![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Bu dünyada (îmân edip) iyilik edenlere, (her iki cihanda) iyilik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Takvâ sâhiblerinin yurdu gerçekten ne güzeldir! (O yurt) girecekleri Adn Cennetleridir; (ki) altlarından ırmaklar akar, orada kendileri için ne isterlerse vardır. İşte Allah, takvâ sâhiblerini böyle mükâfâtlandırır! NAHL 30-31 İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın." Mâide, 2 Efendimiz (asm) buyurdular "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdemdensiniz ve Âdem de topraktandır. Allah'ın yanında en üstün olanınız takvası en fazla olanınızdır. Araplarla Arap olmayanların birbirine karşı üstünlüğü ancak takva iledir." (Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi'l-Arab, Mısır 1962, I, 157) "Allah'a karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ederim." (Ebu Davûd, Sünen, 5; Tirmiz, İlim, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 325) "İnsanın Cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun Allah'a karşı duyduğu takvasıdır." (Ahmed b. Hanbel, II, 392, 442) "Müminin keremi, takvasıdır." hz. Ömer (r.a.) Ebubekir Hazretleri çok zaman korkudan sesini kısar sessiz konuşurdu efendimizle sallellahü aleyhi vesellem.. ne dedin ya ebabekr demese bazen dedigini anlayamazdı.... bunun sebebi hucurat suresindeki Rabbimizin tehtidi idi.... bismillahirrahmanirrahim... 2 - Ey iman edenler!Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider. cenab-ı Hak cümlemize böyle bir takva nasip etsin... dipnot: cennetyolu sitesinden değerli hocamızın yazdıklarından alıntıları paylaşcam inşaALLAH..RABBİM istifade edebilenlerden eylesin... ibrahim edhem hazretleri buyurur ki... "bir gün bagdaş kurmuş oturmuştum... kulagıma bilmedigim yerden bir ses geldi.... ey ibrahim sultanın önünde böyle de oturulur mu? öyle utandım ki bir daha ömrüm boyunca bagdaş kurmadım." Pazar yerinde gezerken İmam-ı Azam hazretleri tırnak büyüklügünde birçamur elbisesine sıçrar. büyük imam hemen o çamuru yıkamaya başlar. ya imam derler yanındakiler... belli bir miktarda necasete bize ruhsat vermiştiniz ama bakıyoruz ki bize söylediginizin çok daha küçügü için siz hemen temizlik yapıyorsunuz.. İmam-ı AZAM Ebu Hanife hazretleri dinledikten sonra yanındakileri şu cevabı verdi.. "EVET ÖYLEDİR... SİZE SÖYLEDİGİM FETVA...YAPTIGIM İSE TAKVADIR.." Rabbimiz bizleri de fetvadan takvaya ulaştırsın.. Ebu Talha Hazretleri Medine'de kendine ait hurma bahçesinde namaz kılarken kuş sesleri ve cıvıl cıvıl bahçedeki manzara, bir an kendisini gaflete düşürür. ve namazın kaçıncı rekatında oldugunu şaşırtır. namaz sonunda Talha Hazretleri efendimiz s.a.v. gelerek "YA RASÜLELLAH...! S.A.V. ben hurma bahçemi sadaka ediyorum. çünkü beni namazımda oyaladı ve gaflete düşürdü. onu istediginiz yere sarfediniz efendim." buyurmuştur. |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Ebul Hasan-elHarkani hazretleri.. vefatına yaklaştıgı günlerde vasiyetinde şunları söylemiştir. "Kabrimi derin kazın.yatacagım yer hocam Beyazıd-i Bistaminin mezarından daha asagıda bulunsun." Bir Allah Dostu "ben Birgün Bir Günah Işledim.. Kaç Senedir Agliyorum "buyurdu ... Ne Günahi Dediler... O Da: "olan Birşey Için Sadece Bir Kez Keşke Olmasaydi" Demiştim Buyurdular. Ali Bin Musa Rıza Hazretleri Bayagı Esmer Bir Veli İdi. Evinin Dibindeki Hamama Bazen Giderdi. Hamam Sahibi İse O Gelince Saygıdan Hamamı Boşaltır Ona Hizmete Verirdi. Kendisi de Rahatsız Olmasın Diye Kapıda Beklerdi. Günlerden Bir Gün Aynı Hamamın Kapısında Beklerken Bir İş Vesilesi İle Kısa Süre Kapıdan Ayrıldı Hamama Geri Gelen Hamamcı Dönünce İçerideki Manzaraya Gözleri İnanamadı. Kendisi Yokken Hamama Bir Köylü Gelmiş İçeriye Girip Hamamdaki Veli Esmer Oldugundan Kendisini Köle Zannedip İş Buyurmaya Başlamıştı. "Onu Ver Bunu Al. Beni Yıka Beni Ovala. " Ali Bin MusA Rıza Hazretleri de Adamın Emrinde Hizmet Ediyor Ve Kim Oldugunu Kibir Olur Diye Açıklamıyordu." ÜVEYS-İ KARANİ HAZRETLERİ BAZILARINCA DELİ ZANNEDİLİYORDU. ÖZELLİKLE ÇOCUKLAR KENDİSİNİ ARASIRA TAŞA TUTUYORLARDI. BİR GÜN YİNE KENDİNİ TAŞA TUTAN ÇOCUKLARA ŞU ŞEKLİDE HİTAB ETTİ. "ÇOCUKLAR İLLA Kİ BENİ TAŞLAMANIZ GEREKİYORSA NE OLUR KÜÇÜK TAŞLAR ATINIZ. ÇÜNKÜ BÜYÜK TAŞLAR BALDIRLARIMI KANATTIGINDAN NAMAZIMA ENGEL OLUYOR" Alim bir zat ölüm döşeginde iken kendisi için aglayan hanımına seslendi: "Ey hanımım benim için aglama ..! zira ben bu günüm için kırk senden beri aglamaktayım... eger aglamak istiyorsan kendin için agla...!" imam-ı Azam hazretleri bir cenaze vesilesi ile bir mahalleye gider. güneş tam tepede öyle yakar ki adeta insanların beyinleri kaynar. herkez kendine göre bir gölgelik bulur kalan sadece bir duvardır. gel derler sen de buraya sıgın... gelmez imam-ı Azam hazretleri.. neden derler cevap şudur: " O DUVARIN SAHİBİ BANA BORCU OLAN BİRİDİR. BORÇLU OLANIN HAKLARINDAN İSTİFADE ETME VE ONDAN YARARLANMA FAİZDİR VE HARAMDIR. BEYNİM KAYNASA BİLE O DUVARIN GÖLGESİNE GİRMEM." İmam-ı Azam Hazretleri birçok hac yapmıştır. bunların sonuncusunda Kabe-i Muazzama'nın içine girip iki rekat namaz kılmıştır. namazın birinci rekatında 15 cüz ikinci rekatında 15 cüz okumuş ve hatim indirmiştir. ve namazın sonunda şu duayı yapmıştır. "Ya Rabbi seni hakkıyla bildim ama hakkıyla ibadet edemedim. Sen benim seni hakkıyla bilişimden dolayı ibadetlerimdeki eksiklikleri affet..!" bir ses duyuldu Kabe-i Muazzamanın içinde "KULUM SENİ VE YOLUNDAN GELENLERİN HEPSİNİ AFFETTİM. SEN BENİ HAKKIYLA BİLDİN VE BANA HAKKIYLA DA KULLUK YAPTIN...!" feth El-musili Hazretleri Hasta Yataginda Açliktan Kivranirken. Rabbine şu şekilde Seslendi.. "yarabbi...! Beni Hastalik Ve Açliga Müptela Edip Imtihan Ediyorsun. Hastalik Ve Fakirlik Velilerin Halidir Ki Bana Verdigin Bu Kiymet Için Sana Hangi Amelimle Hamd Edeyim Bilemiyorum." Hazreti Ömer efendimiz R.A selman-ı farisi efendimizi sıkıştırmış soruyordu... sen bilirsin benim ayıplarımı söyle.. "efendim dedi. sofranıza iki katık koydugunuzu ve biri gece biri gündüz iki elbiseniz oldugunu duymuştum. bundan başka hakkınızda bir ayıbınıza rastlamadım dedi. bunun üzerine bir Elhamdülillah çeken Ömer efendimiz. "Onları terk edeli bayagı oldu" Diyerek çok için için sevindi |
| |
| | #3 |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,158
| sanırım devam edecek bir konu ... şimdi çok yoruldum bu mesajla sabitlemiş oldum kısmetse sonra okuyacağım inş. |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| |
| |
| | #5 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| M. bin Vasi hazretlerinin ayagında çıban çıkmıştı. arkadaşı ona "Bu çıbandan dolayı sana acıyorum" dedi cevap olarak mübarek Zat "FAKAT BEN BU ÇIBAN ÇIKTIGINDAN BERİ İYİ Kİ GÖZÜMDE ÇIKMADI DİYE A ŞÜKREDİYORUM" buyurmuş.. CEVHERE BERÂSİYYE HAZRETLERİ ANLATIR.... "Bir gece rüyâmda bana Cennet'te bir köşk gösterdiler. Burası kimin için hazırlandı diye sordum. Bana; "Burası gece kalkıp Kur'ân-ı kerîm okuyanlar içindir." denildi. Bundan sonra geceleri uyumayıp Kur'ân-ı kerîm okumaya ve gece ibâdetine devâm ettim." dedi. Dehhâk bin Müzâhim, bir Cumâ gecesi mescide gitmek üzere evden çıktı. Mescide vardığında bir gencin secdede ağladığını gördü. O genç secdede bir şeyler söylüyordu. Dinlemek için yanına yaklaştı. Allahü teâlâya şöyle niyaz ediyordu: "Ey Celâl sâhibi olan Allah'ım! Sana güveniyorum. Maksadı sen olan kimseye ne mutlu. Ne mutlu o kimseye ki, senden korkar. Sıkıntısını derdini sana arz eder. O, senin sevginle dertlenmiştir. Hava kararıp, yalnız kaldığında, sana yalvarıp, yakarır ve sen onun dileklerini duâsını kabûl edersin. "Ey Celâl sâhibi olan Allah'ım! Sana güveniyorum." diye ağlayarak tekrarladıkça, Dehhâk bin Müzâhim de ağlamaya başladı. O sırada şöyle bir ses duyuldu: "Lebbeyk ey kulum! Sen benim himâyemdesin. Bütün dediklerini işittim. Senin sesine melekler âşıktır. Bütün günahlarını affettim." Daha sonra Dehhâk bin Müzâhim, ona selâm vererek; "Allahü teâlâ seni ve geceni mübârek eylesin. Sen kimsin?" dedi. "Râşid bin Süleymân'ım." deyince onunla karşılaşmayı çok i stediğini hatırladı. Ona; "Bizimle berâber olmanız mümkün mü?" diye sorunca; "Çok zor. Âlemlerin Rabbine yakın olmak, O'na yalvarmak lezzeti varken, mahluklarla berâber olunur, onlarla yakınlık kurulur mu?" dedi ve gözden kayboldu. |
| |
| | #6 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Ebu Zer Gıfârî, ashâb-ı kirâmdan bazılarını kınayarak şöyle buyurmuştur: 'Siz Hz. Peygamber zamanındaki hâlinizi değiştirdiniz. Bakıyorum da sizin için arpa unu eleniyor. Oysa Hz. Peygamber zamanında unun elenmesi diye birşey yoktu. Siz ince ekmekler pişiriyor, sofranızda iki katık bulunduruyorsunuz. Sizin için çeşit çeşit yemekler hazırlanıyor. Bazılarınız sabahleyin bir elbise, akşam başka bir elbise giyiyor. Oysa siz Hz. Peygamber zamanında böyle değildiniz' medine fakirleri mutemadiyen bir kişi tarafından geceleri doyuruluyordu. doyuranın kim oldugunu bilen yoktu...... ne zaman ki o kişi vefat etti... yıkanırken sırtındaki çuval izleri ve nasırlardan anlaşıldı ki.... her gece fakirlere sırtında erzak taşıyan zat bu kişi idi.... o kişi Hazreti Hüseyinin oglu ZeynelAbidin'di.....r.a.... Selmân-ı Fârisî hazretleri gecelerini namaz ve ibâdetle geçirirdi. Çok namaz kılmaktan dolayı yorulduğu zaman, "Sübhânallah, Elhamdülillah, Allahü ekber, Lâ ilâhe illallah" gibi tesbîhle vakitlerini geçirmeye çalışırdı. Bundan da yorgunluk meydana gelince, Allahü teâlânın celâlini ve azametini, büyüklüğünü düşünürdü. Bir müddet tefekkürden sonra, nefsine; "Epeyce dinlendik, rahatladık." der, tekrar namaza dönerdi. Gece bitinceye kadar bu şekilde meşgûl olurdu. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, otuz sene cemâatle namazda ilk tekbiri kaçırmadı. Namazda kalbine dünyâ düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardı. Dâimâ Allahü teâlâyı hatırlardı. Her gün 400 rekat namaz kılardı. Otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibâdetle meşgûl oldu |
| |
| | #7 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| "benim uyku ile ne işim var.... gündüzleri uyursam müslümanlara... gece uyursam nefsime haksızlık yapmış olurum.." Hz. Ömer r.a. "yerden toz kalkmaması için yere sıva yapılabilir. fakat duvarları alçı ile sıva yapmak çok süslü bir iştir. ve çirkindir." Ahmed bin hanbel Celâleddîn Tebrîzî, kırk sene gündüzleri hep oruç tuttu. On günde bir kendi ineğinden sağdığı sütten bir mikdâr içer, başka hiç bir şey yemezdi. Bütün gecelerini namazla geçirirdi. Gecede bin rekat namaz kıldığı olurdu. Bir zâta ´Sana zulmedene beddua et!´ denildiğinde ´Ona beddua etmekten beni onun için üzülmek alıkoymaktadır!´ dedi |
| |
| | #8 |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,158
| hımm..çok güzel bir konu olmuş emeğine sağlık... sitede buna benzer bir konu vardı ama aynısı değil . sen devam ettiğin müddetçe takipteyim inş |
| |
| | #9 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| allah razı olsun gerçekten çok güzel bir konu... her birini teker teker okudukça her şeye üzülüyorum... bu konuyu kesinlikle takip edeceğim inşallah... |
| |
| | #10 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Bir gün câmide vâzında abdest almanın fazîletlerini anlatırken, alınan abdest suyu ile günahların döküldüğünü söyledi. Cemâat arasında bulunanlardan birinin kalbine, bu nasıl olur diye bir düşünce geldi. O zaman Bahşî Halîfe kollarını sığayarak dirseklerine kadar havaya kaldırdı ve; "Böyle olur." dedi. Cemâat, Bahşî Halîfe'nin kollarından nûr fışkırdığını gördü. Bu yüzden Akbilek lakabı verildi. Bir Cumâ günü Cumâ namazı kılmak için mescide gitmiştim. Önümdeki safta vekarlı, huşû' sâhibi bir zât gördüm. Devamlı namaz kılıyordu. Cumâ namazının başlamasına kadar nâfile namaz kıldı. Heybetinden, kalbimde ona karşı bir muhabbet hâsıl oldu. Sonra Cumâ namazı kılmaya kalktık. O gördüğüm zât, tedirgin bir hâlde elbisesine bürünerek, hep kendini birinden gizliyordu. Namazdan sonra sebebini sordum. Şöyle dedi. Benim bir zâta borcum var. Bu sebeple mahcûbiyetimden böyle yapıyorum, dedi. Kime borcun var dedim. Şu arkamda duran zâta dedi. Meğer alacaklı olan zât, Da'lec bin Ahmed imiş. Bu sözleri Da'lec bin Ahmed'in o safta bulunan bir arkadaşı işiterek, gidip durumunu ona anlattı. Da'lec bin Ahmed de, bu zâtı evine getirmesini söyledi. Evine gittiklerinde yemek ikrâm edip, borçlu zâta; "Senin borcun unutuldu." diyerek alacağını bağışladı. Ayrıca beş bin dirhem de hediye verdi ve; "Mescidde beni görüp, borçlu olduğundan dolayı üzülüp sıkıntıya düştüğün için hakkını helâl et." dedi. "İmâm-ı Busayrî hazretlerine, ömrünün sonuna doğru felç hastalığı geldiğinden, bedeninin yarısı hareketsiz kaldı. Allahü teâlâya, hastalığına şifâ vermesi için Resûlullah'ı vesîle edip çok duâ eyledi. İnsanların en üstünü olan Peygamberimizi öven meşhûr kasîdesini hazırladı. Rüyâda Resûl-i ekreme okudu, çok beğendiler, hoşlarına gitti. Üzerlerinde bulunan mübârek hırkasını çıkarıp, İmâm-ı Busayrî'ye giydirdiler. Bedeninin felçli yerlerini mübârek eli ile sığadılar. Uyanınca, vücûdu sıhhate kavuşmuş idi. Ayrıca Peygamber efendimizin rüyâda giydirdiği hırka-i seâdet de üzerinde idi. Bunun için bu kasîdeye Kasîde-i Bürde denildi. Bürde; hırka, palto demektir. İmâm-ı Busayrî sevinerek sabah namazına giderken, yolda, Allahü teâlânın sevgili kullarından evliyâ bir zâta rastladı. O evliyâ zât, İmâma; "Ey Busayrî, kasîdeni dinlemek isterim." dedi. "Benim kasîdelerim çoktur. Hepsini herkes bilir." dedi. O zât; "Kimsenin bilmediği, bu gece Resûlullah'a okuduğunu istiyorum." deyince, bunu hiç kimseye söylemedim. Nereden anladın?" dedi. O zât da, İmâmın rüyâsını, olduğu gibi haber verdi. Muhammed bin Vâsi birgün... Basra vâlisi Bilâl bin Ebû Bürdenin ... Kader hakkında görüşün nedir? suâline -Etrafındaki mezarlıklara bak, onlar kader ile meşgûl değiller? cevâbını verdi. Nasılsınız ey Muhammed bin Vasi hazretleri? dediler. -Ecelim yakın, emelim sonsuz, amelim kötü. cevâbını verdi. |
| |
| Konu Araçları | |
| |