![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 319
| 12- İSLÂM MUTLULUKTUR Allahû Tealâ insanı yaratmış. Dikkat edin sözüme. Kâinattaki en üstün varlık olarak yaratmış. İnsandan başka yarattığı bütün mahlukatı insan için yaratmış. Ama insanı kendisi için yaratmış. Öyleyse hepiniz, Allah için yaratılanlarsınız. Kâinattaki en değerli varlıklarsınız. Sizden başka, insandan başka neyi yarattıysa hepsi sizin için yaratıldı, ama siz Allah için yaratıldınız. Ruh sadece sizde var. İnsanlarda var. Allah’a ulaşan, Allah’tan gelmiş tekrar Allah’ın Zat’ına dönebilecek özellikte bir ruh taşıyorsunuz. Bu kadar değerli bir mahlûku, bütün kâinatı uğruna yarattığı mahlûku, Allahû Tealâ mutlu kılmak ister. İşte Allah’ın indirdiği bütün semavî kitaplar, insanları bu mutluluğa ulaştırmak için: Cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna. Gördük ki sevgili okuyucular, bütün sahâbe bu hedeflerin hepsine ulaşmışlar. Hepsi salihler olmuşlar. Salih olmanın temel özelliği, Allah’ın tayin ettiği mürşidler olabilmektir. Allah’ın tayin ettiği mürşidler. Bütün sahâbe bu şerefe ermiş mi? Hepsi Allah’ın tayin ettiği mürşidler olmuş hiç istisna yok. İşte Tevbe Suresi 100. âyet-i kerime. Allahû Tealâ kesin bir hüküm getiriyor: “Vessâbikuûnel-evvelûne minelmuhâciriyne vel’ansâri velleziynettebe’ûhüm biıhsânin radıyallahü anhüm ve radû anhü ve e’adde lehüm cennâtin tecriy tahtehel’enhârü hâlidiyne fiyhâ ebedâ, zâlikelfevzül’azıym.” O sabikûn-el evveliyn (evvelki ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamları olan en üst 3 makamı işgal edenler) var ya, onların bir kısmı muhaciriynden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhaciriyne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlar altlarından ırmaklar akan cennetlere konulacak ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte en büyük (azîm) mükâfat budur. Sevgili okuyucular, Kur’ân’da nerede “azîm” kelimesi geçen bir mükâfat, bir ihsan görürseniz, bilin ki o salâh makamının işaretidir. Bu noktada hikmet sahibi olursunuz; bunu kespettiğiniz zaman. Bütün sahâbenin hazz’ül azîmin, fevz’ül azîmin ve ecr’ül azîmin sahibi olduğunu görürüz. Ve hepsi irşad makamının sahipleri. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadisi de aynı şeyi söylüyor: “Benim sahâbem yıldızlar gibidir. Kim onlara tâbî olursa, hepsi hidayete ererler.” İşte böyle bir ortamda sahâbenin hem cennet saadetinin, hem de dünya saadetinin sahibi olduğunu görüyoruz. Sahâbenin cennet saadetinin sahibi olduğu, daha evvelki âyetlerde anlatılıyor. Burada da anlatılıyor. Ama Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde, sahâbenin cennet saadetinin ötesinde dünya saadetinin de sahibi olduğu kesinleşmiş. Hazz’ül azîmin sahipleri, ecr’ül azîmin sahipleri, fevz’ül azîmin sahipleri. En büyük mükâfatın, en büyük ücretin, en büyük hazzın, sonsuz bir dünya mutluluğunun sahibi olmuş hepsi. Öyleyse sevgili okuyucular, Kur’ân’ın temel hükmü gereğince, şu mutluluk dediğimiz şey acaba nedir? Bu nokta izah edilmeden, konunun bitmesi mümkün değildi. Allah’ın hedefi nedir? Bütün insanları mutlaka cennet saadetine ulaştırmak ve Allah’a ulaşmayı dilemek gibi son derece basit bir sebebe dayalı olarak bütün insanları kurtuluşa ulaştırmak: Sonsuz bir cennet hayatı. Aklını kullanmayı öğrenen herkes Allah’a ulaşmayı diler. Bunun sonucu cennet saadetinin sahibi olmaktır. Ruhunuzu Allah’a ulaştırdığınız gün cennet saadeti bütünüyle sizindir; altı sebepten dolayı geriye ne kalıyor. Dünya saadeti. Dünya saadetinin de yarısı sizindir. Yarısı için ise henüz şeytanla çekişme halindesiniz. Ama ne zaman ihlâsa ve salâha ulaşırsanız, işte o zaman hepiniz dünya saadetinin de bütünüyle sahibi olursunuz. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim İslâm mutluluktur, diyor. Gerçekten mutluluk mudur, hadi gelin beraber bakalım. 12.1- ÜÇ ALEMDE MUTLULUK Sevgili okuyucular, mutluluk üç boyuttan oluşur. İç aleminizde mutluluk, dış aleminizde (başka insanlar ile ilişkilerinizde mutluluk), Allah ile olan ilişkilerinizde mutluluk. Birinci açıdan, üç aleminizde birden oluşması lâzım gelen bir hedef bu. İkinci açıdan, son derece önemli bir tarafı var, kesintisiz olması lâzım. Yoksa mutlu değilsiniz. Öyleyse neden insanlar mutsuz, neden mutlu, ne zaman mutlu olurlar? Acaba neden insanlar başlangıçta hep mutsuzdur? İç alemlerinde mutsuzdurlar, dış alemlerinde mutsuzdurlar, Allah ile olan ilişkilerinde mutsuzdurlar. Neden? Çünkü nefsleri afetlerle dolu. Nefs ve ruh kavramlarına dikkat edin. Nefsiniz 19 tane afet taşır bünyesinde. Ruhunuz da 19 tane haslet taşır. Nefsinizde isyan, ruhunuzda itaat. Nefsinizde nefret, ruhunuzda sevgi. Nefsinizde cehalet, ruhunuzda, ilim... 12.2- İNSANLAR NEDEN MUTSUZDUR Öyleyse ne olur, afetleri hepsinin karşılığı ruhunuzda pozitif olarak var. Öyleyse bütün negatifler nefsinizde, bütün pozitifler ruhunuzda toplanmıştır. Eğer afetlerin istediği oluyorsa siz iç aleminizde mutsuzsunuz, dış aleminizde mutsuzsunuz, Allah ile olan ilişkilerinizde mutsuzsunuz. Neden mutsuzsunuz? Çünkü nefsinizde sadece afetler söz konusu olduğu için, nefsiniz (Allahû Tealâ’dan emir gelmişse), onların kesinlikle uygulanmamasını ister. Allah’ın emirlerini yapmamanızı ister. Allah neyi yasak etmişse onları da mutlaka işlemenizi ister. Şeytan ve nefsinizdeki afetler bir bütün oluştururlar. Şeytan, nefsinizin zaten negatif olan afetlerini daha da azdırıp, sizi devamlı günah işlemeye iten bir özelliğin sahibidir. Başarabilir mi? Çoğu zaman. Nasıl? Vücudunuzun kumandanı aklınızdır. Ama düşünün ki aklınız, Allah’ın bütün yasaklarının normal olarak işlendiği, Allah’ın emirlerinin ise hiç yerine getirilmediği bir alemde şuur kazanmıştır. Olaylardan etkilenerek şekillenmiştir. Allahû Tealâ içkiyi mi haram etmiş, etrafınızda herkes içki içiyor. Allahû Tealâ kumarı mı haram etmiş? Herkes kumar oynuyor. Öyle bir ortamda iseniz, o zaman nefsinizin birçok talebine aklınızın yeşil ışık yaktığını göreceksiniz. Nefsinizin birçok talebini aklınız kabul edecek. Kabul ederse, o zaman sizin için o şerri, Allah’ın yasak ettiği fiili işlemeniz söz konusu olur. Çünkü aklınız onun işlenmesini uygun görmüştür. Sonuçta ruhunuz nefsinize azap edecek ve Allahû Tealâ da her işlediğiniz şerr sebebiyle, sizi azaplandıracaktır. Sevgili okuyucular, bir insan nefsi ve ruhu itibarıyla iki ayrı cepheyi oluşturuyor. Nefs devamlı olarak aklınızdan Allah’ın emirlerinin işlenmemesini ister. Aklınız bunu kabul ettiği anda, Allah’ın bir emrini işlemezsiniz; yerine getirmezsiniz. Getirmediğiniz anda içinize bir huzursuzluk mutlaka çökecektir. Bu Allah’ın size verdiği ilk azaptır. Arkadan ruhunuz nefsinize azap edecektir. “Aklını kullanmayana azap ederim.” diyor Allahû Tealâ. Aklınızı kullanmak için de Kur’ân-ı Kerim’i indirmiş, emirlerini koymuş. Yerine getirmiyorsunuz. Yerine getirmeyince mutlaka azabı tadacaksınız. Bu azap, huzursuzluk şeklinde tecelli eder, manevi bir azaptır. Azabı tattığınız zaman siz huzursuz bir insansınız. Allah’ın emrini yerine getirmiyorsunuz, iki ayrı azap yaşıyorsunuz. Birini Allahû Tealâ veriyor, birini ruhunuz veriyor. Niçin Allahû Tealâ ruha böyle bir yetki vermiş? Çünkü ruhunuz Allah’a ulaşmak için büyük bir arzunun sahibidir. Ama nefsiniz şerri işlediği sürece, ruhunuzun Allah’a ulaşması hiçbir şekilde mümkün değildir. Öyleyse emanetin (ruhunuz), emanetin sahibi olan Allah’a ulaşması için, rehinenin (nefsiniz) değişmesi lâzım. Rehinenin, gök katlarının anahtarlarını eline geçirmesi lâzım. İşte nefsinizde afetler yok olmadıkça, ruhunuz gök katlarını çıkamaz. Nefsinizin mutlaka %7 afet kaybetmesi lâzım. Nefsinizin kalbinde %7 nur oluşması lâzım ki, rehine olan nefsiniz birinci gök katının anahtarını eline geçirsin de, ruhunuz zemin kattan birinci kata kadar yükselebilsin. Görevini yapmıyorsa, ruh Allah’a o kişi hayatta iken hiçbir zaman ulaşamayacak demektir. O zaman nefsinizin ruhunuz tarafından azaplandırılması söz konusudur. Çünkü aklını kullanmıyor kişi. Aklını kullanmamak, akıllı olmak veya akılsız olmakla alakalı değildir. Aklını kullanmamak, Kur’ân’ın hükümlerine uymamaktır; uyamamaktır.. Zülmanî ilimleri, yaşayan bir sürü profesör var: Transandantal meditasyon yapıyorlar, reenkarnasyona inanıyorlar, zülmanî ilimlerle meşguller. Sekiz tane uydudan dünyaya yayın yapıyorlar. Bütün dünyaya şeytanî ilimleri yayıyorlar. Bu ilimleri bütün insanlara yayıyorlar bu adamlar. Bu adamlar profesör titri almışlar. Akılsız olabilirler mi? Akıllılar ama, akıllarını nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar. Allah’ın indirdiği kitaplardan nasiplerini alamıyorlar. Öyleyse sevgili okuyucular olaya bakın. Allah’ın emrini yerine getirmiyorsunuz veya yasak ettiği bir fiili işliyorsunuz. Her ikisinde de kaybettiniz. Huzursuzluğu derhal yaşarsınız. Hem Allahû Tealâ yaşatır, hem de arkasından nefsinize ruhunuz azap eder. Bu birinci huzursuzluk sebebiniz. İkincisi daha da üzücü ve devamlı bir konu: Nefsiniz mutlaka şerre alet olmanızı, Allah’ın söylediğini yapmamanızı ve Allah’ın yasak ettiği bütün fiilleri işlemenizi ister. Ruhunuzsa tam aksini, Allah’ın bütün emirlerini mutlaka yerine getirmenizi, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlememenizi ister. İkisi de taleplerinden vazgeçmezler. Çünkü yapıları buna göre dizayn edilmiştir. Vazgeçmeyecekleri için aralarında devamlı bir kavga kaçınılmazdır. Nerede kavga varsa, nerede kaos varsa orada huzursuzluk vardır. İç dünyanızda bilmediğiniz sebepten dolayı sıkılırsınız. Arkasında bu kavga vardır. Nefsiniz ve ruhunuz devamlı bir kavganın, bir didişmenin, bir çekişmenin içindedirler. Sizi iç dünyanızda devamlı rahatsız eder. Bir savaş sürer iç dünyanızda. Nefsinizin ordularıyla, ruhunuzun orduları arasında. Devamlı huzursuzsunuz. Öyleyse Allah’ın emirlerini yapmıyorsunuz, huzursuzsunuz. Yasaklarını işliyorsunuz, bunun için gene huzursuzluk duyuyorsunuz, hem de iki defa huzursuzluk duyuyorsunuz. Üstelik de iç dünyanızda nefsinizle ruhunuz devamlı bir savaşın içerisinde. Nerede savaş varsa orada huzursuzluk vardır. Öyleyse mutsuz bir insan söz konusu. 12.3- İNSANLAR NASIL MUTLULU¼A ULAŞIRLAR Şimdi sonuca ulaşmış, ihlâs ve salâh makamına gelmiş olan bir insan düşünelim. Bu kişi mutludur. Neden mutludur? İç dünyasında mutludur, çünkü savaş bitmiştir. Neden bitmiştir savaş? Nefsinizdeki bütün afetler yok olmuştur. Ruhunuzun bütün hasletleri, faziletler adıyla gelmiş ve nefsinizin kalbine tamamen yerleşmiştir. Öyleyse nefsiniz de ruhunuzun bütün taleplerini kabul eden, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlemeyen bir özelliği kazanmıştır. Nefs ve ruh aynı şeyleri isteyen, yani Allah’ın bütün emirlerini yapmak isteyen, Allah’ın yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özellik kazanmıştır. Ve aklın iki müşaviri de bu istikamette hüküm sahibi olduğu için, akıl, fizik vücuda artık Allah’ın yasak ettiği bir fiili işletemez, nefsin ve ruhun beraberce emrettiği mutluluk veren herşeyi mutlaka yerine getirmesi için fizik vücuda emir vermek mecburiyetindedir. Çünkü nefsin de ruhun da başka bir şeyi kabul etmesi hiçbir zaman söz konusu değildir. Sevgili okuyucular burada savaş bitmiştir. İç dünyanızdaki savaş sona ermiştir. Sulh ve sükûnun o muhteşem mutluluğunu iç dünyanızda yaşamaya başlarsınız. Ulûl’elbab makamı, ihlâs makamı ve salâh makamı bu özelliklerin makamıdır. Allah’a teslim olmak, insanı iç dünyasında mutlak bir huzura kavuşturur. Neden? Birincisi içinizdeki savaş bittiği için. İkincisi hem nefsiniz hem de ruhunuz, Allah neyi emretmişse sadece onu yapmayı ister ve de mutlaka yapar. Emirleri yerine getirdiğiniz için Allah da sizi mükâfatlandıracaktır, içinize bir huzur verecektir. Ruhunuz da nefsinize inşirah verecektir. Allah’ın her dediğini yerine getirdikçe iki defa huzuru yaşayacaksınız. Nefsiniz de ruhunuz da, Allah’ın yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyecektir. Yasakları işlemediğiniz zaman iki defa gene huzuru yaşayacaksınız. Öyleyse siz üç ayrı sebepten dolayı sonsuz bir iç dünya mutluluğunun içindesiniz. İç dünyanızda içinizdeki kavga bittiği için bir, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmenin huzurunu yaşadığınız için iki, yasak ettiği hiçbir fiili işlememenin huzurunu yaşadığınız için üç. Hiçbir şekilde mutluluğunuzun kesilmesi mümkün değildir. İşte mutluluk, kesintisiz mutluluk, iç aleminizdeki mutluluk böyle oluşur. Sevgili okuyucular şimdi dış aleminizdeki mutsuzluğa gelelim. Başlangıçta neden mutsuzsunuz? Çünkü etrafınızda birçok insan var. Ve nefsinizdeki afetler dolayısıyla onlara sık sık yanlış davranışlarda bulunursunuz. Bunun belki farkına bile varmazsınız, belki varırsınız ve belki kasten yaparsınız, onlara zulmedersiniz. Her zulüm oluştuğu anda, mutlaka bunun huzursuzluğunu yaşarsınız. Zulmettiğiniz kişiler sizden intikam almak isterler. Fırsat bulurlarsa intikamlarını alırlar. O zaman da üzülürsünüz. Şiddetle onlardan intikam almak istersiniz. Alabilirseniz bir günah işlediğiniz için gene üzülürsünüz. İntikamınızı alamazsanız, bu seferde stress oluşur, bu sebeple gene üzülürsünüz. Yani hep üzülürsünüz. Ama daimî zikre ulaştığınız zaman, hiç kimseye zulmedemezsiniz (nefsinizde afetler kalmadığı için). Bu sebeple huzursuz olmanız söz konusu değildir. Hiç kimse sizden intikam alamaz, çünkü onlara zulmetmeniz mümkün değildir. Gene mutlusunuz. Kimseden intikam almıyacağınız için de mutsuz olmazsınız. Stress oluşması da mümkün değildir. Daima kesintisiz bir dış dünya mutluluğu yaşarsınız. Allah’ın emirlerine gelince, hem onları yerine getirmediğiniz için başlangıçta hep mutsuz olursunuz, hem de yasak ettiği fiilleri işlediğiniz için. Ama daimî zikre ulaşıpta İslâm olmayı başarırsanız, nefsinizde afetler kalmadığı cihetle, hem Allah’ın bütün emirlerini eksiksiz yerine getirdiğiniz için, hem de yasak ettiği hiçbir fiili işlemediğiniz için kesintisiz bir mutluluk yaşarsınız. Dünya mutluluğunu 3 teslimi tamamladığınız zaman, yani İslâm olduğunuz zaman kesintisiz olarak 3 aleminizde birden yaşarsınız. Bu ise İslâm olmaktır. Öyleyse İSLÂM MUTLULUKTUR. Hepinizin sonsuz mutluluklara ulaşmanız için dualar ederek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun. ![]() Düzenleyen: vuslat33 , 27-07-2008 - 03:16. |
| |
| Konu Araçları | |
| |