gelir.) Bürhan'in acele yola çikmasi oldu. Belki de, ona bazi bilgiler eklenecektir. *** Günlerden bir gün, Ahrar silsilesine gözüm ilisti. Hatirima geldi ki: Onu size arz edeyim. Ondaki bilgilerin beyani babinda bir sey yazasiniz. Olmazsa, bu FAKIR'e (F A K î R: Lâfzi ile, IMAM-I RABBÂNI Hz. kendisini kasd ediyor.) emir buyurasiniz, ona bir sey yazayim. Bu düsüncem, gelisti. Anlatilan düsünceye dalgin iken, bu müsveddedeki bilgiler feyiz yollu geldi; yazdim. Bu gönderdigim müsveddeleri, o risale için bir bütünleme sayarsaniz ne âlâ.. Olmazsa, bazi uygun bilgiler ona eklenir; onun bir baska yönü olur. Bu manada fazla açilmayi, edebe aykiri sayarim. *** Hace Burhan, bu süre içinde güzel fiiller isledi; begenilecek isler yapti. Cezbe makamina uygun, üçüncü seyirden nasibe nail oldu. Ne var ki, su anda geçim sebepleri ile, hali tesvise düsmüstür. Isleri daginik durumda. Bu halleri ile yüce katiniza yönelmis bulunuyor. Kendisine emredilecek her sey, ugur ve bereket olur. *** |
| |
| | #16 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,207
| 6 MEVZUU : a) Cezbe ve sülûk husulünün beyani. b) Celâl ve cemal sifatlari ile terbiye almak. c) Fenanin ve bekanin beyani. d) Naksibendî tarikatina mensub olmanin üstünlügü. Belâ ve musibet için dua..*** NOT : IMAM-I RABBANÎ Hz. bu mektubu muhterem seyhi Muhammed Bakibillah'a yazmistir. *** Bendegânin en küçügü AHMED'den (AHMED IMAM-I RABBANÎ Hz. nin kendi ismidir.) bir arzuhaldir. Sani büyük mutlak mürsid olan Yüce Hak, üstün teveccüh bereketi ile; bana su ikramda bulundu: Cezbe ve sülük terbiyesi.. Sonra.. Beni celâl ve cemal sifatlari ile terbiye etti. Su anda: Celâl cemalin ayni oldu; cemal dahi celâlin ayni oldu. RISALE-I KUDSIYE (RISALE-I KUDSIYE: Seyh Imam Muhyiddin Muhammed b. Ali b. Arabi Halemi Taî Mekkî Hz. nin eseridir. Hicretin 638 (M. 1240) yilinda vefat etmistir. Allah-ü Taâlâ, sirrinin kudsiyetini artirsin.) için yazilan hasiyelerde; bu ibarenin sarih manasini tahrif edip mevhum manaya almislar. Halbuki ibare manasi zahirine göre verilmistir; tahrif ve tevil edilmesi kabil degildir. Bu terbiyenin alâmeti: Zata dayali sevgide tahakkuktur. Anlatilan manada tahakkuk olmadan, bu terbiyenin husulüne yer yoktur. Zata dayali sevgi, fena bulma alâmetidir. Fena ise.. Allah-ü Taâlâ'nin zatindan baska seyleri unutmaktir. Ilimler, tam manasi ile sine sahasindan ayrilmadikça; cehl-i mutlakla tahakkuk hâsil olmadikça, fenadan yana nasip gelmesi imkânsizdir. Anlatilan manadaki cehil, daimîdir; onun zevaline imkân yoktur. Bazen gelip bazen de giden cinsten degildir. Bu babda son gaye mana sudur: Bekadan evvel sirf cehalet vardir; bekadan sonra da cehalet ve ilim birlesir. Burada anlatilan cehalet gözünde suur vardir; hayret gözündeyse.. huzur.. Isbu anlatilan makam: HAKK'el-YAKIN makamidir; orada ilimden ve aynden sayilan her biri, digerine perde olamaz. Misali anlatilan cehaletten önce gelen ilim, itibar derecesi disindadir. Her nekadar bu makamda ilim varsa da, özdedir; suhud varsa, o da özdedir; marifet dahi özdedir. Disarida göz kaldigi süre; özünde hâsil olan bir sey yoktur. Sayet nazar, öze dönük ise., yani: Tamamen.. O zaman uygun olan: Nazarin tamamen distan kesilmesidir. Bu manada Hace Naksibend Hz. söyle anlatti: ? Ehlüllah, fenadan ve bekadan sonra ne görürlerse., onu kendi özlerinde görürler. Marifet yollu elde ettikleri her seye de, kendi özlerinde arif olurlar. Hayretleri dahi, yine kendi özlerinde olur. Bundan açikça anlasiliyor ki: Müsahede, marifet, hayret sadece özdedir; onun disinda bir sey degildir. Bunlardan, yalniz biri özde bulunursa., fenadan yana haz ve nasib yoktur. Onlardan bir kismi disarida olunca,, sonunda gelmesi umulan beka nasil gelsin?. Fena ve beka isindeki mertebelerin nihayeti budur. Ve bu: Mutlak fena halidir. Mutlak fena ise., digerlerine göre, daha sümullüdür. Beka durumu dahi, fena hali mikdarina göre olur. Üstte anlatilan mana icabi olarak, ehlüllahtan bazilarinin; fena ve beka ile tahakkuk sonu disa dönük müsahedeleri vardir. Ancak bu acizlerin, (Yani: Naksibendilerin) bagli bulunduklari makam, bütün nisbetlerin üstündedir. Bu manada bir siir söyledir: Her esen nesime misal Hicazî olmaz; Kalayli demir Yemanîce revaç bulmaz. (Bu siir Arapça metinden alinmistir. Ancak, Farsça nüshada, su mana ile gelmistir: Her ayine tutan da Iskender mi olur? Her kilik degistiren Hak eri mi olur?) Geçip giden nice asirlardan sonra; anlatilan silsilenin büyüklerinden bir iki zat; bu tarikat bagini sereflendirirken, diger silsileler için ne söylerler? Bu baglilik, Abdülhalik Gucdüvanî Hz. ne ulasir; sirrinin kudsiyeti artsin. Onu kemale erdirip tamamlayan zat ise.. Seyhler Seyhidir. Yani Naksibend nami ile maruf Bahaeddin'dir; sirrinin kudsiyeti artsin. Anlatilan durum bir devlettir ki ona: Kendi halifelerinden Hace Alâaddin Attar ermistir. Bu büyük bir saadettir. Daha baska kimlere nasib olacagi, zamanla görülecektir. *** Bu yolda sasilacak durum sudur: Her ne zaman belâ ve musibet vaki olsa; öncelikle feraha ve sürura sebeb oluyor. O zaman söyle diyorum: ? Daha yok mu?. Dünya metai cinsinden bir seyim benden gitse, gönlüm hos oluyor; aynisinin olmasini temenni ediyorum. Sebebler âlemine indirildigim an, nazarin aczime ve fakrime ilisti. Bu da, benim için bir nevi hüzün oldu. Bu dahi, ilk bastan gelen az zarar dolayisi ile oluyordu. Anlattigim üzüntü devam ediyordu, isterse o az zarar, tezce gitsin; hiç gelmemis gibi olsun. Bir belânin, yada musibetin defi için Subhan Allah'a dua ettigim zaman; bundan maksad, o belânin veya musibetin kalkmasi degildi. Gerçek olan: ? «Bana dua ediniz.» (40/60) Emrine imtisaldi. Ne var ki, su anda duadan maksad, belâ ve musibetlerin kalkmasidir. Bundan önce zail olup giden korku ve hüzün geri döndü. Bu da, bana malum olduguna göre: Sekir halinden geliyor. Ayiklik haline gelince., avam insanlarda bulunan acz, korku, hüzün, gam, ferahtan yana ne varsa., ayiklik hali sahibinde mevcuttur. Baslangiçta duadan gaye: Belânin kalkmasi degildi; ama bu mana gönlüme pek hos gelmiyordu. Ancak, içinde bulundugum bir hale maglûb olmustum. Bu arada aklima gelen su oldu: Peygamberlerin dualari, yalniz niyetlerinin hâsil olmasi yönünde degildir. Allah-ü Taâlâ onlara salâtlar ve selâmlar eylesin. Son anlatilan hale erdikten sonradir ki: Isin hakiki yüzü meydana çikti. O zaman bildim ki: Peygamberlerin dualari Yüce Hakka karsi acz, iftikar, korku, inkisar yönlüdür; yalniz ilâhî emir geregi degildir. *** Emir geregi olarak; zaman zaman, vukua gelen isleri arz etme cür'eti meydana geliyor. *** |
| |
| | #17 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,207
| 7 MEVZUU : IMAMI RABBANI Hz. bazi garip hallerini beyan etmekte ve bazi zaruri islerini sormaktadir.*** NOT: IMAM-1 RABBANI Hz. bu mektubu, pek keremli seyhi Bakibillah'a yazmistir. *** Kullarin en küçügü AHMED'den bir arzuhaldir. Arstan öte bir makam var ya, iste ruhumu orada buldum. (Yani: Melekût âleminde..) Ama, manevî bir yükselme yolu ile.. Bu makamda, Hace Naksibend Hz. nin özel bir yeri vardir. Allah-ü Taâlâ, onun kudsiyetini artirsin. Aradan bir süre geçti; bu maddî bedenimi de orada buldum. Bu siralarda bana söyle geldi: Felekiyattan, unsuriyattan alta inen bu âlemden ne bir isim, ne de bir resim var. Hem de tam manasi ile.. Bu çiktigim makamda, ancak büyük velîlerden bazilari vardi.. Su anda, bu âlemin tamamini, mahal ve makam olarak, kendime ortak buluyorum; bunun için de hayret hâsil oluyor. Sundan ki: Kendimi tam manada yabancilarin varligi ile beraber görüyorum. Hasili: Bazan öyle halet zuhura geliyor ki, onda ne ben kaliyorum; ne de bu âlem.. Sonra, daha baska bir sey de zuhura gelmiyor; ne nazarda, ne de ilimde.. Anlattigim hal, su ana kadar devam edip geldi. Bu âlemin varligi i nazardan ve ilimden yana kapali durmaktadir. Sonra.. Bu makamda, büyük bir kösk peydah oldu. Ona merdivenler kurulmustu: çiktim. Anlatilan makam, âlern misali tedricî bir surette indi; an bean kendimi onda yükselir buldum. Tam olarak, iki rikât sükür namazi kildim. Bunu takiben, gerçekten üstün bir makam zahir oldu. Orada DÖRT NAKSIBENDÎ BÜYÜGÜNÜ GÖRDÜM. (DÖRT NAKSIBENDI BÜYÜGÜ GÖRDÜM: Cümlesi ile su zatlara isaret edilmis olabilir: Hace Abdülhalik Gucdüvanî. Hace Muhammed Bahaeddin Naksibend. Hace Alaeddin Attar, Hace Ubeydüllah Ahrar. Sirlarinin kudsiyeti artsin.) Allah-ü Taâlâ, sirlarinin kutsiyetini artirsin. Bu makamda, anlatilan zatlardan baska mesayih dahi vardi. Meselâ: SEYYID'ÜT-TAIFE ve daha baskalari.. (SEYYID'ÜT - TAIFE: Bu zat, Ebülkasim Cüneyd b. Muhammed olup daha çok CÜNEYD-I BAGDADÎ lakabi ile bilinir. Sirrinin kudsiyeti artsin.) Mesayihten bazilari, anlatilan makamin üstünde idiler. Ama oturmus, bu makamin sütunlarina tutunmuslardi. Bazilari da, degisik derecelerine göre, bu makamin altinda bulunuyorlardi. Kendimi, cidden bu makama yabanci buldum; o kadar ki: Kendim için bu makamla hiç bir münasebet görmüyordum. Anlatilan bu vakiadan ötürü; kendimde tam bir istirap hâsil oldu; o kadar ki: Deli olmama ramak kaldi. Hüznün, esefin siddetinden ruhum bedenimden ayrilacak hale geldi. Anlatilan hal, uzun bir süre devam edip gitti. Sonradan, üstün teveccühlerinizin bereketi ile; kendimi o makama münasip gördüm. Ilk önceleri, basimi bu makamin hizasinda buldum. Sonra tedricen yükseldim; o makamin üstünde oturdum. Daha sonra, hatirima söyle geldi: Burasi, tam tekmil makamidir; sülûkün tamama ermesinden sonra, oraya vâsil olunur. Sülûkünü tamamlamayan meczubun burada alacagi haz yoktur. Bu sirada aklima söyle geldi: Bu makama kavusmak, sizin hizmetinizde bulundugum sirada gördügüm rüyanin neticelerindendir. Bu vakia (rüya) söyle olmustu: Efendimiz Hazret-i Ali'yi r.a. gördüm. (Kv.) Geldi; söyle dedi: ? Semalarin ilmini sana ögretmek için geldim. Iyi dikkat edince gördüm ki: Bu makam, sair Hulefa-i Rasidin arasinda Hz. Ali'ye (Kv.) mahsustur. Allah onlarin hepsinden razi olsun. En iyi bilen, Yüce Subhan Allah'tir. *** Yukaridaki hususlari anlattiktan sonra, maruzatimi asagida siralayacagim. BIR: Bana öyle geliyor ki; kötü huylar, zaman zaman kalkiyor. Onlardan bazisi, bedenden iplik gibi çikiyor; bazisi da kurt gibi.. Bazi zamanlar, söyle düsünüyorum: Onlarin hepsi ayrilip gidiyor, sonradan, bir baska, vakitte zuhur ediyor. IKI: Bazi marazlarin ve sikintilarin defi için teveccühe dairdir. Bu is için, basta Yüce Hakkin rizasini bilmek sart midir, yoksa degil mi?. RESEHAT'ta (RESEHAT: Farsça yazili bir kitaptir, içinde, Naksibendî mesayihinin menkibeleri vardir; onlarin yol yönlerini açiklar. Yazan: Hüseyin b. Ali Vaiz Kâsifi Beyhakî olup Safî, lakabi ile meshurdu. Bu eserini Hicrî 909 (M. 1503) yilinda bitirdi. Bu eseri. Mektubat mütercimi Muhammed Murad Menzilevî Arap diline çevirdi, Ibn-i Serif Abbasî nami ile maruf Mevlâ Muhammed dahi Türk diline çevirmistir. Bu zat dahi Medine-i Kahire'de: Hicrî 1002 (M. 1593) yilinda vefat etmistir. Allah onlara rahmet eylesin.) Hace Ubeydüllah Ahrar'dan naklen gelen ibareden çikan manaya göre: Sart degildir. Bu hususta nasil bir hükme varirsiniz?. Teveccüh dahi, ona göre iyi görülmemektedir. ÜÇ: Taliplerde, huzurun tahakkukundan sonra; huzuru muhafaza emri verilip zikirden men' etmek gerekir mi? gerekmez mi?. Sonra., o hangi mertebedir ki: Orada zikir olmaya?. Durum böyle iken, bazilari önünden sonuna kadar zikri birakmamislardir, is sonuna varincaya kadar zikirden imtina etmemislerdir. Isin hakikati nedir?. Ne emir buyurursunuz?. DÖRT: Hace Ubeydüllah Ahrar FIKARAT'ta (F I K A R A T: Bu eseri, Hace Ubeydüllah Ahrar Hz. yazmistir. Mektubat mütercimi Seyh Muhammed Murad Menzilevî Mekkî Arapçaya çevirmistir.) söyle anlatti: ? Sonunda zikir emri verirler. Zira, bazi MAKSATLAR ancak zikirle yerine gelir. Burada anlatilan MAKSATLAR nelerdir? tayin buyurunuz. BES: Taliplerden bazilari, kendilerine tarikat talimi istemekte; ama onlar, lokmada ihtiyatsizdir. Bu ihtiyatsizliga ragmen, huzur elde etmekte, bir nebze istigraka varmaktalar. Sayet onlari, lokmaya ihtiyat için sikistiracak olsak; hepsini birakacaklar. Yani: Talebin zayifligindan, tarikati terki seçecekler. Bu hususta hüküm nedir?. Bir baskalari ise., bu silsile-i serifeye yalniz baglilik isterler. Bunlarda, zikir talimi talebi yoktur. Böyle bir sey caiz olur mu? Yoksa olmaz mi?. Böyle bir sey caiz ise., yolu nedir?. . *** Bundan fazlasini yazip açilmak, edep disina çikmak sayilir.. |
| |
| Konu Araçları | |
| |