![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 319
| MÜRŞİD FARZDIR İRŞAD FARZDIR Mürşidin farz olmasını gerektiren temel unsur, irşadın farz olmasıdır. İrşad Allahû Tealâ tarafından üzerimize Bakara suresinin 186’ncı âyet-i kerimesiyle farz kılınmış. Şöyle söylüyor Yüce Rabbimiz: "... iciybu da’veteddaâ’ı izâ de’ân, felyesteciybû liy velyü’minûbiy be’allehüm yerşüdûn" Buyuruyor ki, Beni davet ettikleri zaman, dua edenin davetine icabet ederim, ama onlar da Benim davetime icabet etsinler; mü’min olsunlar ve böylece irşada ulaşsınlar. İşte Allahû Tealâ’nın daveti İRŞAD. Allahû Tealâ hepimizi irşada davet ediyor. Şura suresinin 47’nci âyet-i kerimesiyle bütün davetler üzerimize farz kılınmış. Allahû Tealâ diyor ki, bu âyet-i kerimede; "İsteciybû lirabbiküm min kabli en ye’tiye yevmün lâ meredde lehü minallâh." Allah’tan o geri çevrilmesi mümkün olmayan gün, (ölüm günü) gelmeden önce Allah’ın davetine icabet edin! diyor. Demek ki Allahû Tealâ bizi irşada davet ediyor. Davet bu sebeple farz. Şura-47’yle davetlerin farziyeti bir defa daha vurgulanıyor. Öyleyse irşad farz mıdır? İrşad farzdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, irşadı farz kılmıştır. Bundan 14 asır evvel bütün Sahabe irşada ulaşmış mıydı? Evet... Allahû Tealâ Hucurat suresinin 7’nci âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor; (Ey sahabe!) Lâkin Allah size imanı sevdirdi; fıskı, küfrü, isyanı kerih gösterdi. Hepinizin kalplerini müzeyyen kıldı. Ve sonra, bütün dünyaya, kâinata açıklama yapıyor; İşte onlar irşada ulaşanlardır, diyor. Bütün sahabe irşada ulaşmış. Allah’ın insanların üzerine farz kıldığı irşada bütün sahabe ulaşmış. MÜRŞİD FARZDIR İrşadın farz olduğunu gördük, sahabenin de irşada ulaştığını gördük. Acaba Mürşid de farz kılınmış mı? Kılınmış... Cin suresi 14’üncü âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki, Sizlerden Allah’a teslim olanlar da var, kalpleri kasiyet bağlamış olanlar da var; kim Allah’a teslim olmayı dilerse Mürşidini arar. Demek ki Allah’a teslim olmayı dileyen kişinin teslim olabilmek için mutlak Mürşidten geçmesi gerek. Allahû Tealâ açık bir şekilde Mürşidin gerekliliğini söylemiş mi Kur’ân-ı Kerim’de? Evet. Bu noktadan hareketle ne gördük? Demek ki insanoğlunun Mürşidini araması gerekiyor. Aramazsa ne olur? Aramazsa, o kişi için bir Mürşid bulma işlemi tahakkuk etmeyecektir, Mürşid bulunmayacaktır. İşte bu hususu Allahû Tealâ Kehf suresinin 17’nci âyet–i kerimesinde bizlere ifade etmiş. Diyor ki, "Men yehdullâhü fehüvelmühted." Allah kimi kendi Zatına ulaştırırsa o kişi hidayete erer. "Ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ." Ama Allah kimi de dalâlette bırakırsa, o kişi için bir velî Mürşid bulunmaz (bir evliya Mürşid bulunmaz!) Neden bulunmaz? Çünkü, o kişi Mürşidini aramamıştır. Aramadıysa, Mürşid istemediyse, bulması da elbette mümkün değildir. Öyleyse, demek ki bir insanın dalâletten kurtulması için mutlaka Mürşidine ulaşması gerekiyor. Yoksa kişi dalâlette. Âyet-i kerime son derece açık; Allah kimi de dalâlette bırakmışsa, o kişi için bir velî-Mürşid bulunmaz! Bulunsaydı ne olacaktı? O kişi Mürşidini arasaydı mutlaka Allahû Tealâ ona Mürşidini gösterecekti. O kişi Mürşidine ulaşacaktı ve dalâletten de kurtulacaktı. Bu âyet-i kerimede Mürşidine ulaşmayan bir kişinin dalâlette olduğu vurgulanmış. İşte, bundan başka daha 9 tane âyet-i kerimeyle, yani tam 10 âyet-i kerimeyle Allahû Tealâ bizlere şunu söylüyor; Eğer bir insan Mürşidine ulaşamazsa, o kişi dalâlette kalır. Allah’ın indinde 2 grup insan var; Hidayette olanlar ve Dalâlette olanlar... Bir insanın dalâletten hidayete adım atabilmesi, o kişinin mutlaka Mürşidine ulaşmasına bağımlı. Kısaca şunu söyleyebiliriz; İnsanoğlu doğumundan itibaren, doğduğu andan itibaren, Mürşidine ulaştığı güne kadar dalâlettedir. O gün, Mürşidine ulaştığı gün hidayete adım atar, ama hidayete ermez. Hidayete ermesi için 21 basamaklık bir yolculuğu tamamlaması ve Allah’a ulaşması gerekir. İşte hidayete ermek demek, insan ruhunun Allah’a ermesi, demektir. Böyle bir vetirenin tamamlanması ise, 21 tane basamağa ihtiyaç gösterir. MÜRŞİDE ULAŞMAK FARZDIR Öyleyse bir insan Mürşidine ulaştığı zaman dalâletten hidayete adım atar ama hidayete ermez! Mürşidine ulaşmadığı sürece, böyle ber şeyi talep etmediği sürece, o kişinin dalâlette olduğunu söylüyor 10 âyet-i kerime. 1- Birinci âyet–i kerimeyi tekrar edelim: Kehf-17 "Men yehdullâhü fehüvelmühted, ve men yudlil felen tecide lehü veliyyen mürşidâ." Allah kimi kendi Zatına ulaştırırsa o kişi hidayete erer; kimi de dalâlette bırakırsa, o kişi için bir velî-Mürşid, (bir evliya-Mürşid) bulunmaz! 2- İkinci âyet-i kerime: Kasas suresinin 50’nci âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor; Habibim, eğer senin davetine icabet etmezlerse, bil ki onlar heva ve heveslerine tâbî olmuşlardır; (nefslerine tâbî olmuşlardır.) Kim Allah’ın davetçisine değil de, kendi hevasına, (kendi nefsine) tâbî olursa ondan daha çok dalâlette olan kim vardır? Demek ki bir insan Mürşidine ulaştığı güne kadar, hidayetçiye ulaştığı güne kadar dalâlette; ulaştığı gün dalâletten hidayete adım atacak. 3- İşte, Taha-123 aynı şeyi Allahû Tealâ şöyle ifade ediyor; Hadi hepiniz oradan aşağı inin! Birbirinize düşman olarak... Yaşadığınız devirde sizlere hidayetçilerimiz gelecek; kim o hidayetçilere tâbî olursa, sadece onlar dalâletten kurtulurlar ve şaki de olmazlar. Demek ki bir insanın dalâletten kurtulduğu an, öyle ber an ki, zamanın bütün parçalarında yaşayan insanların yaşadıkları devirde mutlak Allah’ın murşidleri var, hidayetçileri var; bu hidayetçiler her yerde her zaman var olacaklar ve kişi Allah’ın kendisi için tayin ettiği hidayetçiye ulaşmazsa, ona tâbî olmazsa o zaman bu kişinin dalâlette olduğunu görüyoruz. 4- Dördüncü âyet-i kerime Casiye suresinin 23’üncü âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ diyor ki; Habibim, o hevalarını, nefslerini kendilerine ilâh edinenleri görmüyor musun? Allah onları bir ilim üzere dalâlette bırakmıştır. Onların kalpleri mühürlüdür, kalplerindeki işitme hassası mühürlüdür, kalplerideki basar isimli görme hassasının da üzerinde "gışavet"adlı bir perde vardır, (yani göremezler). Öyleyse demek ki, Allahû Tealâ bu baştan söylediğimiz 4 tane âyet-i kerimeyle Mürşide ulaşmadıkça bir insanın dalâlette olduğunu söylüyor. 5-6- 5’inci ve 6’ıncı âyet-i kerimeler; Cuma suresinin 2’nci âyet-i kerimesi ve Ali İmran suresinin 164’üncü âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ buyuruyor ki; Müminlerin üzerine bir nimet olmak üzere, Allah onların arasında Mürşidler, resüller bas eder; hayata getirir. Onların arasında görev yapmak üzere... (Onların arasından birini ve onların arasında görev yapmak üzere.) Bu mürşidler o insanlara Allah’ın âyetlerini okurlar, onların nefslerini tezkiye ederler, onlara kitap öğretirler, onlara hikmet öğretirler; bu Mürşidlere (bu resûllere) tâbî olmadan evvel onlar, apaçık bir dalâlet içinde idiler. Diğer âyet-i kerime ise, Allahû Tealâ aynı şeyleri söylüyor. Ama bu defa Yüce Rabbimiz, ümmilerin içinde bir resûl bas eden O’dur, diye başlıyor sözlerine. Birincisinde sizlerinin muhatabı müminler; başlarının üzerine Allah’ın nimet verdiği (Mürşidin ruhunu göndererek nimet verdiği) müminler, İkincisinde de ümmiler... Âyet-i kerimenin geri kalan kesimleri aynı. 7- 7’nci âyet-i kerime, Ahkâf-32. Allahû Tealâ buyuruyor; O Allah’ın davetçilerine tâbî olmayanlar var ya, onlar Allah’ı yeryüzünde aciz bırakacaklarını mı zannediyorlar, oysaki onların da Allah’tan başka dosları yoktur. Onlar, Allah’ın davetçisine tâbî olmadıkları için apaçık bir dalâlet içindedirler. 8- 8’inci âyet-i kerime, Nahl-36 Allahû Tealâ buyuruyor ki, Biz bütün kavimlerin içinde resûller bas ederiz; mürşidler hayata getiririz. O kavimlerde bulunan insanları şeytana kul olmaktan kurtarsınlar da, Allah’a kul etsinler diye. Bir kısmı bu sebeple hidayete erdiler; bir kısmının da üzerine dalâlet hak oldu. Demek ki o mürşidlere, resûllere kimler tâbî olmuşsa, resûller sebebiyle hidayete ermişler, ama diğerleri bunu yapmadıkları için dalâlette kalmışlar. 9- Dokuzuncu âyet-i kerime; Zümer-22, Zümer-23. Allahû Tealâ buyuruyor; İşte bu Allah’ın hidayetidir ki, Allah bununla dilediğini hidayete erdirir. Kimi de dalâlette bırakırsa o kişi için bir Hidayetçi yoktur! Aynı sebep: Kişi aramamış mürşidini, hidayetçiyi; bulması da söz konusu olmamış. 10- 10’ncu âyet–i kerime; Araf-186 Allah dilediğini dalâlette bırakır. Kimi dalâlette bırakmışsa o kişi için bir hidayetçi yoktur. Allah, dalâlette olanları isyanları içinde şaşkın bir halde bırakır. Öyleyse 10 âyet-i kerime bizlere Mürşidine ulaşamayan kişinin dalâlette olduğunu söylüyor. |
| |
| | #2 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 319
| MÜRŞİDİNE ULAŞAMAYANIN SONU 8 grup âyet-i kerime dalâlette olanların ne yazık ki, cennete gitmelerinin imkânsız olduğunu söylüyor. İşte 8 grup âyet–i kerime: 1- Birinci grup: Nisa-167,168,169 Allahû Tealâ şöyle buyuruyor; "İnnelleziyne keferû ve saddû an sebiylillâhi kad dallû dalâlen ba’iydâ innelleziyne keferû ve zalemû lem yekünillâhü liyagfirelehüm ve lâ liyehdiyehüm tariykaâ illâ tariyka cehenneme hâlidiyne fiyhâ ebedâ." Allahû Tealâ şöyle söylüyor; Onlar muhakkak ki küfür üzeredirler ve Allah’ın yolundan saptırırlar. Andolsun ki, onlar uzak bir dalâlet içindedirler. Onlar ki, küfür üzeredirler ve zalimdirler. Allah onlara asla mağfiret etmeyecektir (onların günahlarının sevaba çevirmeyecektir) ve onları Sırat-ı Müskakiym’e hidayet etmeyecektir (ulaştırmayacaktır). Onları cehennem yoluna (cehennem tarikine) ulaştıracaktır ve orada ebedî olarak kalacaklardır. Kimler bunlar? Uzak bir dalâlet içinde olanlar, dalâlettin içinde olanlar... 2- İkinci grup âyet-i kerime, Araf-178 ile Müminun-103’de oluşuyor. Araf-178: "Men yehdillâhü fehüvelmühtedi, ve men yudlil feulâime hümülhâsirûn." Allahû Tealâ diyor ki: Allah kimi kendi Zatına ulaştırırsa, o kişi hidayete erer; ama kimi de dalâlette bırakırsa, o kişi hüsran içinde olur, hüsrana düşmüş olur. Ne olur bir insan hüsrana düşerse? Müminun-103 cevap veriyor: "Ve men haffet mevâziynühü feulâikemmeziyne hasirû enfüsehüm fiy cehenneme hâlidûn." Allahû Tealâ diyor ki: Kimin kıyamet gününde sevap tartıları hafif gelirse, onlar nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır; onlar cehennemde ebedî kalacaklardır. Öyleyse nefslerini hüsrana düşürenler cehennemde ebedî kalacaklar. Kimler nefslerini hüsrana düşürüyorlar? Dalâlette olanlar... Allah’ın dalâlette bıraktığı kişiler. 3- Üçüncü âyet-i kerime: Araf-179 Allahû Tealâ buyuruyor ki; "Ve lekad zere’nâ licehenneme kesiyren minelcinni vel’insi." Biz, insanların ve cinlerin çoğu için cehennemi yarattık. "Lehüm kulûbün lâ yefkahûne bihâ." Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh edemezler; idrak edemezler... "... ve lehüm âzânün lâ yesme’ûne bihâ" Onların işitme hassaları vardır; onunla işitemezler... "Ülâike kel’en’âmi belhüm edall." Onlar hayvanlar gibidir; hayır, daha da dalâlettedirler. "Ülâike hümülgaâfilûn." İşte onlar gafillerdir. Kimler bunlar? Dalâlette olanlar... Hayvanlardan da daha çok dalâlette olanlar... Nerede? Cehennemdeler... 4- Dördüncü âyet-i kerime: İsra-97 "Ve men yehdillâhü fehüvelmühted, ve men yudlil felen tecide lehüm evliyâe min dûnih, ve nahşürühüm yevmelkıyâmeti alâ vücûhihim umyen ve bükmen ve sümmâ, me’vâhüm cehennem." Allahû Tealâ diyor ki: Allah, kimi hidayete erdirirse, o; (kendi Zatına ulaştırırsa o) hidayete erer; kimi de dalâlette bırakırsa, onun için Allah’tan başka bir dost (bir evliya) bulunmaz! Ve onlar kıyamet günü yüzleri üzerine sürünerek cehenneme sürülürler, haşredilirler. Kör, sağır ve dilsiz olarak... Onların yerleri cehennemdir. Kimler bunlar? Dalâlette olanlar... 5- Kehf suresinin 104,105,106’ncı âyet-i kerimeleri. Allahû Tealâ şöyle söylüyor; "Elleziyne dalle sa’yühüm fiylhayâtiddünyâ." Onlar dünya hayatında mesailerinde, çalışmalarında dalâlete düşenlerdir... "Ve hüm yedsebûne ennehüm yuhsinûne sun’â." Onlar hesap ediyorlardı ki, en iyisini yapmaktadırlar, (en iyi ibadetleri yapmaktadırlar...) "Ulâikelleziyne keferû biâyâti rabbihim" Onlar Rablerinin âyetlerini inkâr etmişlerdir. "Ve likaâihi" Ve Allahû Tealâ’ya ulaşmayı... "Fehabitat a’mâlühüm" Onların amelleri boşa gitmiştir. "Felâ nükıymü lehüm yevmelkıyameti veznâ" Onlar için kıyamet günü mizan tutulmaz! "Zâlike cezâühüm cehennemü" Onların cezaları cehennemdir. "Bimâ keferû" Küfürleri sebebiyle... "Vettehazû âyâtiy" Allah’ın âyetleriyle alay etmeleri sebebiyle, "Ve rusuliy hüzüvâ" Ve Allah’ın resûlleriyle alay etmeleri sebebiyle... İşte bunlar dalâlette olanlar; mesaileri, çalışmaları sebebiyle dalâlete düşenler... Ve görüyorsunuz ki yerlerinin açıkça cehennem olduğunu söylüyor Allahû Tealâ: "Zâlike cezâühüm cehennemü." İşte onların cezaları cehennemdir. 6- Furkan-34’de altıncı bölümü söylüyor Allahû Tealâ; "Elleziyne yuhşerûne alâ vücûhihim ilâ cehenneme ülâike şerrün mekânen ve edallü sebiylâ" Onlar ki, yüzleri üzeri cehenneme sürülürler. İşte onlar ateştedirler; mekanları ateştir ve onlar Allah’ın yolundan saparak dalâlete düşmüş olanlardır. 7- Yedinci bölüm: Yasin-62,63 "Ve lekad edalle minküm cibillen kesiyrâ" Sizden ne kadar çoğunuz dalâlettesiniz, andolsun ki... "Efelem tekhûnû ta’kılûn" Halâ düşünmüyor musunuz? Akıl etmiyor musunuz? "Hâzihi cehennemiülletiy küntüm kû’adûn" İşte bu, cehennemdir ki, size vaad edilmişti. Kimler bunlar? Sizden ne kadar çoğunuz dalâlettesiniz, diyor Allahû Tealâ. Dalâlette olanlar... İşte onlar için vaad olunan şey, cehennem; gidecekleri yer, cehennem. 8- Sekizinci grup âyet-i kerime; Kamer-47,48 "İnnelmücrimiyne fiy dalâlin ve sü’ur" Dalâlette olanlar mücrimlerdir ve kızgın ateştedirler. "Yevme yüshabûne fiynnâri" Onlar ateşe şürüklenecekler o gün. "Alâ vücûhihim" Yüzleri üzere... "Zûkuû messe sekar" İşte, bu ateşi, bu ızdırabı tadın! diyerek... Kimler bunlar? "Fiy dalâlin..." Dalâlette olanlar... Demek ki, 8 grup âyet-i kerime bizlere, dalâlette olanlar kimlerse, onların muhakkak cehenneme gideceğini söylüyor. Öyleyse insanoğlu, Mürşidine ulaşamadığı takdirde dalâletteyse ve dalâlette olanlar mutlaka cehenneme gidecekse, o zaman korkunç bir olayla karşı karşıyayız: İnsanlar, akıllarını başlarına toplayıp da, Mürşidlerini (hacet namazı kılarak) Allahû Tealâ’dan dilemezlerse, Mürşidlerine ulaşmayı düşünmezlerse, ulaşmazlarsa, onların dalâlette olduğu kesin... DİN ÖĞRETENLERİN SORUMLULUĞU Ne yazık ki, zamanımızda insanlar, özellikle insanlara din öğreten öğreticiler, insanlara Allah’ın mürşidinin farz olduğunu söylemekten imtina ediyorlar; hatta mürşide ulaşmanın farz olmadığını söylüyorlar. Hatta, gereksiz olduğuunu söylüyorlar: Mürşide ulaşmadan da cennete gidilebileceğini söylüyorlar. Halbuki görüyorsunuz ki, kim mürşidine ulaşamazsa dalâlettedir. Dalâlette olanın da cennete gitmesi, normal şartlarda, mümkün görünmüyor. İşte, her devirde insanları ne yazık ki, yanlış bilgileriyle, eksik bilgileriyle aldatan, yanlış yollara sevkeden din öğreticilerinin varlığını söylüyor Allahû Tealâ Ahzab-67 ve 68’de: O cehenneme girenler derler ki; Yarabbi, biz devrimizin küberâsına ve sâdatlarına (tâbî olduk; onlara) itaat ettik, bu yüzden Senin, (Allah’ın) yolundan saptık (ve cehennemdeyiz). Yarabbi, Sen onlara 2 kat azap ver. Onları en büyük lânetinle lânetle! Büyükler, devrin üst seviye idarecileri. Küberâ, Ama sâdatlar, din öğreticiler. Demek din öğreticilerinin içinde bir takım insanlar yanlış bilgiler veriyorlar. İşte bugün, o günlere ulaşmışız. Allah’ın insanlara farz kıldığı irşadı, farz kıldığı mürşidi, ulaşamazlarsa mutlaka dalâlette olacak olan ve bu sebeple cehenneme gidecek olan insanlardan, saklamaya çalışan din öğreticileri. İşte burada büyük bir problemle karşı karşıyayız. İrşad farz mıdır? Gördük ki, farzdır. Mürşid farz mıdır? Mürşide ulaşamayanın dalâlette olduğunu gördük. MÜRŞİDE ULAŞMAK Mürşid farz mıdır? Evet, farzdır: Maide suresi 35’inci âyet-i kerime: "... Vebteguû ileyhilvesiylete..." Sizi kim Allah’a ulaşltırmaya vesile olacaksa, o vesileyi, (Allah’tan) isteyin! Diyor Allahû Tealâ. Allah’a ulaştırmaya vesile... İşte bu, Mürşiddir. Ve hepimiz Allah’tan mürşidimizi istemek mecburuyetindeyiz. Günde 45 defa Allahû Tealâ’ya, bizi; bize mürşidimizi ver, mürşidimizi yalnız Senden isteriz, diyoruz. İşte Fâtiha suresi, şöyle söylüyoruz; "İyyake nestain" Yalnız Senden istiane isteriz. "İhdinas sıratal mustakıym" Bizi Sırat-ı Müstakiym’ine ulaştır! Bizi Sırat-ı Müstakiym’ine ulaştırman için, yalnız Senden istianeyi isteriz. Kim ulaştıracaksa, bizi, Sana, (bizi Sırat-ı Müstakiym’e) kim ulaştıracaksa onu, o vesileyi, yalnız Senden isteriz. Bir insan Sırat-ı Müstakiym’e ulaşırsa ne olur? Sırat-ı Müstakiym, Allah’a ulaştıran yoldur. Nisa-175’de Allahû Tealâ Sırat-ı Müstakiym’in "Allah’a ulaştıran yol" olduğunu söylüyor. Kendisine ve Sırat-ı Müstakiym’e ulaştırır, diyor. Allah, Kendisine sarılacak olanları kendisine ulaşacak olanları, Kendine ve Sırat-ı Müstakiym’e ulaştırır. Orada "ve" de kullanmamış. "Kendine Sırat-ı Müstakiym’e" diyor. Yani, Allah’a ulaştıran bir yol olduğunu görüyoruz Sırat-ı Müstakiym’in. Bu olay, başka âyet-i kerimelerde de sabit: Sırat-ı Müstakiym, Allah’ın Zatına ulaştıran yolun adı. İşte, En’am suresi 88’inci âyet-i kerime; Allahû Tealâ buyuruyor: Sırat-ı Müstakiym Allah’ın hidayet yoludur ki, Allah bu yolla kullarından dilediğini hidayete erdirir. Hidayet nedir? "İnnel hüdâ düdallâh" Ali İmran-73 Muhakkak ki, hidayet: Allah’a ulaşmaktır. "İnne hüdüllâhi huvelhüda" Bakara-120 Muhakkak ki Allah’a ulaşmak var ya, işte o hidayettir. Öyleyse hidayet, insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşması, Sırat-ı Müstakiym de hidayete ulaştırıyor. Öyleyse Sırat-ı Müstakiym, insanların ruhlarını Allah’a ulaştıran yol. Ve biz, bizi kim Sırat-ı Müstakiyme, yani Allah’a ulaştıracaksa o kişiyi günde 45 defa Allahû Tealâ’dan istiyoruz. Fatihâ suresiyle. Eğer 5 vakit namaz kılıyorsak; sünnetlerimizi de kılıyorsak, tam 45 tane Fatihâ suresi okumak mecburiyetindeyiz ve her Fatihâ suresiyle de bir defa daha, bir defa daha mürşidimizi Allahû Tealâ’dan istiyoruz; istiane yoluyla... Öyleyse mürşidimize nasıl ulaşacağız? Hacet namazı kılarak ulaşacağız. Bu hususta istianenin istenmesi Bakara suresinin 45’inci âyet-i kerimesinde anlatılmış. İşte burada mürşide ulaşmanın farz olduğu birçok alanda bir defa daha ispat ediliyor. Şunu bilelim ki, insanla Allah arasındaki ilişkilerde 28 tane basamak vazedilmiş Kur’ân-ı Kerim’de. Bu 28 basamağın hepsini VEL ASR suresi anlatıyor bizlere. Vel’asr: Asra yemin ederim. İnnel’insâne lefiy hüsr; insanlar muhakkak ki hüsrandadırlar. İllelliziyne âmenû; ama amenû olanlar hariç, (Birinci 7 basamak). Ve amilûssâlihati; ve ıslâh edici amellerle uğraşanlar. Islâh edici emeller işleyenler hariç (İkinci 7 basamak). Birinci 7 basamakta amenû oluyoruz; ikinci 7 basamakta ıslâh edici amellere, yani nefs tezkiyesine başlıyoruz. Ve tevâsav bilhakkı; hakkı tavsiye edenler. Hakka ulaşıp da Hakkı tavsiye edenler. (Üçüncü 7 basamak). Ve tevâsav bissabr; sabrı tavsiye edenler. Sabra ulaşıp da sabrı tavsiye edenler. (Dördüncü 7 basamak). Öyleyse 4 grup basamakla, 7 basamakla (28 basamakta) sona ulaştırıyor Allahû Tealâ bütün insanları en üst seviyeye. İşte, böyle bir dizayn içersinde hacet namazını kılmak ve bunun sonuçları Bakara-45’de anlatılmış; "Veste’ıynu bissabrı vessalat ve inneha lekebiyretün illâ alelhaşi’ıyne" Allah’tan sabırla ve hacet namazını kılarak istianeyi isteyin! Bu zor bir iştir, ama huşû sahipleri için zor değildir! Öyleyse Allahû Tealâ’dan istianeyle mürşidimizi isteyeceğiz, ama huşû sahibi olduğumuz zaman mutlaka Allahû Tealâ mürşidimizi gösterecek, ondan evvel göstermezse sabredip huşû sahibi olmaya çalışacağız. İşte bu basamakları kısaca söyleyerek hedefimize doğru yaklaşalım: |
| |
| | #3 | |
| Er Katılım Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 21
| Alıntı:
kardeş Allah senden razı olsun davranışın çok hoş ama ayetleri öyle direk lafız manasıyla anlamamak lazım.tefsirlere bakmak lazım... cin süresi 14 ayet tefsiri elmalı:14. Bununla beraber biz cinlerin içinde müslüman olanlar, açıklandığı üzere Allah'ın birliğine iman ve itaatle esenlik yolunu tutanlar da var. Kasıtlar, yani iman ve İslâm yolundan sapıp da zulme gidenler de var. Fakat müslüman olanlar, işte onlar, hayrı ve doğruyu arayan ve ona layık olanlardır. O halde o göğün korunmasıyla, o peygamber göndermeyle onlar hakkında hayır murat edilmiş demektir. bir mürşide intisab etmek farz değildir.ama gereklidir.hiçbir alim bu hükmü vermiyor yanılmıyorsam... | |
| |
| | #4 |
| Er Katılım Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 21
| bide müslüman olup da bir mürşide intisab etmeyenler var..bunların durumu ne olacak şimdi onlara biz imanlı oldukları halde ehli dalal mi diyeceğiz... |
| |
| | #5 |
| Er Katılım Tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 21
| لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُّبِينٍ {164 ali imran süresinin 164.ayetinde hiç mürşid kelimesi geçmiyor.sen bunu nereden çıkarıyorusn.bie bu ayetin tedsirine bakalım:Andolsun ki Allah, mü'minlere büyük bir lütufta bulundu. Zira daha Önce açık bir sapıklık içinde bulunuyor-larken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, kendilerini yücelten ve kendilerine Kitab ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Kendilerine, Allah'ın ayetlerini açıklayan, onların duygu ve düşüncelerini arındıran bir peygamber göndererek Allah'ın, mü'minlere nimet ve ihsanda bulunduğu ifade edilmiştir. Nitekim onlar, dalalet içinde bulunurlarken bu peygamber, Allah'ın kitabını ve hikmeti onlara öğretmişti. Ayetin iniş sebebi olarak, müfessirlerden herhangi bir rivayetin nakledildiğine rastlamadık. Bize göre bu ayet, öncekilerin devamıdır. Uhud Savaşı'na ilişkin olayları izleyerek devam eden ayet, muhtemelen sonraki ayetlere de bir giriş olma özelliğine sahiptir. Muhammedî mesaj ile bu mesajın hedeflerini kısa ve özlü bir biçimde yücelten ayet, açıkça Araplara sesleniyor. Arapların İslam karşısındaki konumlarını ve peygamber aracılığıyla bizzat bu kitaba muhatap olarak ilahi öğretiyi ve hikmeti ondan işittiklerini te-yid ediyor. Bu mânâya Bakara 150-151 ve Hacc 78. ayetlerde de işaret edilmiştir. Bu ayetleri tefsir ederken, konuyu detaylı bir biçimde açıkladık. Burada tekrarına lüzum görmüyoruz. Ancak şu var ki Allah (c), Uhud'dan dolayı üzüntülere garkolan mü'min-leri teskin etmek ve onların gönüllerini ferahlatmak için bu ayeti inzal buyurmuştur |
| |
| | #6 |
| Er Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 23
| Benim anladığım özetle, Mürşidin gerekliliği insanı nefsinden uzaklaşıp Allah'ın yolundan gitmesi için, bu demek oluyorki her müminin Mürşidi bulması gerekiyor, yani usta ile çırak ilişkisi gibi, aksi takdirde kişi kendisi tek başına kayboluyor yani dalalette oluyor. Mürşidi bulma ve ona bağlanmak yani biad etmek oluyor, bu da Allah ile kul arasına aracı sokmak olmuyor mu? İlk sorum bu, ikinci sorum da şu olacak, anladığım kadarıyla mürşide de ibadet ile erişiyoruz, ancak Allah yolunda ibadet için bile bize klavuzluk edecek bir mürşide ihtiyacımız yok mu? Cahilliğimi af buyurun ve sorularımı da birşeyler öğrenme aşkıma bağlayın lütfen. Allah'a emanet olun... |
| |
| | #7 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 319
| s.a merve kardeşim dediğiniz gibi günümüzde bir söz geçiyor Allahla kul arasına kimse geremez Ama kuranı kerim tam tersini sölüyor ve şimdi biz günde en az 40 defa fatiha suresini okuyoruz ve diyoruzki yanlız sana kul oluruz ve yanlız senden istihanemizi isteriz ,O istihaneyle ki bizi sıratı müstakime ulaiştır şimdi sıratı mustakime bakınsa NİSA suresi 175 te Allahu teala şöyle buyuruyor kim Allaha amenu ve ona sarılmayı dilerse Allah onu rahmeti ve efazlının içine koyup kendisine ulaştıran sıratı mustakime ulaştırırım demekki sıratı mustakim Allaha ulaştıran yolmuş Allahutela ne diyordu Allah yerleri ve gökleri 6 günde yarattı ve arşa istivade etti demekki arşa giden yol sıratı mustakim ve secde 24 tede Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için. peygambelerin olmadığı devirde Allahu teala her yüz senede bir insanlar Allaha uşalaştırmaya vesile olacak devrin imamalarını gönderiyor insanları hidayete erdinsinler diye hidayet alimran 73 muhakkaki hidayet Allaha ulaşmaktır buyuruyor yani ruhumuzun hayattayken Allaha ulaşması kehf suresi 17 dede Allah kimi kindisine ulaştırmışsa o hidayete ermiştir kimide dalalette bırakmışsa onun için Artık veli mürşid bulnmaz buyuruyor demekki Allahlakul arasına Allah hidayetçiler koymuş bide kurana baktığımız zaman zaten Allahla kul arasına Şeytan girmiş nediyordu senin sıratı mustakimine oturacağım sıratı mustakimde Allaha ulaştıran yol olduğuna göre bu ilk cevap inş |
| |
| | #8 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 319
| ibadet konusunda mürşidin rolu aslında ikinci planda çün kü ezelde Allahu teala bizlerden yeminler almış ruhumuzdan vechimizden ve nefsimizden ve bunları Allaha teslim edeceğimize dair ve bunlardan emanet olan ruhumuzun hayattayken ona ulaştıracağımıza bizden misak almış bizlerde ruhumuzu ona ulaştıracağımıza misak vermişiz ve bunu tek bir dilelekle bizim serberst irademize bırakmış kuranda tam 12defa üzerimize Allaha ulaşmayı diliyeceğizdiye farz kılmış eğer dilemezsek yunus 7 yegöre Allahın ayetlerinden fafil oluyoruz ve gideceğim yerin de cehennem oluyor kehf suresi 105 e göre ona ulaşmayı inkar edersek amellerimiz boşa gider yunus 45 e göre hüsranda kalırız vesayri ama ona ulaşmayı dilersen mesela (YARABBi nasıl senin bunca ermiş evliyaların sana ulaşamayı diliyerek senin ermiş evliyaların olmuşsa bende onlargibi senin ermiş evliyan olmak istiyorum benim ruhumuda sana ulaştır) tabi kalben olması sözkonusu ne diyoruz ermiş nereye ermiş Allaha nesi armiş Ruhu.Ulaşmayı dilediğimiz an Allahu teala rahman esmasıyla tecelli ediyor kalbimize olaşıyor teğabun suresi11 kalbimizi kendisine çeviriyor.kaf suresi 33 göğsümğüzden kalbimize nur yolu açıyor.enam suresi 125 biz zikir yapmaya başlıyoruz Allah Allah diye çünkü üzerimize farz Müzemmil 8 MUZEMMİL - 8 Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen). Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş. ve bu zikirle kalbimize Allahın katından yüzde ikilik rahmet nuru geliyor zümer suresi 22 ve bu nurla biz huşu sahibi oluyoruz Hadid suresi 16 huşu sahibi olunca maide 35 teey amenu olanlar sizi kim allaha oluaştıracaksa omu allahtan isteyin buyuruyor ne nasıl istiyeceğimizide bakara 45 ve 46 da söliyor diyorki sabıla ve namazla Allahtan isithanenizi isteyin fakat bu zor bir iştir huşu sahibinden başkasına ağır gelir o huşu sahipleriki Dünya hayatında Allaha ulaşaklarına ve ölümle tekrar ona döneceklerine inanırlar işte mürşidin rolu burda başlıyor siz Allahın gösterdiği mürşide ulaşınca mü'min suresi 15 göre Allah bizim başımızın üzerine bir ruh gönderiyor ve bizm ruhumuza senin Allaha ulaşma günün geldi diyor bedeni terket ve bizim ruhumuz sıratı mustalime gidiyor ordan 7 gök katı 7 de alem aşıp Allahın zatına ulaşıyor şimdi gelelim ibadtteki değişikliğe daha önce Allaha ulaşmayı dilemiyen biri sevap işler ken bire on alıyorduk ama şimdi sırati mustakim üzerinde olan biri ruhu 1 kata çıkınca bire 100 iki kat bire 200 3.4.5.6.7 derken artık bire 700 alan birisi oluyorsunuz şimdilik bukadar inş Allah razı olsun |
| |
| | #9 |
| Er Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 23
| Sağolasın kardeşim... |
| |
| | #10 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 43
| Kadılar, müftüler cümle geldiler Kitapların hep önüme koydular Sen bu ilmi nerden aldın dediler Bir kamil mürşide varmazsan olmaz. Yunus Emre |
| |
| Konu Araçları | |
| |