![]() |
| | #11 | |
| Er Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 38
Mesajlar: 16
| Alıntı:
Kıymetli kardeşim, Peygambersiz bir din anlayışına sahip olduğun belli oluyor. Sana şimdiye kadar tefsir usulü oku diyen olmamış, kardeşin olarak sana usulle ilgili birşeyler yazayım, tabi okumak lütfunda bulunursan, sonra kitabı tavsiye ederim. Allah'a emanet ol. Düzenleyen: musab b.umeyr , 23-05-2008 - 11:56. | |
| |
| | #12 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,688
| |
| |
| | #13 |
| Er Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 38
Mesajlar: 16
| HZ.PEYGAMBERİN KUR’AN’I TEFSİR METODU-1 1- HZ.PEYGAMBER (SAV)’İN KUR’AN’I TEFSİR VAZİFESİ VE TEFSİRİNİN DEĞERİ. Cenab-ı Hakkın rahmet ve hikmeti, ilahi kitabı insanlara vahiy suretiyle göndermeyi gerekli kıldığı gibi, vahye mazhar olan Peygamberin de onu bizzat açıklamasını dilemiştir. Kitap bazı inanmayanların istediği gibi, “elleriyle tutacakları kağıtlar” En’am 7 halinde gökten inseydi, insanlar onun emir ve hükümlerini ne şekilde tatbik edeceklerini layıkıyla bilemeyeceklerdi. ’ın kitabının mana ve ahkamını, Peygamberin izah etmesi bundan dolayı gereklidir. Cenab-ı Hak şöyle buyurarak Kur’an’ı tefsir etme vazife ve yetkiyi Peygamberine vermiştir: “(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.” Nahl 16/44 “Şüphesiz, 'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.”Nisa 4/105 “Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavime rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik” Nahl 16/64 “Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, , kâfir olan bir topluluğu hidayete eriştirmez” Maide 5/67 Tebliğ iki üslupla yapılır: Birisi risaleti yani Kitabı tebliğ, diğeri de manalarını açıklamak ve bildirmek şeklinde olur. “Sonra onu açıklamak da, bize aittir.”Kıyame/7 Bazı alimlere göre buradaki açıklamaktan murad, Hz.Peygamberin teybin (açıkça anlatma) ve tefsir etmesidir. İbn Teymiyye, mezkur “insanlara kendileri için indirileni açıklayasın” Nahl 44 ayeti kerimesine dayanarak, Hz.Peygamberin, ashabına Kur’anın manalarını bildirmesi ve açıklaması vacip olur, demektedir. Et-Taberi bu ayet hakkında şöyle diyor: “Cenab-ı Hakkın beyanından anlaşılıyor ki, Kur’anın bir kısmının te’viline (bir sözü görünen manası dışında yorumlama), yüce Resulün izahı olmaksızın ulaşmak mümkün değildir. Vücub (vacip bulunma), irşad şeklindeki emir çeşitleri, nehiy (yasaklama) çeşitleri, hak ve hadleri (şer’i ceza), mahlukatının diğerlerine karşı lazım gelen hükümleri ve benzeri ayetlerin ahkamı bu cümledendir. ’ın Resulünden bir nass (açık hüküm,kesin delil) olmadıkça, yahut ümmetini te’viline irşad edecek bir delalet (delil gösterme) varid (ulaşma) olmadıkça, bu hususlarda hiç kimsenin söz söylemesi caiz olmaz.” Hz.Peygamber (sav)’in tefsiri, Kur’anın mücmel (hülasa edilmiş, öz halde) olan ayetlerini tafsil (etraflıca açıklama), umumi hükümlerini tahsis (has kılma), müşkilini (güçlük) tavzih (izah etme), neshe (hükmü kaldırma) delalet etme, müphem (belirsiz) olanı açıklama, garip kelimeleri beyan etme, tavsif (mahiyetini ve sıfatlarını ortaya koyma) ve tasvir (yazıyla veya başka ifade tarzıyla anlatma) ederek muşahhas (somutlaştırma) hle getirme, edebi incelikleri muhtevi (ihtiva eden) ayetlerin maksadını bildirme gibi belli başlı kısımlara nisbet eder. Peygamberimiz de bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Şunu kat’i olarak biliniz ki, bana Kur’anı Kerim ve onun bir misli daha verilmiştir. Karnı tok bir halde, rahat koltuğuna oturarak: “”Şu Kur’ana sarılınız; onda helal olarak ne görmüşseniz onu helal kabul ediniz, neyi de haram görmüşseniz onu haram biliniz, diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir.” Devam edecek... |
| |
| | #14 |
| Er Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 38
Mesajlar: 16
| HZ.PEYGAMBERİN KUR’AN’I TEFSİR METODU-2 İbn Kesir’e göre Kur’an ile beraber verilen misli, sünnettir. El-Hattabi bu hadisi aşağıdaki şekilde şerh (izah) eder: “Bana Kur’an ve onun bir misli daha verilmiştir” sözünün te’vili, iki veche (tarz) imkan dahilindedir. Birincisi Hz.Peygamver (sav) metlüvv olan zahiri vahye mazhar olduğu gibi, ona gayr-ı metlüvv olan batini bir vahiy de ihsan edilmiştir. İkincisi: Tilavet edilen vahiy olarak Kitap (Kur’an), bir misli olarak da, kendisine beyan (açıklama) verilmiştir. Yani Kitaptaki hususları açıklamasına izin verilmiştir. Bu sayede mahsusu tamim edebilir. (Has kılınan vahyi umumi hale getirebilir) Kitap da olmayan hükmü koyabilir ve Kitaptakini şerh eder. Bunlar amel edilmesi vacip olmak ve kabulü gerekmek bakımından, tilavet edilen Kur’an hükmünde olur. “…Diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir.” fıkrasına gelince, bu sözüyle Hz.Peygamber (sav) Kur’anda zikr olunmayan fakat kendisinin koyduğu sünnetlere muhalefet etmekten sakındırmış oluyor. Nitekim Hariciler ve Rafıziler böyle yapmışlar, Kur’anın zahirine tutunarak Kitabın beyanını içinde bulunduran sünnetleri terk etmişler, şaşırmış ve sapıtmışlardır. İbn Kuteybe ile İbn Teymiyye de hadisdeki “misl” i sünnet olarak izah etmişlerdir. En-Necm suresindeki “O, kendi arzusuna göre konuşmaz. O, vahyedilenden başka bir şey değildir.”(Necm 3-4) ayetindeki vahiyden maksad, bazı alimlere göre yalnız Kur’an-ı Kerim, bazılarına göre ise sünnetlere de kapsar. “Zira hadis, ya sırf vahiydir. Yahut Hz.Peygamber (sav)’in itimat edilen bir içtihadıdır. …Onun hakkında hata caiz olsa bile muhakkak surette neticede doğru olana rücu eder.” Kur’an-ı Kerimin bazı ayetlerini anlamakta karşılaşılan güçlükler, başka ayetlerde açıklığa kavuşur. Mesela, bir kıssa bir yerde nisbeten ayrıntılı olarak geçmişse, başka bir yerde ona yalnız açıkça söylenmeyip üstü kapalı bir şekilde ifade edilir. Bir hüküm bir yerde kısaltılmış öz bir halde ise, bir başka yerde ayrıntılarına inilmiş olabilir. Bir yerde kısaltma yapılmışsa, diğer yerde genişletilebilir. Bu kabil güçlükler Kur’an-ı Kerimi dikkatli okumak ve ayetleri arasında irtibat kurmak suretiyle halledilebilir, arıca tefsire muhtaç olmaz. Ahkama (hüküm), ahiret ahvaline, kısas ve ahbara (Din adamları, Yahudi alimleri).. ait bazı hususlar vardır ki Kur’an’da zikr edilmezler. Bunların tefsiri Peygamberimize bırakılmıştır. “Biz sana da Kur’anı indirdik. Ta ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın” ayetiyle, Hz.Peygamber açıklamakla mükellefti. Onun beyanı sözleriyle, fiiliyle ve tasdikiyle olurdu. Bundan dolayı Hz.Peygamber ashabının, Kur’anı ve onunla amel etmeyi onar onar ayetler halinde öğrenmelerini temin ediyordu. Bu öğretimin ayrıntıları hakkında fazla bilgimiz yoktur. Yalnız şunu söyleyebiliriz ki, Hz.Peygamberin ayetleri tefsir etmesi, programlı bir ders verme şeklinde olmayıp çeşitli vesilelerle oluyordu. Hz.Peygamber (sav)’in Kur’anı açıkalmasına bir örnek olarak şu ayeti ele alalım: “Ey Peygamber (sav), kadınları boşayacağınız vakit iddetlerini doğru boşayın…” Talak-1 Boşamanın makbul şekli ve nasıl olacağı bu ayetten açık olarak anlaşılmamaktadır. İbn Ömer’in karısını boşaması dolayısıyla söyleyen hadis-i şerif ayeti tefsir etmiştir: “İbn Ömer dedi ki: Karımı, o hayızlı iken (bir talakla) boşadım. (Babam) Ömer bu durumu haber vermek üzere Resulullaha gitti. Resulullah ona “Oğluna emret, karısına ric’at (geri dönmek) etsin. Sonra temizlenip, sonra bir hayız daha görüp temizlenen kadar tutsun. Sonra mücameat (cinsi münasebet) etmeden, isterse boşasın, isterse alakoysun. İşte Teala’nın dediği iddet budur.” Burada Hz.Peygamber, sözlü olarak ve ayette muradın ne olduğunu açık bir şekilde ifade ederek, İbn Ömer’in hadisesi münasebetiyle ayeti açıklamıştır. Eş-Şafii’nin dediğine göre: “Resulullahın sünnetlerinin Kur’an ile iki üslubu vardır: Birincisi, Peygamber ’ın indirdiğine olduğu gibi tabi olur. Diğeri, mücmeldir(öz kısaltılmış, hülasa edilmiş). Resulullah adına mücmelin(öz halde) manasını beyan eder. Farz oluş halini, umumi veya hususi olduğunu izah eder. Kullardan ne şekilde yapmalarını istediğini bildirir.” Devam edecek... |
| |
| | #15 |
| Er Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 38
Mesajlar: 16
| HZ.PEYGAMBERİN KUR’AN’I TEFSİR METODU-3 Hz.Peygamber (sav)’in Kur’anı beyan etmesi, bazen de ondaki sarih (açık) hükümlere, yine vahye dayanarak ilave yapmakla olur. Hala ve teyzesinin üstüne kadının nikahlanmasını, ehli eşeklerin etini haram kılması gibi. Mücmel (öz halde, kısaltılmış) ayetlerden murad-ı İlahiyi tayin etmek çok zor veya gayr-ı mümkün olduğundan sahabe, bilhassa ahkam ayetlerinin izahında, Peygamberimizin açıklamalarına son derece önem verirlerdi. Burada buna dair birkaç misal verilecek olursa; Hz.Ömer halka hitaben: “Kur’andan en son nazil olan riba (faiz) ayetidir. Resulullah ribayı tefsir etmeden vefat etti. Bundan dolayı ribayı da, riba şüphesi olanı da bırakınız.” Buyurmuştur. İmran b.el-Hüseyn2in bulunduğu bir mecliste, adamın biri: “Kur’anda olandan başkasından bahsetmeyin.” Deyince İmran: “Sen ahmak bir adamsın! Öğle namazının dört rekat olduğunu, onda kıraatın açıkça okunmayacağını Kitabullahda gördün mü?” Sonra namazı ve zekatı ve emsali hükümleri sıraladı ve ilave etti: “Bütün bunları ’ın Kitabında müfesser (açıklanmış) olarak buluyor musun? Kitabullah bunları müphem (kapalı) bırakmıştır. Sünnet de tefsir etmiştir.” Gelecek misalde görüleceği gibi Peygamberimizin beyanını öğrenmiş olmadıkları hallerde, bazı fakih sahabeler bile, Kur’andan yanlış hükümler çıkarabiliyorlar, fakat, Hz.peygamberin izahını birbirlerine ulaştırmak suretiyle bilgileniyorlardı. Abdullah b.Ömer’e, kirpinin haram olup olmadığı sorulmuştu: “Deki: ‘Bana vahy olunanlar arasında yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde haram edilmiş bir şey bulmuyorum. Yalnız ölü, ya dökülen kan, ya domuz eti-ki bu, şüphesiz bir murdardır-, yahut ’tan başkasının adına boğazlanmış bir fısk olmak müstesnadır.” En’am-145 ayetini okuyarak “ye” dedi. Sonra birisi İbn Ömer’e: Ebu Hureyre Resulullahın kirpi hakkında “o habis şeylerden biridir.” Dediğini rivayet ediyor. deyince: “Peygamber böyle diyorsa, mesele onun dediği gibidir.” dedi. İbn Mesud gibi, kendisini ilme vermiş Peygamberimize yakın olan sahabiler, öğrendikleri her ayetin manasına ve hükmüne de vakıf idiler. Bunları bizzat yahut bir vasıta ile Hz.Peygamber (sav)’den, veya aralarında müzakere ederek birbirlerinden öğreniyorlardı. Nitekim İbn Mesud şöyle demektedir: “Kendisinden başka ilah olmayan ’a yemin ederim ki, ’ın Kitabında hiçbir ayet yoktur ki onun nerede nazil olduğunu, hangi hususta nazil olduğunu bilmiş olmayayım. Kur’anı benden daha iyi bilen, bineklerin ulaşacağı birini bilseydim, onu görmek için yola koyulurdum.” Bu habere istinaden, Hz.Peygamber (sav)’in Kur’anın tamamını sahabeye açıkladığı hükmü çıkarılmazsa da, onun ilim halkasına dahil olan ileri gelen ashabın, Kur’anda anlamadıkları noktaların belli sayıda olduğuna delil olarak gösterebiliriz. Bazı hallerde de sahabiler, Peygamberimizin tatbikatından bir kısım ayetlerin te’vilini(bir sözü görünen manası dışında yorumlama) öğreniyorlardı. Devam edecek... |
| |
| | #16 |
| Er Katılım Tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 2
| asil bilgi kardeş yazdiklari doğru ama kast ettikleri yanliştir Batili kast eden hak sözleri buraya yazmiştir. namaz üç vakit ise neden peygamber beş vakit kılmıştır? sünnetle çelişiyorsun arkadaş.. gelelim tasavufa ben tasavufu kendi içinde iki ayırdım tabi okuduğum ve onlari izlediğim kadariyla bir kisim tasavuf ehli var islamın yolunda bir takim tasavuf ehli gördüm ki sapıklik içindedirler ki sapıklık içinde olanlar çoğunlukta asıl bilgi kardeş tasavufun kötü olanina dolmuş ve kinli ama bu kin onu kurani farklı anlamaya yöneltmiştir asıl bilgi kardeşim kuranı çok iyi okumani ve sünneti+hadisleri çok iyi takip etmeni isterim bende tasavufun bir kismina karşiyim ama hak olanina değil. |
| |
| | #17 | |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,140
| Alıntı:
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |