![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 319
| MÜRŞİDİNE TÂBî OLMAYAN KİŞİ TEVHİDİN DIŞINDADIR. Öyleyse 14 asırda neler değişmiş, 14 asırda değişen şey insanların Sırat-ı Müstakiym’in üzerinde olmasını engelleyen bir bilgi eksikliğidir. 14 asırda mürşide ulaşmanın farziyeti unutulmuş. Eğer insanlar mürşidlerine ulaşmazlarsa ne olurlar, dalalette olurlar. Dalalettelerse kurtuluşları da söz konusu değildir. İşte 10 âyet-i kerime mürşidine ulaşamayan bir kişinin dalalette olduğunu söylüyor. Sırat-ı Müstakiym’in dışında kalan bütün insanlar dalalettedir. Ama 14 asır sonra Sırat-ı Müstakiym İslâmın 5 tane şartını yerine getiren herkesin üzerinde bulunduğu zannedilen bir hayali mefhum olmuş çıkmıştır. "Sen Sırat-ı Müstakiym üzerinde misin?" diye birisine sorduğumuz zaman eğer bize derse ki "Tabii ki Sırat-ı Müstakiym üzerindeyim. Çünkü ben İslâm’ın 5 tane şartını yerine getiriyorum". İşte bu sahih değildir. Sadece İslamın 5 tane şartını yerine getiren insan, hiçbir zaman mürşidine tâbî olmamışsa, ruhu vücudundan ayrılmamış ve Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmamıştır. Öyleyse Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmamışsa, ne yazık ki bu kişi tevhid akidesi üzere değildir. Allah'ın hakikatlerini bize hiçbir şekilde itiraz edilemeyecek olan bir tek kaynak sağlayabilir o da Kuran-ı Kerim’dir. Kur'an-ı Kerimde tevhidin nasıl sağlandığına dikkatle bakın. Allahû Teala açık açık "Sırat-ı Müstakiym’e tâbî olun diyor, sakın Sırat-ı Müstakiym’den başka bir yola tâbî olmayın ki, Sırat-ı Müstakiym’in dışındaki bütün yollar sizi Allah'ın yolundan saptırır." Yani o tek yol üzerinde olamazsınız, öyleyse mümin de olamazsınız. İRŞAD FARZ MIDIR? Allahû Teala'nın işareti açık ve kesindir. Bir insanın ruhu ancak mürşidine ulaştıktan sonra Sırat-ı Müstakiym’e vasıl olduğuna göre mutlaka mürşide ulaşmak keyfiyeti asıldır. İrşad Allahû Tealâ tarafından farz kılınmıştır. Bakara suresi 186. âyet-i kerime: "Uciybü daveteddai iza deani felyesteciybu li veyü'minu bi leallehüm yerşüdün." Beni davet ettikleri zaman davet edenin (çağıranın) davetine icabet ederim ama onlar da benim davetime icabet etsinler, mümin olsunlar ve böylece irşada ulaşsınlar. Mümin suresinin 11. âyet-i kerimesinde mürşidin önünde yapılan bir tövbenin insanları Allahû Teala'nın yoluna yani Sırat-ı Müstakiym’e ulaştıracağı ifade edilmiş. Furkan suresi 70. âyet-i kerimesinde böyle bir tövbenin kişiyi mümin kılacağı ifade buyurulmuş. Aynı zamanda da nefs tezkiyesine başlatacağı ifade buyurulmuş. Aynı zamanda da hem Mümin-11’de hem de Furkan-70’de o kişilerin günahlarının sevaba çevrildiği ifade buyurulmuş. Öyleyse kim mürşidin önünde tövbe ederse o kişi Allah'ın Sırat-ı Müstakiym’ine tâbî olur. Bu tövbenin sonundaki tabiiyettir ki günahların sevaba çevrilmesine sebebiyet veriyor. İşte Furkan 70’de de 71’de de aynı şey anlatılıyor ki mürşidin önünde yapılan bir tövbenin sonunda kişinin ruhu vücudundan ayrılır Allah'a doğru yola çıkar ve Allah onu kabul eder. Allah'ın zatına ulaşır. Öyleyse insanların ruhlarının Sırat-ı Müstakiym üzerinde bulunmaları o kişilerin tevhid akidesi üzerine bir davranış biçimi içinde olduklarını gösterir. Tevhid Sırat-ı Müstakiym’in üzerinde bulunma akidesidir Ve herkes Sırat-ı Müstakiym’in üzerinde olmak mecburiyetindedir. Bu ise görüyorsunuz ki mutlaka bir tövbenin yapılmasına, mürşide tâbî olunmasına ve bunun arkasındanda ruhun vücutdan ayrılarak Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmasına bağımlıdır. MÜRŞİD FARZ MIDIR? Gördük ki irşad farz kılınmış, mürşide ulaşmakta farz kılınmış mı? Cin-14’de Allahû Teala şöyle söylüyor: "İnsanların içinde kalpleri kasiyet bağlamış olanlar da var, Allah'a teslim olanlarda var. Kim Allah'a teslim olmayı dilerse mürşidini arar." Bu bir davettir. Ama daha kesinleştirmiş Allahû Teala Maide 35 de: "Vebtegu ileyhil vesilete." buyuruyor. "O'na (Allah'a sizi kim ulaştıracaksa Allah'a) ulaşmaya vesileyi (kim vesile olacaksa onu Allah'dan) isteyiniz" buyuruyor. İbtiga ediniz, taleb ediniz, isteyiniz buyuruyor Allahû Teala Öyleyse bu bir emirdir. Hepimiz bizi kim Allah'a ulaştırmaya vesile olacaksa işte onu mutlaka Allahû Tealadan istemek mecburiyetindeyiz. Kimdir bu insanlar? Bu insanlar Allah'a davet edenlerdir. Bu insanların 19 tane özelliği vardır. Ve başka insanlardan mutlak olarak farklılığı vardır. İşte bu 19 özelliği olan insan mürşiddir ki Allahû Teala onu katında bir eğitime tâbî tutmuştur. Mürşidi başka din öğreticilerinden farklı kılan vasıflar aşağıda gösterilmiştir. Bu insanlar salâh makamının sahipleridir. Allahû Tealâ’nın (davetiyle) tövbe-i nasuhuna sahip olmuşlardır. Bu insanlar Allahû Teala'nın özel olarak yetiştirdikleri, başka insanların hidayetine vesile olanlardır. İşte bunları Allahû Tealâ’dan istemek mecburiyetindeyiz. Gerçekten bunlar başka insanların hidayetlerine vesile olanlar mı? Evet, hidayete bunlar sebebiyet veriyor. Ruhun Allah'a ulaşması bildiğiniz gibi hidayet. Allahû Teala Rahman suresinin 33. âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor Ey insan ve cin topluluğu içinizden hanginiz şu göklerin çapını aşabilir (de Allah'a ulaşabilir) hiçbiriniz yapamazsınız, ancak bir sultanla. Öyleyse bir insanın, göklerin çapını aşmak diye buyurulan Sırat-ı Müstakiym’i aşması ve Allah'a ulaşması ancak, Allah'ın o kişi için tayin ettiği bir sultana, o sultan kimse ona, ulaşması ile mümkündür. Aksi takdirde o kişi hidayete eremez. İşte Secde suresi 24. âyet-i kerime: "Ve cealna minhüm eimmeten yehdune biemrina." Biz (insanlardan) onlardan imamlar kıldık, (mürşidler kıldık). Emrimizle (insanları) hidayete erdirsinler diye. Yani insanların ruhlarını Allah'a ulaştırsınlar diye. Öyleyse görüyoruz ki mürşidler hidayete vesile olanlardır. Ruhun Allah'a ulaşması hidayet olduğuna göre, hidayete vesile olanlardır. Ve Allahû Tealâ Maide suresinin 35. âyet-i kerimesinde hidayete vesile olanları Allah'dan istememizi emrediyor. Bu istemenin de hacet namazı kılarak tahakkuk ettiğini görüyoruz. MÜRŞİDİNE ULAŞMAYAN DALÂLETTEDİR Kişinin mürşidini istemesi, mürşidine ulaşması asıldır. Ulaşmazsa ne olur? Kişi dalalette kalır. İşte 10 âyet-i kerimede Allahû Teala bu büyük hakikati anlatıyor bizlere: 1-"Fein lem yesteciybû leke fa'lem ennemâ yettebi'ûne ehvâehüm, ve men edallü mimmenittebe'a hevâhü bigayri hüden minallah, innallahe lâ yehdiylkavmezzâlimiyn." Kasas-50 Habibim, eğer senin davetine riayet etmezlerse, bil ki onlar heva ve heveslerine tâbî olmuşlardır. Kim Allah'ın davetçisine tâbî olmayıp da, kendi hevasına tâbî olursa ondan daha çok dalâlette olan kim vardır? 2-"Men yehdillâhü fehüvelmühted..." Casiye-23 Allah kimi Kendi Zatına ulaştırırsa, o kişi Hidayete erer. "Ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ." Kim de dalâlette kalırsa, dalâlette ise o kişi için bir velî Mürşid bulunmaz. 3-"Kaâlehbitâ minhâ cemiy'an ba'duküm liba'dın adüvv, feimmâ ye'tiyenneküm minniy hüden femenittebe'a hüdâye felâ yadıllu ve lâ yeşkaâ" Taha-123 Hadi hepiniz ordan aşağı inin! Birbirinize düşman olarak. Yaşadığınız devirde size bizden Hidayetçi geldiği zaman; kim Hidayetçimize tâbî olursa, onlar dalâlette kalmazlar, (hidayete ererler) ve şaki de olmazlar. 4-"Efere'eyte menittehaze ilâhe hü hevâhü ve edallehullahü alâ ilmin ve hateme alâ sem'ıhi ve kalbihi ve ce'ale alâ basarihi gışaveh, femen yehdiyhi min ba'dillâh, efelâ tezekkerûn." Casiye-23 Habibim, o (nefslerini kendilerine), hevalarını kendilerine ilâh edinenleri, (nefslerine, hevalarına tâbî olanları) görmüyor musun? Allah onları bir ilim üzere dalâlette bırakmıştır ve kalplerini ve kalplerindeki semi (işitme) hassasını mühürlemiş ve basarı (kalpteki görme hassası)nın üzerine gışaveh adlı bir perde kılmıştır (çekmiştir). Onları Allah'tan sonra kim hidayete erdirir? Tezekkür etmezler mi? 5-"Hüvelleziy be'ase fiyl'ümmiyyiyne resûlen minhüm yetlû aleyhim âyâtihi ve yüzekkiyhim ve yü'allimühü mülkitâbe velhikmete ve in kânû min kablü lefiy dalâlin mübiyn." Cuma-2 O dur ki (Allah'tır ki) ümmilerin içinde onlardan resûller ba's eder, (hayatta getirin). (Ait oldukları kavmin içindeki) insanlara, (onların lisanıyla), Allah'ın âyetlerini okusunlar diye, onların (nefslerini) tezkiye etsinler diye, onlara kitap öğretsinler diye, onlara hikmet öğretsinler diye. Bu mürşidlere, bu resûllere tâbî olmadan evvel onlar apaçık bir dalâlet içindeydiler. 6-"Lekad mennallahü alelmü'miniyne iz be'ase fiyhim resûlen min enfüsihim yetlû aleyhim âyâtihi ve yüzekkiyhim ve yü'allimühümülkitâbe velhikmeh, ve in kânû min kablü lefiy dalâlin mübiyn." Al-i İmran-164 And olsun ki mü'minler üzerine bir nimet olmak üzere kendi zamanlarında kendi içlerinde bir Resul bâ's ederiz, onların aralarında onlara Allah'ın âyetlerini tilavet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (o mürşide tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler... 7-"Ve men lâ yücib dâ'ıyallahi feleyse bimu'cizin fiyl'ardı ve leyse lehü min dûnihi evliyâ', ülâike fiy dalâlin mübiyn" Ahkâf-32 O Allah'ın davetçilerine, Allah'a davet edenlere tâbî olmayanlara (sesleniyorum diyor Allahû Tealâ.) Onlar, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakacaklarını mı zannediyorlar? Oysa ki, onların da Allah'tan başka dostları yoktur. Onlar, (Allah'ın davetçisine tâbî olmadıkları için) apaçık bir dalâlet içindedirler. 8-"Ve lekad be'asnâ fiy külli ümmetin resûlen eni'büdullahe vectenibûttâguût, feminhüm men hedallahü ve minhüm men hakkat aleyhiddalâleh..." Nahl-36 Biz bütün ümmetler içinde resûller ba's ederiz. Bu resûller (o kavimlerde yaşayan insanları) şeytana kul olmaktan kurtarıp, Allah'a kul ederler. Onların bir kısmı hidayete erdiler. (O resûllere tâbî oldukları için) bir kısmının da üzerine dalâlet hak oldu. (O resûllere, mürşidlere tâbî olmadıkları için). 9- "....Zâlike hüdallahi yehdiy bihi men yeşâ..." Zümer-23 İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, Allah bununla dilediklerini hidayete erdirir. "...Ve men yudlilillâhü femâ lehü min hâd." Kimi de dalâlette bırakırsa o kişi için bir Hidayetçi yoktur. 10-"Men yudlilillâhü felâ hâdiye leh, ve yezerühüm fiy tuğyânihim ya'mehûn." Araf-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa o kişi için bir hidayetçi yoktur. O kişiyi Allah, isyanı içinde şaşkın bir halde bırakır. Görülüyorki mürşidine ulaşamayan herkes dalalettedir. Neden dalalettedir? Çünkü ruhu vücudundan ayrılmamıştır, Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmamıştır. Ve ulaşmamışsa Allah'a vasıl olmak üzere bu kişinin ruhu yola çıkmamıştır. Yani bu kişi hidayete adım atmamıştır. Bir kişinin hidayete adım atması demek, hidayet Allah'a ulaşmak, ruhun Allah'a ulaşması olduğuna göre o kişinin Allah'a doğru yola çıkması anlamına geliyor. Eğer insanoğlu Allah'a doğru yola çıkmamışsa ruhunu Sırat-ı Müstakiym’e ulaştırmamışsa o zaman bu kişi için hidayette olmak söz konusu değildir. Sırat-ı Müstakiym’in üzerinde de olmak söz konusu değildir. Öyleyse bu kişi tevhid akidesinin gerektirdiği tevhidin muhtevası içinde değildir. Fırkalardan birine tâbîdir. Ama Sırat-ı Müstakiym üzerinde değildir. Öyleyse tevhid akidesinin sınırlarının dışında kalmış ve fırkalara tâbî olmuştur. Bu kişi için kurtuluş ümidi de normal şartlarda yoktur. Meğer ki Allahû Teâla onu af etmiş ola. Biz bütün insanları Allahû Teâla'nın affetmesini ve bütün insanları cennetine almasını Allahû Teâla'dan dileriz ve tevhidin bütün insanlar için tahakkuk etmesini Allahû Teâla'dan dileriz. Öyleyse hepimiz mutlaka, ama mutlaka Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmak mecburiyetinde olanlarız. Sırat-ı Müstakiym’e ulaşmaksa gördünüz ki mürşide ulaşmadan gerçekleşemiyor. __________________ FANİYİM FANİ OLANI İSTEMEM,İSTERİM BİR YARI BAKİ İSTERİM.. (CEMAULLAH). |
| |
| Konu Araçları | |
| |