![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008 Yaş: 21
Mesajlar: 1,123
| ![]() Tasavvuf'un Gâyesi Bilmiş ol ki, Tasavvuf mertebelerinde mesafe kat etmekten gaye, nefsin huzur bulmasıyla alakalı olan gerçek imanı yakalamaktır. Nefis, mutmainne (huzura eren) olmadıktan sonra, kurtuluş düşünülemez. Nefsin mutmainn olabilmesi için de, kalbin onu kontrol ve idare etmesi gerek. Kalbin onu kontrol edebilmesi ise, kalbin nefisten gelebilecek bütün her şeyden boş olup Hak Teâlâ'dan gayrı şeylerle alaka kurmaktan kurtulmasıyla mümkündür. Kalbin Hak Teâlâ'dan gayri şeylerle alaka kurmaktan kurtulmasının alameti ise, O'ndan başka her şeyi unutmasıdır. Öyle ki; Allah'dan başka herhangi bir şeyi kıl kadar düşünecek olsa, kurtuluşu elde edememiş demektir. Öyleyse, kalbini Mevlâsına teslim edenlere ne mutlu!.. Kalp, selamete erene dek çalışmak gerekiyor. Tâ ki iş, nefsin mutmainne (huzura eren) oluşuna varabilsin. 'Bu Allah'ın bir ihsanıdır ki, onu dilediğine verir. Allah (c.c.), büyük ihsan sahibidir.' (Cuma, 4) (161. Mektup) |
| |
| | #2 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008 Yaş: 21
Mesajlar: 1,123
| İnsanların Eziyetlerine Tahammül İnsanların eziyetlerine tahammül etmek lazım. Yakınların cefalarından kaçmamak gerekiyor. Yüce Allah, Habibine (s.a.v.) emrederek buyurdu ki: 'O halde, azim (büyüklük) sahipleri olan peygamberlerin sabrettiği gibi sabret, ve onlar hakkında acele etme. Onlar, o vaad olundukları acıyı görecekleri gün, sanki gündüzün bir saatinden başka durmamışa döneceklerdir.' (Ahkaf, 35) Bu makamda oturmanın tuzu, eza ve cefadır. Siz ise, bu tuzdan kaçmak istiyorsunuz. Evet... Şekere alışan, tuza dayanamaz. Ama ne yapalım ki? Aşıkın doğru değildir nazı, Olursa eğer bütün insanların mahbubu... (419. Mektup) |
| |
| | #3 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008 Yaş: 19
Mesajlar: 888
| Rabbim razı olsun... |
| |
| | #4 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008 Yaş: 21
Mesajlar: 1,123
| -------------------------------------------------------------------------------- Ey oğul! Dünya ehli insanlar ve zenginler, büyük bir belâ ile imtihan olunmaktadırlar. Zira dünya, Hakk Teâlâ nazarında kızılmıştır. Onların gözünde, bütün pisliklerin en çirkini, süslü görünmektir. Tıpkı zehirli ve şekerli altın şeklinde kaplanmış pislik gibi.. Bununla beraber, doğruyu gösteren sağduyu akıl, bu dünyanın alçaklığının, kötülüğünün farkındadır. Allah'ın razı olmadığı bu dünyanın çirkinliğini tesbit etmiştir. Bundan dolayı âlimler derler ki; - Bir şahıs, kendinden sonra malının zamanın en akıllı kişisine verilmesini vasiyet edecek olsa, bu mal, zahidlere -takva ehline- verilmelidir. Çünkü bu insanlar, olgun akla sahip oldukları için, dünyadan yüz çevirirler, ona rağbet etmezler. Bununla birlikte sonsuz rahmeti sayesinde Cenab-ı Hakk, bu işi sadece akla bırakmamış, ona nakilden de -kitap ve sünnetten de- şahit eklemiştir. Bu değersiz dünya malının hakikatine, âlemlere rahmet olan Peygamberlerin sözleriyle vakıf olabilmeyi ihsan etti. Çirkin dünyanın sevilmesini, ona bağlanılmasını açık bir şekilde yasakladı. Eğer bir kişi, adaletli iki şahidin varlığına rağmen, şeker sanarak zehiri yerse, altın sanarak pisliği tercih ederse, o kişi tam ahmaktır ve akılsızdır. Aslında böyle bir kişi, Peygamberin (s.a.v.) bildirdiği haberleri inkar etmektedir. Böyle bir kişi, göstermelik imanı bulunan münafık hükmündedir. Ki böyle bir iman, ona ahirette fayda sağlamaz. Sadece dünyevi malını ve canını korumuş olur. Öyleyse, gaflet pamuğunu kulaktan çıkarmak lazım. Yoksa yarın hasret ve pişmanlıktan başka birşey ele geçmez. Bu dünya hayatı meta'dır, aldatır, Kim onu seçerse aldanır. Geçen geçti, beklenilesi gelmedi, Öyleyse bulunduğun andır elindeki... (215. Mektup) |
| |
| Konu Araçları | |
| |