![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Aşkı Tanımlayana Aşk Olsun! ![]() Anlatımlar de değişmedi "Aşk kaydında olan kişi Baş kaydında değildir” (Mevlana) Yani aşk; bir kapı, bir koridor, bir yastık kadar basit bir şey değildir. Sadece bir “şey” değildir. Yanmayan kalorifere kızan, radyo kanalı ararken bile sabırlı olamayan, bir market kuyruğunda öne geçme planları yapan kişi, beşinci viteste iki yüz yapıp uzaklaşıyor demektir aşktan. “Aşk mıdır can u dil mülkünü yağma eyleyen Aşk mıdır sinem içre gelip ca eyleyen Aşk mıdır boynuma takıp bela zincirini Gezdirip mecnunleyin âlemde rüsva eyleyen” (Muhubbi) Yani aşk sabah evden çıkarken sırtınıza geçirdiğiniz gri bir ceket gibi kolayca çıkarılıp fırlatılmaz. Anneniz gibi siz nazlanınca müsamaha gösterip nazınızı çekmez. Bir kasetin A–1 şarkısı gibi dinleyip ağladıktan sonra “stop” düğmesine basılıp durdurulmaz aşk. Aşk hep başa sarar kendini. Saçları iki belik değildir aşkın; alabildiğine uzun ve dağınıktır ve tarak geçmeyecek kadar da gürdür. Okşamaya gelmez, dolaşıklığı açılsın istemez, pasaklı bir kız çocuğu gibi ayaklarınızın altında gezinir durur. Bir çubuk makarnayı bile çatalına dolayamayan biri onun saçlarını taramaya nasıl talip olabilir? “Bir katreyim ama yine Ummanlara doymam Topraklara, yapraklara, insanlara doymam Hem ateşlere, hem nura hem zindanlara doymam Ağlat beni inlet beni ta haşre kadar yak” (Yaman Dede) Yani sabah kalkınca dudağınızdan dökülen bir mırıldanmayı istemez o, senfoniler ister, ağıtlara karışıp tellere dolanmak ve her ağızdan duyulmak ister. Mp3 ler gibi tek dokunuşla içini dökmez o. Kendini bir yüzle gizler. Duraktaki, pazardaki, okuldaki çoğu yüz aşkı maskeler. O maskeler ki; ya bir otobüsün en arka koltuğunda yahut bir yağmurun ıslattığı kaldırımda, bir çiçek tomurcuğunda, bir şiirin en içli mısrasında düşüverir. Ama bir okulun kapısında peruklar düşerken, ağzı salyalı bir öğretim görevlisinin yüzü asla ona perde değildir. “Aşk bir şuledir ki, parlayınca maşuktan başkasını yakar mahveder” (M.İkbal) Yani bir elektrik düğmesine dokunmak kadar basitçe yanmaz aşkın ışığı. Aşk elindeki ampule senin duy olmanı bekler. Elektriğe sen çarpılacaksın ki o ışıldayacak. Jelâtin parlaklığı ile kandıramazsın onu, aşk yansımayı sevmez. “Ateşi hicrinle can durmaz figana başlar Kaynayıp akar ol ateşle gözümden yaşlar Ateşim yaşım iniltim can içinde gizlidir Zahirimde yok içimde hasıl oldu yaşlar” Pimi çekilmiş, ya da patlaması “an”a kurulmuş bir bomba taşır kalbinin üstünde her aşık. Kirk-box ringine çıkmış bir cin ali cesaretine bürünmüştür ve yenileceğini bile bile hüzün ve eleme karşı tekmeler savurur. Her gece ayrılık acısı ile solup buruşmuş yüz, her yeni güne çikolata yiyip mutluluk hormonu salgılayan bir obez gibi sırıtarak başlar. “Cihanı hiçe satmaktır adı aşk Dökülüp varlığa gitmektir adı aşk Bela yağmur gibi gökten yağarsa Başını ana tutmaktır adı aşk” (Eşrofoğlu Rumi) Yani aşk; sabaha kadar testere ile ikiye bölünür, akşama kadar sabır dikişleri ile yeniler kendini. Düz yolları, düz çizgileri sakin nehirleri sevmez hep türbülanslı uçuşlar ister. Boşluğa düşer, kâh boşluk ona düşer. Siyah giymeye, intihar etmeye meyilli gibi durur aşk. Onu bu eğilimden kurtarıp beyaza boyamak ve ebedi bir hayatı muştulamak senin aşkı layık olan yere kaldırmanla mümkündür. En son ne zaman baktın gökyüzüne? Hatırlamıyorsan senin kalbin aşkın çekiminden sıyrılıp bu dünyanın çekimine yenilmiş demektir. “Aşk imiş ışık veren âşıklara Aşk imiş ateş veren yanıklara Aşk imiş derde bırakan âdemi Aşk imiş deva veren âşıklara” Yani aşk ten kafesini mesken edinen iyi huylu bir misafirken ve soylu bir efendi ona hükmederken, ifşa edilip dökülünce dudaktan, aşkın şaklabanı olur aşık ve efendilikten soyunur, kırılıp dökülür cennetteki yerinden. Bir “dalga geçme aparatı” haline gelir ve günaha yürüyen dalları budanmazsa, bir gözaltı torbası, bir kutu antideprasan ilacı olarak sana geri döner. “Aşk ki kalbe gıdadır. Ne yenir ne yutulur. Bir demir leblebidir çiğneyebilene aşk olsun” (Şinasi) Yani efendim aşk kemirir durur insanın içini. İki lokma ekmek yenince bastırılmaz, bir bardak su içince söndürülmez. Üç dört eki olan bir gazete gibi her sabah eşiğinizde beliriverir. ßir Ayşegül Genç yazısıdır .. |
| |
| | #2 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 1,261
| Alıntı:
Hz.Mevlana.. ARO pincico | |
| |
| | #3 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 1,071
| Emeğine sağlık kardeşim |
| |
| | #4 | |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,158
| Alıntı:
ciddi düşüncelere saldı bu söz beni...... tam olarak ifade ettiği anlam kapladığı alanla bağdaşmıyor kesin. beni düşündürense daha sı... baş kaydında değildir ? ? ? | |
| |
| | #5 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,392
| Alıntı:
aşık olanın aklı başında değildir gibi bişey olabilir..... ALLAH razı olsun pincico | |
| |
| | #6 | |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,158
| Alıntı:
çünkü söyleyen çok ama çok derin bir zat-ı muhterem. basit bir anlamdan daha fazlası daha derin bişeyler var gibi geldi bana....ondan öyle dedim. | |
| |
| | #7 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,392
| anladım ablam haklısın h.z. mevlana dediğine göre daha derin manalar gizlidir muhakkak |
| |
| | #8 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Aşk,çok yoğun sevmek ama kavuşamamaktır. okuyup yorumlayan kardeşlerden allah razı olsun... |
| |
| | #9 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| “Aşk bir şuledir ki, parlayınca maşuktan başkasını yakar mahveder” (M.İkbal) ellerine sağlık pincoco... allah razı olsun... |
| |
| | #10 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Aşk ki kalbe gıdadır. Ne yenir ne yutulur. Bir demir leblebidir çiğneyebilene aşk olsun” (Şinasi) Aşk budur işte ... |
| |
| Konu Araçları | |
| |