![]() |
| | #1 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| TASAVVUFÇULARIN ALLAH'I VARLIK VE YOKLUKTUR İbn Arabi'nin dininde, tasavvufun tanrısı her türlü varlık ve yokluğu içine alır. Şöyle diyor: 'Kendi kendine yüce olan, örf, akıl ve şeriatta ister iyi, ister kötü olsun, hiçbir sıfattan yoksun kalmıyacak şekilde varlık ve yokluğa ait bütün işleri kapsayan kemale sahip olandır. İşte bu, sadece Allah'ın müsemmasına mahsustur.' (1) Varlığın dirilteceği ve yokluğun yok edeceği hangi tanrıdır bu? Örf, akıl ve şeriatta kötülenebilecek hangi ilahtır bu? İbn Arabi tanrısını bütün kötülüklerle nitelemiştir. Böyle olunca onu örf, akıl ve şeriat neden kötülemesin? ! HER ŞEY TASAVVUFÇULARIN ALLAH'IDIR Yıldızlara tapanlar kafir olmuşlardır. Buzağıya tapan yahudiler de kafir olmuşlardır. Hıristiyanlar da üç ortaklı (teslis) bir tanrıya taptıkları için kafir olmuşlardır. Cahiliyye Araplar'ı da ölenlerin putunu dikip hayatta kendilerine umut ve emellerle yaklaştıkları gibi ölümden sonra da benzer umut ve emellerle yaklaşıp kendileriyle Allah arasında aracılıklarını sağlamak için taptıklarından dolayı kafir olmuşlardır. Bütün bu gruplar ve insanlar Allah'tan başka varlıklara taptıkları için kafir oluyorken, acaba her şeye tapmaya çağıran tasavvufçular için ne diyeceksiniz? İşte tasavvuf kahinlerinden Abdulkerim el-Cîlî'nin sözleri: 'Zatı itibariyle yüce olan hakkın açığa çıktığı her varlığa tapmak gerekir.O alemin zerrelerinde açığa çıkmış (zahir olmuş) tur.' (2) İbn Arabi bunu daha açık ifade ederek şöyle demektedir: 'Mükemmel arif, tapılan her şeyin hakkın açığa çıktığı ve kendisinde hakka ibadet edildiğini görendir. Onun için tapılan bu tanrılara taş, ağaç, hayvan, insan, yıldız, melek gibi özel ismi yanında hepsi ilah adını vermişlerdir.' (1) Ne dersiniz, tasavvufçular her küfürden almış ve daha önce kafirlerin ibadet ettiği herşeye ibadet etmiştir, derken aşırılığa mı kaçmış oluyorum! Bizzat tasavvufun kendisi putperestliğin tarihi ve kafirleri saptırmak için İblis'in uydurduğu kokuşmuş şirk bataklığıdır, derken haddi mi aşıyorum? ! Cahiliyye tanrıları olan taşa, ağaca, Firavunculuğun ve Yahudiliğin tanrıları olan hayvanlara, Hıristiyanlık ve aşırı Şiiliğin tanrısı olan insana, Sabiilerin tanrıları olan yıldızlar ve meleklere tapma özlem ve sempatisiyle İbn Arabi'nin iliklerine kadar dolu olduğunu görmüyor musunuz? Tasavvuf işte bu küfürlerin tümüdür. Altı, üstü, sağı, solu, önü ve arkasıyla kendi küfrü işin cabası! İbn Arabi'nin söyledikleri bu konuda kalblerdeki bütün şüpheleri gidermeye yeterlidir. HERŞEY ALLAH'TIR! Her şeyin Allah olduğunu açıkça belirttiği şu sözlerine bakınız: 'Onlar kendisi olduğu halde eşyayı açığa çıkaran münezzeh olsun.' (2) 'Arif, hakkı (Allah'ı) her şeyde gören, belki her şeyin kendisi olarak görendir.' (3) İbn Arabi'nin tağut dininde 'şey' kelimesi, zatı ve hususiyetleriyle bizatihi kaim ve bağımsız olan maddi bütün varlıklar için kullanıldığı gibi, kuruntu, yok olan ve zihinsel suretler için de kullanılır. Görüldüğü gibi İbn Arabi vahdet-i vücuda en açık davet eden, hatta onun mimarı sayılan kişidir. ALLAH BÜYÜK BİR İNSANDIR Şimdi de tanrısının eksiklik, acizlik, ahmaklık ve cehalet gibi yaratıkların nitelendiği bütün sıfatlarla nitelenmesi ve onların tanımlarının aynı zamanda Allah'ın tanımı olduğuna dair sözlerine bakalım. 'Her şeyin tarifi (haddi) aynı zamanda Hakkı (Allah'ın) tarifidir. (1) Yaratıkların ve eserlerin müsemmalarında sirayet etmiştir. Gören de, görülen de odur. Âlem onun suretidir. Âlemin ruhu ve yöneticisi de odur. O büyük insandır.' (2) ALLAH ÂLEMİN SURETLERİDİR Alemde görülen bütün suretlerin Allah olduğunu ifade ederek şöyle diyor: 'Onlar Hakkın zahiri (görünmesi) dir. Çünkü o zahirdir. Onların batını (gizlisi) de o'dur. Çünkü batın o'dur. Evel de o'dur. Çünkü bunlar yok iken o vardı. Âhir de odur. Çünkü bunlar ortaya çıktıkları zaman Allah onların kendisiydi.' (3) İbn Arabi rabbini de tarif ederek şöyle diyor: 'O ortaya çıkanların kendisidir. Ortaya çıktığı durumda gizli olanların da kendisidir. Ortada başkasının gördüğü birşey yoktur. (4) Kendisinden batın olacak bir şey de yoktur. O kendine zahir ve kendisinden gizli (bâtın) dır. Ebu Said el-Harraz (5) diye adlandırılan da odur. Görünen ve isimlendirilen başka varlıklar da odur.' (6) İbn Arabi'ye göre Allah'ı bilen gerçek arif, Allah'ın tabiattaki varlıkların suretlerinde sirayet edişini gören ve alemdeki bütün varlıkların suretlerinde Allah'ın bizzat suretini müşahade eden kimsedir. (1) ALLAH'IN SIFATLARI YARATIKLARIN SIFATLARIDIR İbn Arabi tanrısını acizlik ve zilletle, noksanlık ve ahmaklıkla niteliyor. Alçaklık, kötülük ve zilletle tavsif edilebileceğini ifade ederek şöyle diyor: 'Hakkın yaratıkların sıfatlarıyla ortaya çıktığını Ogöründüğünü) görmüyor musun? Bunu kendisi belirtmiştir. Noksanlık ve kötülük sıfatlarıyla ortaya çıktığını kendisi ifade etmiştir. Yaratıkların da başından sonuna kadar Hakk'ın sıfatlarıyla ortaya çıktığını görmüyor musun? Yaratıkların sıfatları O'nun için hak olduğu gibi O'nun sıfatları da yaratıklar için haktır.' (2) İbn Arabi Allah'ın sıfatlarını mecazi olarak yaratıklara verdiğini yahut yaratıkların sıfatlarının mecazi manada Allah'ın sıfatları olduğunu söylediğini herhangi bir insanın tevehhüm etmesinden korkmuş ve birinci şıkta söylenenlerin mecazi manada değil, gerçek manada olduğunu söylemiştir. Onun için 'Yaratıkların sıfatları da Hakkın sıfatlarıdır' diyerek mecazi manada değil, gerçek manada böyle olduğunu belirtmiştir. İnsanlara, tanrısı hakkındaki hükümlerinde yahut onu acizlik, noksanlık ve kötülük gibi sıfatlarla nitelemesinde ve diğer yaratıklarla aynı görmesinde bir mecazın bulunmadığını vurgulamak istemekte ve şöyle demektedir: 'Allah'ın rablık, ilahlık, yaratma, rızık verme ve diğer bütün sıfatları yaratıklar için haktır.' Yani bu sıfatlar aynı zamanda yaratıkların da sıfatlarıdır. Onun için yaratıklar mecaz olarak değil, gerçek olarak Allah'ın sıfatlarını taşırlar. İşte İbn Arabi'nin dini! - Tartışma amp;page=9&mesaj=0&aragun=&ara = Düzenleyen: TuaNaA , 20-05-2008 - 18:03. Sebep: konu başlıklarını küçük harflerle açalım |
| |
| | #2 | |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,140
| Alıntı:
Ben eski kelimelerden pek anlamıyorum şu alıntı yaptığım cümleleri duru bir Türkçe ile yazsanız da biz de anlasak. | |
| |
| | #3 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| açıklamaları parantez içinde yazıyor kardeşim...... selametle |
| |
| | #4 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,140
| parantez içinde yazılanlar da onlardan farklı değil ki |
| |
| | #5 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| zahir: görünen bilinen batıl: gizli olan bilinmeyen tarif: had |
| |
| | #6 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,140
| Güzel kardeşim bu nasıl açıklamadır. Zaten vermiş olduğunuz o kelimeleri her zaman kullanıyoruz bana cümlelerin açıklamasını yapın. Vermiş olduğunuz yazı edebi bir yazı olsa başım gözüm üstüne. Ama ilmi bir konudan bahsediyorsunuz madem, neden zor olanı tercih edip insanların bulmaca çözer gibi cümleleri çözmesini bekliyorsunuz? Bu herkes için geçerli, lütfen bu tür konulara biraz sadelik kazandırın çünkü millet bu tür yazıları zevk için değil bir şeyler öğrenmek için okuyor. "Kopyala - yapıştır, göndere tıkla hooop bitti." Yok böyle bir şey. Madem amacınız insanlara bir şeyler kazandırmak, o zaman biraz daha zahmet edip yapıştırdığınız yazıyı sadeleştiriniz. Okumayı seven bir insanım, sözlük kullanmayı da severim bu metinler yazılı olarak elimde bulunsa otururum başına saatlerce anlamaya çalışırım ama burada içimden gelmiyor. Ve çoğu kişi de bunu yapmayı istemez zannedersem. Dediğim gibi bu sadece sizin için değil herkes için geçerli. Bilhassa "Dini Konular"da buna dikkat edilmesini istirham ediyorum. |
| |
| | #7 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| sevgili kardeşim, anlatılmak istenen, tasavvufcuların herşeyi Allah ve Allah'ın bir parçası gibi görmeleridir. yani onlara göre herşey Allah'tır. canlı cansız herşey........... |
| |
| | #8 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| TASAVVUFUN DİNİ Şüphe yok ki, alçak batılın yüce haktan bir yardımı ve çirkin küfrün tertemiz iman ruhundan bir desteği olduğunu sandıklarımız dışında, tasavvufun İslâm'dan başka her türlü batıl din ve inançtan bir desteği ve kaynağı bulunmaktadır . Zaten tasavvufçuların kendileri de katıksız hakkın kendisi olduğunu iddia ettikleri tağutlarının dininden başka her şeyden beri olduklarını söylemektedir. Tasavvufun kâhinlerinden olan et-Tilimsani şöyle diyor: 'Kur'ân'ın tamamı şirktir. Tevhid ancak bizim sözümüzdedir.' (1) İbn Arabi de -zındıkların dini olan- Fususu'l-Hikem kitabını kendisine Hz. Peygamberin verdiğini ve şöyle dediğini iddia etmektedir: 'Bunu insanlara söyle, ondan yararlansınlar. Ben de bu arzuyu, eksiltmeden ve ilavede bulunmadan olduğu gibi gerçekleştirdim. Allah'tan dinleyin ve Allah'a dönün.' (2) Gerçek şu ki tasavvufçular, sapık her türlü inançtan ve batıl her dinden pekçok şeyler almakta, ona iman ederek kendilerine nisbet etmekte ve ateşi etrafında dolaşan kelebeğe varıncaya kadar herkesi bu mecusiliğe inanmaya çağırmaktadırlar. Aksi halde vahdet-i vücut hurafesi ile dinlerin birliği efsanesinin İslâm'la ne ilgisi vardır? ! Vahdet-i vücut, yüce Allah'ın bütün yaratıkların aynısı olduğu, zat, sıfat, isim ve fiillerde diğer varlıkların kendisi olduğu, hayatı veren ile sağır taşların ve çürüyüp kokuşmuş kemiklerin aynı varlık olduğunu iddia etmektedir. Dinlerin birliği ise, kafirin küfrü ile müminin imanı, facirin günahı ile salih kişinin iyiliğinin aynı olduğunu, Hz. İbrahim'in dini ile babası Âzer'in dini, Musa'nın imanı ile Firavn'ın küfrü ve Ebu Cehl'in putperestliğiyle Hz. Muhammed'in tevhidinin aynı şey olduğunu söylemektedir. Hepsi de dinin rabbi ve peygamberidir. Hepsi de ilahi zatın görünümüdür. Ne var ki bir görünümünde Muhammed, bir görünümünde de Ebu Cehl adıyla adlandırılmıştır. Gerçekte ise her iki görünümde ve isimde de ondan başkası değildir. İblis'in din ve imanının Cebrail'in din ve imanının aynısı olduğunu, daha da ileri giderek İblis'in Allah'ın huzurunda bulunma âdâbını Cebrail'den daha iyi bildiğini ve makamının ondan üstün olduğunu ileri sürmektedir. Bu küfür saçmalıkları İslâm'dan mıdır? ! ALLAH'IN DİNİNE İFTİRA Anlıyamıyorum, ispat edecek bir delile ihtiyacı olmıyan bir şeyi ispat etmek için ne diye deliller sıralayıp duruyorum. İspat için delile ihtiyaç yoktur, diyorum. Çünkü tasavvufçuların kendileri buna inanarak itiraf etmektedir. Tasavvufçulara sorunuz, tasavvufa bulaşmış kişileri neden İslâm'ın adlandırdığı gibi müslüman değil de sofu diye adlandırıyorlar? İki isim zifiri karanlık ile göz kamaştırıcı aydınlık kadar birbirinden farklı olduğu halde neden bu yola saparak müslümanların yolundan ayrılıyorlar? Yüce Allah'ın kendisine şuurlu ve inançlı olarak kulluk yapanlara verdiği isimleri bir tarafa bırakarak zillete veya küfre delaletten başka meziyeti bulunmıyan isimlere neden meylediyorlar? Tasavvufçulara sorun, tasavvuf dininin kahinleri ve âyinlerinin rahipleri kimlerdir? Tağutlarının kin ve nefretlerini neden Allah'ın kitabı ve Rasûlü'nün sünnetine tercih ediyorlar? Sorun, zavallı insanları hak dinden saptırarak İslâm'ın şeriat ve hakikat olduğu iftirasını neden söylüyorlar? Şeriatla yüce Allah'ın Hz. Peygamber'e indirdiği vahyi, diğeriyle de tasavvufun bidatlarını fısıldaşan iblislerin vesveselerini kastediyorlar. Tasavvufun bütün hurafe ve bid'atlarını sorun! Fakat kendinizi yormayın. İşte şii Fatımî eğilimli ve tasavvuf dinine bağlı İbn Acîbe sorduğunuzun cevabını vermektedir. İşte size attığı iftira: 'Bu ilmin (tasavvufun) kurucusu Rasûlullah'tır. Allah ona vahiy ve ilhamla öğretti. Cebrail önce şeriatı getirdi. O tamamlanınca arkasında hakikatı indirdi. Onu da sadece bazılarına verdi. Bunu ilk defa açığa vuran ve hakkında konuşan kişi Ali'dir. Ondan Hasan el-Basri almıştır.' (1) Şüphe yok ki bu, Rasûlullah'a yapılan haince bir iftiradır. İlmi gizlemekle suçlayarak yapılan melun bir suçlamadır. Sonra hangi ilim? Tasavvuf dininde hakikat ilmi. 'Allah'ın kendisine öğrettiği bir ilmi gizliyen kimseye kıyamet günü ateşten bir gem vurulur' (2) diyen bir peygamber hakkı, ilmi ve delaletlerini gizlemiş, öyle mi? ! Sonra bu iftiranın arkasında Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğer nezih ashabı insanı Allah'a sevdiren şeyleri bilmiyecek kadar cehalet ve dalalet ehli olarak suçlama da yatmaktadır. Yine selefi ve halefiyle temiz müslümanları gerçek iman sıfatından soyutlama konusunda planlı ve kin dolu bir gayret bulunmaktadır. Sadık müminleri ve şehitleri böyle bir itham altında bırakmak tasavvufçulara günah olarak yeter. TASAVVUFA GÖRE BİLGİNİN YOLU Tasavvufçular, kendilerini İslâm'ın dışına çıkaran bir iftira daha yapmaktadırlar. O da şeriatın veya aklın değil, sadece kişisel zevkin bilginin kaynağı ve yolu olduğuna inanmalarıdır. Allah'ı, sıfatlarını ve hakkında bilmenin vacip olduğu diğer şeyleri bilmenin yegane yolu bu zevktir. Eşyanın hakikatlerini değerlendiren iyi veya kötü, hayır yahut şer, hak veya batıl olduğuna hükmeden zevkin kendisidir. Onun için tasavvufçuların sayısız ilah ve tanrılara inanması, bir kolunun bir puta diğerinden farklı şeylerle tapması yahut tasavvufun batıl diğer kollarının tanımadığı bir putun karşısında eğilmesi kaçınılmazdır. İsim ve müsemmalarda hakem ve ölçü olarak sadece kişisel zevki kabul ettiği müddetçe tasavvuf kollarının değişik tanrılara inanması ve her birinin bu tanrılara değişik şekillerde boyun eğmesi kaçınılmazdır. Çünkü eşya ve olaylar için bugün verdiği manayı zevk, yarın zıddı ile değiştirir ve nesheder. Zıtların bu derece çok oluşu ve aralarında öfkenin bu dereceye varması her zaman tasavvufun çarpık mantığının boyasıdır. Tasavvufçular, liderlerinin heva ve heveslerinin tutsağı oldukları için değişik kollara ayrılmış ve yollara sapmışlardır. Her biri başındaki kahinin put edindiği şeyi tanrılaştırmakta ve hevasının uydurduğu hurafelerle ona ibadet etmektedir. Halbuki hepsi de heva ve heveslerine uyarak İslâm'ı ve İslâm cemaatini yoketme amacı üzerinde birleşmektedirler. Şeyh efendinin bu söylediklerime itiraz edeceğini sanmıyorum. Çünkü hepsini en az benim kadar bilmektedir. Aksi halde ne diye bu kadar fırka ve tarikat birbiriyle boğuşmakta, niçin bu kadar sayısız şeyh birbiriyle rekabet etmektedir! Ne diye her biri diğerine lanet okumakta, şeyh efendinin huzuruna her çıkan diğerini yerin dibine batırmaktadır! Hatta şeyh efendiye karşı kurnaz bir riya ve edepsiz bir hile ile yürüttükleri bu kampanyalar ve alevlendirdikleri bu savaşlar nedendir. (1) Şeyh efendiye karşı sürdürdükleri savaşın sebebini ben söyliyeyim. Çünkü daha önce her hangi bir tarikat şeyhi olmadığı ve tasavvufta uzun geçmişi bulunmadığı için onu kendilerinden saymamaktadırlar. Şeyh efendi, lütfen bunu cesaretle açıkla. Açıkla ki Allah sana hidayetini ve sadıkların makamını versin. Şüphesiz her mümin bunu gönülden arzulamaktadır. Yazinin Yazari elekçim - Tartışma amp;page=2&mesaj=0&aragun=9999 &ara=tasavvuf |
| |
| | #9 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 770
| Bak bak sennnnn, o tasavvufu kötüleyen hoca babalarina söyle inanan insanlara satasacaklarina iki rekat vakit namazi kilsinlar... Bugun seni ikinci defa ofsaytta gördüm ücüncüsünde.... neyse, seninle tartismaya girilmez. Cünki kendin yazilanlari okumadigin belli, kendini alim sanan bir dangalak karalamis biseyler, kopyalamissin. Lütfen, burasi senin gibi cokkkkk kafa karistirmaya gelenler gördü. Mide bulandirip bu oyuna gelmeyin, aklinizi basiniza alin. Ha yok inandigim illa dogru diyorsan, kendine sakla... |
| |
| | #10 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| hoca baba mı? kardeşim ben sadece Allah diyorum sen yok illa ki tasavvuf da olacak diyorsun. benim buradaki tek amacım da insanları uyarmak ve sadece dini Allah'a has kılmak. eğer bu dangalaklıksa, Ad,semud,Nuh,Lut ve diğer kavimlerinden farkınız yok demektir... selametle |
| |
| Konu Araçları | |
| |