![]() |
| | #1 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 25
Mesajlar: 72
| Bir kimse Gavs’w (K.S.A)'a sormuş : “Kurban, bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı şimdi ise hepsi gevşemişler, atâlet içindedirler. Bu nasıl oluyor?” Gavs cevaben şöyle buyurmuş : “Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimki de bu zamanda Vallahi bir idaredir. Aldatmaca gibi bir şey. Çünkü hidayeti tâmme şimdi Hazret-i Mehdî’nin elindedir. Hidayeti tâmmeyi ancak o yapacak. Biz şimdi idare ediyoruz. Çoluk, çocuk nasıl aldatılır, eğlendirirse, bizde öyle yapıyoruz. Düzenleyen: asıl-bilgi , 22-05-2008 - 14:55. |
| |
| | #2 | |
| Er Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 38
Mesajlar: 16
| Alıntı:
Kıymetli kardeşim kargaları bile güldürecek bir hikaye bulmuşsun. Ben sana İrşad ehli bir Mürşid-i Kamil'in vasıflarını söyleyimde bilgin olsun.. İrşad makamında bulunan kişide olması gereken vasıflar: 1- “Resul’e niyabet.” Peygamber (sav)’in çok yönlü hayatını mükemmelce bilip, yaşamak suretiyle insanlara örnek olmalıdır. Bireysel yaşayışla güzel örnek olduğu gibi, ayrıca Peygamber (sav)’in önderlik vasfıyla bezenerek, ümmeti her türlü sıkıntıdan kurtarmak için de niyabet makamında olmasıdır. 2- “Mürşid alim olmalıdır.” Alim olmakla, Resul’e niyabet arasında dolaysız bir ilgi vardır. Çünkü, Peygamberimiz: “Alimler peygamberlerin varisleridir.” Buyurmaktadır. Alim olmak, bilgi yüklenmek anlamına gelmez. Bildiklerini, peygamberlere benzetmek suretiyle gayretinin son sınırında topluma taşımak için sabrının ve cihadının boyutları önemlidir. Alim olmakla toplumdan soyutlanmak birbirinin karşıtıdır. Buna bağlı olarak alim olmakla İslami hareketin önder kadrosunda yer almamak da birbirine ters bir durumdur. Belki burada, bu ülkede alimin varlığı bile tartışılır. Biz, alimle kompütürü birbirinden ayırt etmek zorundayız. Topluma önderlik edecek şahısla, bir eşyanın fonksiyonlarını eş değerde görürsek insanı da eşyalaştırmış oluruz. Mevlana da Mesnevisinde, ehliyetsiz kişilere tabi olup onlara bağlanmayı şöyle ifade etmiştir: “Zira nice insan suratlı şeytan vardır. Binaenaleyh, her ele, el vermek layık değildir. Kuş tutan avcı, kuşu avlamak için ıslık çalar, ötme taklidi yapar. O kuş, kendi cinsinin sesini işitir, havadan iner, tuzağı bulur. Aşağılık kişi, dervişlerin sözlerini, bir selim kalbli kişiye efsun okumak, onu efsunlamak için çalar.” 3- “Resulullah’a silsile ile ulaşan basiretli bir şahsa ittiba.” Tasavvuf ilgi de, bir aşk ve zühd programı olarak Resulullah’a nisbet edilir. Tasavvuftaki silsile, Hadis ilmi’ndeki “İsnad”a benzetilmiştir. Hadis rivayetinde, eğer hadisi rivayet eden kişilerle (sened) Peygamberimiz (sav) arasında bir kopukluk varsa, bu hadis sahih değildir. Kopukluğun derecesine göre farklı isimler verilir. Tasavvuf ilminde de eğer bir mürşid, kopmayan bir silsile (mürşidler zinciri) ile emaneten aldığı irşad görevini Peygamberimiz’e kadar ulaştıramıyorsa, irşada ehliyetli değildir. Böyle bir kişi “erken doğum” veya “düşük doğum” olarak nitelendirilir. Benzetme yerindeyse, nasıl ki erken doğan çocuk sağlık açısından özürlüyse, ehliyetli olmayan mürşid (!) de özürlüdür. Kendi kamil olmadığı için irşadı da nebevi çizgi çerçevesinde olmaz. İrşad ehliyeti açısından Peygamberimiz’e kadar ulaşan silsile oldukça önemlidir. Arayış içindeki Müslümanların dikkat etmesi gereken önemli bir husustur. 4- Mürşid “Muhsin” olmalıdır. Allah Resulü’nün (sav) “İhsan Hadisinde” belirttiği gibi murakabeyi makam haline getirmek suretiyle, her an “Rabbani gözetim” altında olduğunu bilmelidir. Her türlü bireysel ve toplumsal görevlerini yaparken ihsan halini yaşamak suretiyle nebevi örnekler vermelidir insanlara. Böylece insanlar, nebevi zühdün bir ütopya olmadığını da bilmelidir. 5- “Mehasin-i ahlakı kendine huy edinmiş olmalıdır.” Hz.Aişe (r.ah.)’nın da sahabelere izah ettiği gibi; “Resulullah’ın ahlakı Kur’an’dı” Hz.Peygamber, Kur’an’dan anladıklarını pratik hale getiriyordu. Allah Resulü’nün hayatında ameli hale gelen vahyin, O’nun getirdiklerine varis olan irşad ehlinin de hayatında pratikleşmesi gerekir. Mürşid, Allah’a (c.c.), kitaba, peygambere ve mü’minlere karşı sorumluluklarını vahiy çizgisinde yerine getirdiği oranda, irşad ehliyetini kazanmış olur. Yukarıda sayılanlara ek olarak; 6- Tüm eylemlerinin ve söylediklerinin Kur’an ve Sünnet’e uygun olması gerekir. İrşad görevini üstlenen insanların tüm nükteleri, iki şahide (Kur’an-Sünnet) arz olunur. Eğer Kur’an ve Sünnet’e uyuyorsa alınır, aksi halde reddedilir. 7- İnsanlar farklı farklı kabiliyettedirler. Mürşid de, bu farklı kabiliyetleri bilme gücüne ulaşmış olmalı veya ona bu güç ihsan edilmiş olmalıdır. İnsanlar akılları ve kabiliyetleri derecesinde eğitilmelidir. Hele de zühd hayatının, günümüzde sadece ferdi zevk ekolü olmayıp, oluşturulacak bir İslami hareketle ilgisi de göz önünde bulundurulursa, meselenin önemi daha iyi kavranmış olur. Farklı kabiliyetlerin en güzel ve yerinde değerlendirilmesi, Peygamberimiz’den bize kalan en önemli sünnetlerden birisidir. | |
| |
| Konu Araçları | |
| |